İMAM HÜSEYİN (A.S)


ŞİİRLER

SÖZLERİNDEN - "KIRK HADİS"

FAZİLETLERİ VE SİRESİ HAYATI

KISACA İMAM HÜSEYİN (A.S)’IN

 HAYATI, FAZİLETLERİ,

SİRESİ  VE SÖZLERİ

Bismillahirrahmanirrahim

 

Yaratıklarında ortağı olmayan, azametinde benzeri bulunmayan, rüzgarı estiren, sabahı karanlıktan yarıp çıkaran, kudretiyle birlikte affı, gazabıyla birlikte büyük sabrı olan, yaratan, rızk veren, fazl ve nimet sahibi olan, izzetiyle izzetlileri mağlup eden, azametliler O’nun azameti karşısında boyun eğen, kudretiyle istediğine yetişen, çağırırken icabet eden, isyan edildiği halde ayıpları örten, verdiği nimetlere karşılık şükretmedikleri halde büyük nimetler bağışlayan, korkanlara güven veren, mustaz’afları yücelten, zorbaların belini kıran, zalimleri cezalandıran, imdat dileyenlerin imdadına yetişen ve muhtaçların mercisi olan Allah’a hamt ediyor, tesbih ederek de O’nu anıyorum.

Hz. Muhammed (s.a.a)’in de O’nun elçisi, peygamberlerinin sonuncusu ve yaratıklarının en üstünü olduğuna şehadet ediyorum; yine Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’inin Allah’ın seçkin kulları, O Hazretin nur-u dideleri, ümmetin kurtuluş gemileri, ihtilaftan korunabilmek için de birer vesile ve hüccetler olduklarına tanıklık ediyorum. Allah’ım, ben O’nların dostlarıyla dost, düşmanlarıyla da kıyamete dek düşmanım. Allah’ım O’nlara salat ve selam gönder, O’nların hedeflerini gerçekleştir, O’nların düşmanlarını ise yeryüzünden silip at.

Ehl-i Beyt’in beşinci ferdi olan İmam Hüseyin (a.s)’ı tanımanın en güzel yolu, Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt’inin O’nun hakkındaki hadisleri ve kendisinin de buyurmuş olduğu sözleri teenni ile canı gönülden okumak ve onların üzerinde iyice düşünmektir. Biz bu hedefle hareket ederek bu mukaddimede ilk önce İmam Hüseyin (a.s)’ın faziletlerinden örnekler nakledeceğiz, sonra İmam (a.s)’ın kendi sözleriyle kıyamının sebeplerini açıklayacağız ve daha sonra İmam (a.s)’a ağlamak ve O’na yas tutmakla ilgili hadisleri Ehl-i Sünnet ve Şia kaynaklarından aktarmaya çalışacağız.

İmam Hüseyin (a.s)’ın Faziletlerinden Örnekler

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim; Hüseyin’i seveni Allah sevsin.” [1]

Resulullah (s.a.a) bir gün İmam Hüseyin’in elinden tutarak şöyle buyurdular:

“Ey cemaat! Bu Hüseyin bin Ali’dir; O’nu tanıyın; canım elinde olan Allah’a andolsun ki Hüseyin cennettedir, O’nu sevenler de cennettedir, O’nu sevenleri sevenler de cennettedir.” [2]

Bir gün İmam Hasan’la İmam Hüseyin (a.s) anneleriyle birlikte Resulullah (s.a.a)’i görmek için Aişe’nin evine gittiler. Resulullah (s.a.a) uyumuş olduğundan dolayı Fatıma (a.s); “Şimdi ceddiniz yatmış, başka bir saatte Hazretin yanına gelelim” buyurdular. Ama İmam Hasan’la İmam Hüseyin; “Biz ceddimizden ayrılamayız” diyerek birisi Resulullah’ın sağ kolu, diğeri ise sol kolu üzerinde yattılar. Fatıma (a.s) O’nların yattığını görünce kendi evine döndü. İmam Hasan’la İmam Hüseyin (a.s) uykudan ayılınca Aişe’den annelerinin nerede olduğunu sordular, o da; “Siz yattığınızda evinize döndü” dedi.

Bunun üzerine İmam Hasan’la İmam Hüseyin (a.s) karanlık ve şimşekli olan o gecede evden dışarı çıkıp gittiler...

Resulullah (s.a.a) uykudan uyanınca onların oraya gelip yalnız başlarına evlerine döndüklerini öğrenince, hemen Fatıma (a.s)’ın evine gitti. Ama onları orada bulamayınca onları aramaya koyuldu; nihayet onları Beni Neccar bahçesinin önünde yatmış olarak gördü; derken İmam Hasan’ı sağ omzuna, İmam Hüseyin’i de sol omzuna alarak eve doğru hareket etti. Bu arada İmam Ali (a.s) da Resulullah’a ulaştı. Ashaptan bazıları da Resulullah’la karşılaştıklarında; “Babam anam sana feda  olsun, hafif olmanız için torunlarınızdan birini bize verin” dediklerinde, Resulullah (s.a.a); “Siz gidiniz, Allah sizin sözünüzü duydu ve makamınızı tanıdı” buyurarak vermekten kaçınıyordu...

İmam Ali (a.s) da; “Ya Resulellah, anam ve babam sana feda olsun, hafiflemen için onlardan birini bana veriniz” dediğinde Resulullah (s.a.a) İmam Hasan’a dönüp; “Ya Hasan, babanın omzuna gitmek istiyor musun?” diye sordu. İmam Hasan; “Ey dede, vallahi senin omzunu babamın omzundan daha çok seviyorum” dedi. Sonra İmam Hüseyin’e dönerek; “Ya Hüseyin, babanın omzuna gitmek istiyor musun?” diye sordu. İmam Hüseyin de; “Ey dede, ben de kardeşimin dediğini diyorum, senin omzunda olmayı babamın omzunda olmaktan daha çok seviyorum.” dedi. Resulullah (s.a.a) onları öylece omzunda Fatıma (a.s)’ın evine götürdü...” [3]

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Kim cennet gençlerinin efendisine bakmak istiyorsa, Hüseyin bin Ali’ye baksın.” [4]

İmam Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

“Resulullah (s.a.a) namaza durmuştu, Hüseyin bin Ali (a.s) da kenarında idi; derken Resulullah (s.a.a) tekbir getirdi. Ama Hüseyin (a.s) (dili tam açılmadığından) tekbir getiremedi. Resulullah (s.a.a) İmam Hüseyin’in tekbir getirebilmesi için onu yedi kez tekrarladı; yedicisinde İmam Hüseyin de tekbir getirdi; işte bundan dolayı (namaza başlamadan önce) yedi kez tekbir getirmek sünnet oldu.” [5]

Bir gün Resulullah (s.a.a) Fatıma (a.s)’ın evine gidip; “Ya Fatıma, bugün baban senin konuğundur” buyurdular. Fatıma (a.s) cevaben; “Ya Resulellah! Hasan ve Hüseyin benden yiyecek istiyorlar, ama ben onların açlığını gidermek için bir şey bulamadım.” dedi. Daha sonra Resulullah (s.a.a) içeri girip Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Hz. Fatıma’yla birlikte oturdu. Ama Fatıma (a.s) şaşkınlık içerisinde kalmıştı, ne yapacağını bilmiyordu.

Daha sonra Resulullah (s.a.a) yüzünü göğe çevirdi, derken Cebrail nazil olup şöyle dedi: “Ey Muhammed! Aliyy’ul- A’la (yüceler yücesi olan Allah) sana selam söylüyor ve şöyle buyuruyor: ‘Ey Muhammed! Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’e de ki; cennet meyvelerinden hangisini canınız istiyor?”

Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: “Ey Ali! Ey Fatıma, Ey Hasan, Ey Hüseyin! Aziz Allah sizin aç olduğunuzu bildi, o halde cennet meyvelerinden hangisini istiyorsunuz?” Hiç kimse utancığından cevap vermedi. Bu esnada İmam Hüseyin (a.s) şöyle dedi: “Ey baba, Ey Emir’ul- Muminin, ey alemlerin hanım efendisi olan anne, ey kardeş Hasan, sizin izninizle, cennet meyvelerinden sizin için bir şey seçeyim mi?” Hepsi birlikte; “Ey Hüseyin! Sen ne istesen ve bizim için ne seçsen biz ona razıyız.” dediler.

İmam Hüseyin (a.s) sonra şöyle dedi: “Ya Resulellah! Cebrail’e de ki, biz yeni yetişen  hurma istiyoruz.” Resulullah (s.a.a) buyurdular ki; “Allah onu bildi.” Sonra Resulullah (s.a.a); “Ey Fatıma, kalk mutfağa git, hazır olanı bize getir.” buyurdular. Fatıma (a.s) mutfağa gidip üzeri yeşil örtüyle örtülen billurdan bir tabak gördü, içerisinde mevsimi olmayan yepyeni hurma vardı. Onu Resulullah’ın yanına getirdi. Resulullah (s.a.a); “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek o hurmalardan bir tanesini alıp Hüseyin (a.s)’ın ağzına bırakarak; “Afiyet olsun ya Hüseyin” buyurdu, Sonra Hasan (a.s)’ın, sonra Fatıma (a.s)’ın, daha sonra da Ali (a.s)’ın ağızlarına birer hurma bırakarak hepsinin adını dile getirip; “Yiyin, afiyet olsun” buyuruyordu...” [6]

İmam Hüseyin’in Kıyamının Sebepleri

İmam Hüseyin (a.s)’ın kıyamının sebeplerini O’nun kendi sözlerinde aramak gerekir. İmam Hüseyin (a.s)’ın kendisi ne için kıyam ettiğini herkesten daha iyi biliyordu. İmam Hüseyin (a.s) Mervan’nın; “Hemen Yezid’e biat et; çünkü bu iş, hem dinin hem de dünyan için daha faydalıdır” sözüne karşılık şöyle buyurdular: “İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Müslümanlar, Yezid gibi bir hükümdara duçar olduğunda artık İslam’la vedalaşmak gerekir...” [7] 

İmam Hüseyin (a.s) “Beyza” konağında bir fırsat bularak Hürr’ün askerlerine bazı gerçekleri anlatıp kıyam ve hareketinin asıl sebebini şöyle açıklamıştır:

“ Ey insanlar! Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki: “Kim Allah’ın haramını helal bilen, ahdini bozan, Resulünün sünnetine muhalif olan, kulları arasında günah ve haksızlık yapan zalim bir yönetici görür, ameli ve sözüyle ona karşı muhalefet etmezse Allah Teala böyle bir adamı, o zalimi sokacağı yere (cehenneme) sokar.”

Ey insanlar! Bilin ki bunlar (Beni Ümeyye) Allah’ın itaatini terk edip şeytanın itaatine sarıldılar. Fesadı yayıp İlahi sınırları tatil ettiler. Fey’i (Peygamber’in ailesine mahsus olan ganimeti) kendilerine ayırdılar. Allah’ın haramını helal, helalını da haram ettiler. Ben Müslüman toplumu hidayet etmeğe ve onlara önderlik yapmaya, ceddimin dinini değiştiren fasitlerden daha layığım...” [8]

Kays bin Eş’as; “Neden Yezid’e biat etmiyorsun?” dediğinde İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdular:

“Allah’a andolsun ki, ben onlara zillet elini vermeyeceğim; köleler gibi de önlerinden kaçmayacağım.” [9]

İmam Hüseyin (a.s), “Aşura” günündeki ikinci konuşmasında şöyle buyurdu:

“Bilin ki zina zade oğlu zina zade (Ubeydullah bin Ziyad) bizi iki şey; “Kılıç ve zillet” arasında bırakmıştır; zillete gelince o bizden uzaktır; ne Allah, ne Peygamberi, ne de müminler bunu kabul ederler, ne etekleri pâk ve tahir olan anneler (Hz. Fatıma ve Hz. Hatice), ne de izzet-i nefsi olan kimseler alçak kimselerin itaatini kerim kişilerin şahadetine tercih etmeği reva görürler. Bilin ki ben hücceti tamamladım ve size olan inzar görevimi yerine getirdim. Ben aile fertlerimin azalmasına ve yardımcıların da yardım etmemesine rağmen hedefime doğru yürümeğe devam edeceğim.” [10]

İmam Hüseyin (a.s) kardeşi Muhammed-i Hanefiyye’ye verdiği vasiyetnamesinde şöyle yazmıştır:

“...Ben azgınlık, makam, fesat, ve zulüm yapmak için Medine’den ayrılmadım. Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, ceddim Resulullah (s.a.a) ve babam Ali (a.s)’ın yolunda devam etmek için kıyam ettim. Öyleyse kim bu gerçeği benden kabul ederse (bana itaatte bulunursa), Allah’ın yolunu kabul etmiştir; kim de reddederse, Allah benimle bu kavmin arasında hükmedene kadar sabrederim (kendi yolumu tutup giderim); Allah hükmedenlerin en hayırlısıdır...” [11]

Ehl-i Sünnet ve Şia Kitaplarında İmam Hüseyin’e Ağlamakla İlgili Hadisler

Ehl-i Sünnet ve Şia kitaplarında İmam Hüseyin (a.s)’a ağlamak ve O’na yas tutmakla ilgili oldukça çok hadis vardır. Ama biz o hadislerden bir kaçını okuyuculara aktarmaya çalışacağız. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyen, bu konuda yazılmış olan Arapça ve Türkçe kitaplara başvurabilirler. 

Hafız Ahmed bin Hüseyin Beyhaki, Umeyr kızı Esma’dan şöyle naklediyor:

“Hüseyin dünyaya geldiğinde Resulullah (s.a.a) yanıma gelerek; “Ey Esma! Çocuğumu bana getir” diye buyurdu. Ben Hüseyin’i beyaz bir kundağa sararak Resulullah’a götürdüm. Resulullah (s.a.a) onun sağ kulağına ezan, sol kulağına ikamet okuduktan sonra Hüseyin’i bana verdi ve ağlamaya başladı. Resulullah’a; “Anam babam sana feda olsun Ey Allah’ın Resulü, ağlamanızın sebebi nedir?” diye sorduğumda, alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber; “Bu çocuğuma (İmam Hüseyin’e) ağlıyorum” diye cevap verdi...” [12]

Hakim Nişaburi, Haris’in kızı Ümm’ül- Fazl’dan şöyle rivayet ediyor:

“...Bir gün Hüseyin (a.s)’ı Hz. Resulullah (s.a.a)’in yanına götürüp onu Peygamber’in kucağına verdiğimde Hazretin yüzünü diğer tarafa çevirerek ağladığını gördüm. Bunun üzerine; “Ya Resulellah! Anam babam sana feda olsun, size ne oldu (niçin ağlıyorsunuz?) diye sorduğumda şöyle buyurdular:

“Cebrail şimdi yanıma gelerek ümmetimin bu çocuğumu öldüreceğini bana haber verdi... Daha sonra Cebrail Hüseyin’in katligahından kan renkli olan bir avuç toprak bana getirdi.” [13]

İbn-i Sa’d “Tabakat’ul- Kubra” adlı kitabında Aişe’den şöyle naklediyor:

“Resulullah (s.a.a)’in bir gün uyuduğu sırada Hüseyin içeriye girdi ve Resulullah’a doğru yürümeğe başladı. Ben onu Resulullah’dan uzaklaştırıp işimin başına döndükten sonra Hüseyin tekrar iki alem serverinin yanına yaklaştı. Bu sırada Hz. Peygamber ağlar bir şekilde uykudan uyandı. Niçin ağlıyorsunuz? dediğimde; “Cebrail Hüseyin’in şehit düşeceği yerin toprağını bana gösterdi. Allah’ın gazabı onun kanını dökenlere çok şiddetlidir” diye buyurdu...” [14]

Ahmed bin Hanbel Müsned’inde[15] Abdullah bin Neci’den, o da babasından şöyle naklediyor:

“Hz. Ali (a.s) ile Sıffîn savaşına hareket ediyorduk. “Neyneva” denen yere vardığımızda Hz. Ali şöyle seslendi: “Ey Eba Abdillah! (İmam Hüseyin’in künyesi) Fırat nehri kenarında sabırlı ol! Ey Eba Abdillah, sabırlı ol!”

Neci diyor ki: Meselenin ne olduğunu sorduğumda Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdular:

“Bir gün Resulullah (s.a.a)’in yanına vardığımda O’nun ağladığını gördüm ve; “Ey Allah’ın Peygamber’i sizi birisi sinirlendirdiğinden dolayı mı ağlıyorsunuz?” diye sorduğumda şöyle buyurdular:

“Hayır, Cebrail sen gelmeden biraz önce buradan gitti ve Hüseyin’in Fırat nehrinin yanında şehit olacağı haberini bana verdi. Cebrail bana; “O’nun (Hüseyin’in) türbesini görmek ister misin?” dediğinde “Evet” dedim. O da elini uzattı ve bana bir avuç toprak verdi. İşte bu yüzden ağladım.” [16]

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Ali bin Hüseyin (a.s), yirmi (başka bir hadise göre kırk) yıl boyunca babasına ağladı. Önüne ne zaman yemek bırakılsaydı ağlardı. Bir defasında İmam’ın hizmetçisi şöyle dedi:

“Ey Resulullah’ın oğlu, canım sana feda olsun, ben helak olmanızdan korkuyorum.” İmam (a.s) şöyle buyurdular: “Ben üzüntü ve kederimi Allah’a açıyorum; ben Fatıma (a.s)’ın evlatlarının katligahını hatırladığımda, üzüntü nefesimi tıkıyor.”

Başka bir rivayette de kölenin İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s)’a şöyle dediği nakledilmiştir:

“Ey mevlam! Üzüntünüzün son bulma zamanı ulaşmamış mıdır?” İmam (a.s) onun bu sözüne karşılık şöyle buyurdular:

“Vay senin haline! Yakub bin İshak (a.s) peygamber oğlu bir peygamber idi; onun on iki oğlu vardı, Allah Teala onlardan birini gaybete çekince ağlamaktan gözlerine ak indi, gamdan beli büküldü; oysa oğlu dünyada yaşıyordu. Ama ben babam, kardeşim, amcam ve ailemden olan on yedi kişinin etrafımda katledilmiş naaşlarını gördüm; o halde benim gam ve hüznüm nasıl son bulabilir!” [17]



KISACA İMAM HÜSEYİN (A.S.)’IN HAYATI

İmam Hüseyin (a.s), Hz. Ali ve Hz. Fatıma (aleyhim’us selam)’ın ikinci oğludur. Hicretin dördüncü yılı Şaban ayının üçüncü[18] veya beşinci[19] günü Medine’de gözlerini dünyaya açtı. Künyesi Ebu Abdullah’tır; lakapları ise Raşid, Tayyib, Vefî, Zekî, Mübarek, Sibt, Seyyid.[20] ve Seyyid’üş- Şüheda’dır.

İmam Hüseyin (a.s) yaklaşık yedi yıl Resulullah (s.a.a)’in, otuz yıl Emir’ul- Muminin Ali’nin, on yıl da İmam Hasan’ın hayatları zamanında yaşamıştır.[21] Hicretin 50. yılında İmam Hasan (a.s)’ın mazlumca şahadetinden sonra Şiilerin önderliğini üstlenmiştir.[22]

İmam Hüseyin (a.s)’ın imamet dönemi, Muaviye’nin hüküm sürdüğü döneme rastlamaktadır. İmam Hasan (a.s)’ın Muaviye ile yapmış olduğu sulhdan dolayı İmam Hüseyin (a.s) da ona karşı aynı tavrı takınmıştır. Çünkü İmam Hasan (a.s)’ın çabasıyla hakla batıl Müslümanlar için tanınmış ve İslam’ın esası ciddi bir tehlikeye maruz kalmamıştı.

Yezid, babası tarafından Müslümanların başına halife tayin edildiği günden itibaren İslam’ın esası ciddi bir şekilde tehlikeye maruz kaldı. Muaviye, Hicretin 95. yılında oğlu Yezid’i kendisinden sonra halife olarak tayin etmeye karar aldı. Böyle bir işin gerçekleşmesinden emin olması için kendisi daha hayatta iken oğlu Yezid’e halktan biat almak istedi ve herkesten önce kendisi, oğlu Yezid’e biat etti.[23]

İbn-i Sa’d, Tabakat’ında şöyle yazıyor: Hüseyin bin Ali, Yezid’e biat etmeyen şahıslardandı. Sonra şöyle ekliyor: Muaviye hicretin 60. yılında öldüğünde oğlu Yezid hilafet makamına oturdu, halk da ona biat etti.

Sonra Yezid Medine’nin hakimine şöyle bir mektup yazdı: “Halkı çağırarak onlardan biat al. İlk önce Kureyiş’in büyüklerinden başla; onların ilki de Hüseyin bin Ali olsun.” [24]

Medine’nin hakimi İmam Hüseyin’den biat almak isteyince İmam Hüseyin (a.s) cevabında şöyle buyurdular:

“Biz, nübüvvet Ehl-i Beyt’i ve risalet madeniyiz. Yezid ise fasık, şarap içen ve adam öldüren birisidir. Benim gibi birisi onun gibi bir kimseye biat etmez...” [25]

İmam (a.s) başka bir sözünde de şöyle buyuruyor: “Artık İslam’la vedalaşmak gerekir; çünkü ümmet Yezid gibi bir yöneticiye duçar olmuştur...” [26]

Mes’udî şöyle yazıyor: Yezid, ayyaş birisi idi; köpek, maymun ve avcı kuşları besliyordu; içki içiyordu... Onun zamanında, Mekke ve Medine’de şarkı ve gına yaygınlaşmış, halk açıkça içki içmeye başlamıştı.

Onun halka karşı davranışları hakkında da şöyle yazıyor: Firavun, halkın işi hususunda ondan daha adil, yakın ve uzak insanlar hakkında ise ondan daha insaflı idi.[27]

*   *   *

İmam Hüseyin (a.s), Medine’nin ortamını karışık görünce, o şehirde kalmayı câiz bilmeyip hicretin 60. yılı Recep ayının sonuna iki gün kala pazar günü ailesi ve dostlarıyla birlikte Mekke’ye doğru hareket etti.[28]

İmam Hüseyin (a.s), kendi hareketinin hedefini, kardeşi Muhammed bin Haneffiye’ye yazdığı bir vasiyette şöyle açıklamıştır: “...Ben azgınlık, makam, fesat ve zulüm yapmak için Medine’den ayrılmadım. Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, iyiliği emretmek   kötülükten sakındırmak, ceddim Resulullah (s.a.a) ve babam Ali bin Ebi Talib’in yolunda gitmek için o şehirden ayrıldım...” [29]

İmam Hüseyin (a.s), Şaban ayının üçüncü gününün Cuma akşamı (yani beş gün sonra) Mekke-i Muazzamaya vardı.[30]

*   *   *

Kufe halkı, Muaviye’nin ölümü ve İmam Hüseyin (a.s)’ın Yezid’e biat etmekten kaçındığını öğrenince pek çok mektuplar yazıp imzalayarak İmam Hüseyin’i Kufe’ye davet ettiler.[31]

Onlar mektuplarında İmam (a.s)’a şöyle yazdılar: “Biz senin yolunu bekliyoruz, kimseyle biat etmemişiz, senin yolunda can vermeye hazırız, senin için onların Cuma ve cemaat namazlarına katılmıyoruz.” [32]

İmam Hüseyin (a.s) Kufe halkının isteklerine olumlu cevap vererek Ramazan ayının yarısında Muslim bin Akil’i Kufe’ye gönderdi. Muslim’i Kufe’ye gönderdiğinde ona şöyle buyurdu: “Kufe halkının yanına git, eğer yazdıkları doğru olursa, sana kavuşmamız için bize haber gönder.” [33]

Muslim, Şevval ayının beşinci günü Kufe’ye vardı. Onun Kufe’ye gelme haberi şehirde yayılınca on iki bin kişi, diğer bir görüşe göre ise on sekiz bin kişi onun vasıtasıyla İmam Hüseyin (a.s)’a biat ettiler. Muslim bu durumu İmam Hüseyin’e bildirerek İmam’ın Kufe’ye gelmesini istedi.[34]

Kufe’de yaşanan olayların haberi Yezid’e ulaşınca, Yezid ilk etapta Kufe’nin hakimi olan Numan bin Beşiri azledip Ubeydullah bin Ziyad’ı onun yerine atadı[35] ve Muslim bin Akil’i yakalatıp öldürmesini emretti.[36] Diğer taraftan da, İmam Hüseyin (a.s)’ı Mekke’de gafil avlatıp öldürmek için kendi adamlarını seferber etti.

İmam Hüseyin (a.s) bu komplodan haberdar olunca, Beytullah’il- Haram’ın kutsiyet ve hürmetini korumak için hac amellerini aceleyle bitirip hicretin 60. yılı Zilhicce ayının sekizinci günü Mekke’den ayrılıp Irak’a doğru hareket etti.[37]

İbn-i Abbas, Kerbela vakıasından sonra bir mektubunda şöyle yazıyor: “Şunu hiçbir zaman unutmayacağım ki sen, Hüseyin bin Ali’yi Peygamber’in hareminden (Medine’den) Allah’ın haremine (Mekke’ye) sürdün, oradan da onu gafil avlayıp öldürmek için bazı adamlarını gizlice oraya gönderdin. Sonra onu Allah’ın hareminden Kufe’ye sürdün, Hz. Hüseyin, Batha’nın (Mekke’nin) en aziz insanı olmasına rağmen üzgün bir şekilde Mekke’den ayrıldı. Eğer Mekke’de kalarak orada kan dökülmesini isteseydi, Mekke ve Medine halkının hepsinden daha çok taraftarı olurdu. Ama o, Allah’ın evi ve Resulullah’ın hareminin saygınlık ve ihtiramını korudu; ama sen onların hürmetini ve saygınlığını korumadın. Çünkü sen haremde onunla savaşmak için bazı kişileri Mekke’ye gönderdin.”[38]

Ubeydullah, Muslim bin Akil’i ve ona sığınak veren Hani bin Urve’yi Kufe’de yakalayıp feci bir şekilde şehit etti.[39]

Ubeydullah, İmam Hüseyin (a.s)’ın Kufe’ye geldiğini öğrenince İmam’ın ordusunu gözetimi altında tutmak için Hür bin Yezid-i Riyahi’nin komutasında bir orduyu “Kadisiyye” bölgesine gönderdi. Hür bin Yezid, “Şeraf” denilen bir bölgede İmam Hüseyin (a.s)’la karşılaştı, aralarında bazı konuşmalar geçti. İmam (a.s), iki hurcun (heybe) dolusu olan Kufe’lilerin mektuplarını Hür bin Yezid’e gösterdi ve onların kendisini davet ettiklerini söyledi. Sonra kendi yoluna devam etti...

Hicretin 61. yılı Muharrem ayının ikinci günü “Neyneva” bölgesine vardılar. Bu bölgede oldukları vakit İbn-i Ziyad’ın elçisi, Hür bin Yezid’e bir mektup getirdi. Mektubun içeriği şöyle idi: “Bu mektubum sana ulaşır ulaşmaz ve elçim senin yanına gelir gelmez Hüseyin’i baskı altına al ve onu kale ve suyu olmayan bir çöle sür.” [40]

Hür bin Yezid, İbn-i Ziyad’ın emri doğrultusunda İmam Hüseyin (a.s)’ın kafilesini “Kerbela” denen bölgede durdurdu. Ertesi gün Ubeydullah bin Ziyad’ın elçisi olan Ömer bin Sa’d da dört bin savaşçıyla Kerbela’ya geldi.[41]

Şunu hatırlatmak gerekir ki, Hür bin Yezid, İmam Hüseyin’nin şahadetinden önce kendi yaptığından pişman olup tövbe etti ve İmam (a.s)’ı savunma yolunda şahadete erişti.[42]

Ömer bin Sa’d, Aşura gününe üç gün kala, İmam Hüseyin (a.s)’ın kafilesinin suya ulaşmaması için beş yüz süvariyi Fırat nehrini koruması için görevlendirdi.[43]

Muharrem ayının dokuzuncu günü (Tasua), İmam Hüseyin (a.s) ve ashabı, kamil bir şekilde düşman tarafından abluka altına alındılar; öyle ki düşman, İmam (a.s)’ın yardımına hiç kimsenin gelmeyeceğine emin olmuştu.[44]

Tasua akşamı, düşman tarafından savaşın başlaması için saldırı emri verildi. İmam Hüseyin (a.s), düşmanın hareketini görünce kardeşi Abbas bin Ali’ye şöyle buyurdu:

“Kardeşim, -canım sana feda olsun- atına bin de onlara doğru git ve onlara; Sizin amacınız ne, ne yapmak istiyorsunuz?diye sor.”

İmam Hüseyin (a.s)’ın kardeşi Hz. Abbas, onlarla görüşüp konuştu, sonuçta saldırıyı yarına ertelemeyi kabul ettiler.[45]    

Nihayet “Aşura” günü yetişti... Ömer bin Sa’d, otuz bin savaşçıyla saldırıyı başlattı.[46] Otuz iki süvari ve kırk piyadeden oluşan[47] İmam Hüseyin (a.s)’ın ordusu, onların saldırıları karşısında erkekçe direnip yiğitçe savaştılar; hem şehit verdiler ve hem de onlardan öldürdüler. İmam (a.s)’ın yaranlarından kim şehit oluyorduysa yeri boş kalıyordu, ama düşmanın ordusundan bir kişi öldüğünde yerini hemen başka birisi dolduruyordu.

İmam Hüseyin (a.s)’ın ashabının hepsi şehit olunca sıra İmam (a.s)’ın kendi ailesine geldi. Onlardan savaş meydanına ilk ayak basan İmamın aziz oğlu Ali Ekber oldu.[48] Ondan sonra İmam Ali (a.s), İmam Hasan (a.s), Cafer-i Tayyar ve Akil’in evlatları savaş meydanına çıktılar, yiğitçe savaştıktan sonra onlar da şahadet şerbetini içtiler. Hz. Abbas bin Ali (a.s) da onlarla savaşarak İmam Hüseyin’in evlatlarına su getirmek için gayret gösterdiği bir sırada düşmanın kalleşçe saldırısı neticesinde kendi canını İmam Hüseyin (a.s) yolunda feda etti.

“Aşura” gününün en hassas zamanı, Peygamber’in ciğer paresi ve Fartıma’nın aziz oğlunun yardımcısız kaldığı zaman idi. Düşman ordusu, İmam’ı yalnız gördüğü için her taraftan ona saldırıyordu...

Aşura günü orada bulunan Haccac bin Abdullah şöyle diyor: Allah’a andolsun ki, oğlu,  kardeşi, kardeş oğulları, akrabaları  ve yaranları ölüp de onun (İmam Hüseyin) gibi direnişli, sebatlı, şecaatli ve yiğit birisini ben görmedim. Allah’a andolsun ki ondan önce ve ondan sonra onun gibi birisini görmedim. İmam Hüseyin (a.s) düşman ordusuna saldırdığında, kurdun korkusundan kaçan keçiler gibi onlar da İmam’ın sağ ve solundan öylece kaçıyorlardı... Allah’a andolsun ki, Fatıma’nın kızı Zeynep İmam’a taraf yaklaştı... Bu esnada Ömer bin Sa’d da İmam’ın yakınına yaklaşmıştı, Zeynep, İbn-i Sa’d’a hitaben; “Ebu Abdullah (İmam’ın künyesi) öldürülüyorken sen ona mı bakıyorsun?”  dedi.

Devamında şöyle diyor: Ömer bin Sa’d’ın göz yaşlarının yüzüne ve sakalına aktığını ve Zeynep’ten yüz çevirdiğini adeta görür gibiyim ...[49]  Nihayet İmam Hüseyin (a.s) da o zalimlerin eliyle feci bir şekilde şehit edildi .

Tarih kitapları İmam Hüseyin (a.s)’ın çocukları  hakkında çeşitli görüşler belirtmişlerdir; kimisi altı,[50] kimisi dokuz[51] ve kimisi de on[52] çocuğu olduğunu yazmıştır. Çocuklarından Ali Ekber ve Abdullah (Ali Esğer) babalarının yanında şahadete erişmiş ve İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) da Allah’ın emriyle Müslüman’ların dördüncü İmam’ı olmuştur.



İMAM HÜSEYİN (A.S)’IN
FAZİLETLERİ VE SİRESİ

İmam Hüseyin (a.s)’ın Makamı        

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki :

“Hüseyin bendendir; o benim oğlum ve evladımdır, kardeşinden sonra insanların en üstünüdür; o müslümanların  İmamı, müminlerin mevlası, alemlerin Rabb’inin halifesidir; yardım dileyenlerin yardımına koşan, sığınak arayanların sığınağı ve  Allah’ın  yaratıklarına olan hüccetidir; o, cennet gençlerinin efendisi ve ümmetin babıdır (kapısıdır); onun emri benim emrimdir; ona itaat bana itaattir;  ona uyan bendendir; ona isyan eden ise benden değildir.” [53]

İmam Hüseyin (a.s) buyurmuştur ki:

“Resulullah (s.a.a)’in yanına gittim, Ubey bin Ka’b da oradaydı. Resulullah (s.a.a) bana şöyle buyurdular: “Hoş geldin ya Eba Abdullah; ey göklerle yerin ziyneti!” Ubey bin Ka’b; Ya Resulellah, senden başka göklerle yerin ziyneti nasıl olabilir?! Resulullah (s.a.a) cevaben şöyle buyurdular:

“Ey Ubey! Beni hak olarak peygamberliğe seçene andolsun ki, Hüseyin bin Ali’nin göklerdeki makamı yeryüzündeki makamından daha büyüktür. Allah’ın arşının sağ tarafına şöyle yazılmıştır: Hüseyin, hidayet kandili ve kurtuluş gemisidir...” [54]

İmam Hüseyin (a.s)’ın Siyadeti

Allah-u Teala buyurmuştur ki:

 “Bilin ki, Hüseyin, dünya ve ahirette bütün şehitlerin seyyidi (efendisi) ve cennet gençlerinin efendisidir.” [55]

İmam Hüseyin (a.s)’ın Sevgisi

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

“Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim; Hüseyin’i seveni Allah sever.” [56]

İmam Hüseyin (a.s)’ın Mahbubiyeti

Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:

 “Kim, gök ehli yanında yeryüzü ehlinin en sevilenine bakmak istiyorsa, Hüseyin’e baksın.” [57]

Kardeşlerine Sevgi ve Saygısı

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“İmam Hüseyin (a.s), kardeşi İmam Hasan (a.s)’a saygı için asla onun önünde yürümüyor ve birlikte olduklarında da ondan önce konuşmaya başlamıyordu.”[58]

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:

“İmam Hüseyin (a.s), kardeşi İmam Hasan (a.s)’ı ululaması için onun yanında konuşmuyordu. Muhammed bin Hanefiyye de İmam Hüseyin (a.s)’ı ululaması için onun yanında konuşmuyordu.”[59]

Ravi diyor ki:

“Hz. Zeyneb (a.s), İmam Hüseyin (a.s)’ı ziyaret ettiğinde (onun yanına gittiğinde), İmam Hüseyin (a.s) ona ihtiram ve saygı için yerinden kalkıp onu kendi yerinde oturtuyordu.”[60]

İmam Sadık (a.s), babası İmam Bakır (a.s)’dan naklen şöyle buyurmuştur:

“İmam Hüseyin (a.s), her Cuma akşamı (kardeşi) İmam Hasan bin Ali (a.s)’ın kabrini ziyaret ediyordu.”[61]

İyi İşlerin Hepsini Yapması

İbn-i Esir diyor ki:

“İmam Hüseyin (a.s), faziletli bir şahıs idi; çok oruç tutar, çok namaz kılar, çok hacca gider, çok sadaka verir ve bütün hayır işleri yapardı.”[62]

Çok Müstehap Namazlar Kılması

İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s), “Babanın evlatları ne kadar da azdır” diyen birisinin cevabında buyurdular ki:

“Ben nasıl doğduğuma şaşırıyorum; zira babam (Hüseyin (a.s)) her gün ve gece bin rekat namaz kılardı.”[63]

Yaya Olarak Hacca Gitmesi

İbn-i Abbas diyor ki:

“İmam Hüseyin (a.s), bineğini ardından çektiği halde yaya olarak hacca gidiyordu.”[64]

İyiliğe Güzel Karşılık Vermesi

Enes diyor ki:

İmam Hüseyin (a.s)’ın yanında olduğum bir sırada bir cariye gelerek O’na bir demet gül takdim etti. İmam Hüseyin de (karşılık olarak): “Sen Allah yolunda hür ve serbestsin” buyurdular.

Ben Hazrete: “Bir cariyenin değersiz bir demet gül vermesiyle onu azat mı ediyorsun?” dediğimde buyurdular ki: “Allah-u Teala bizi böyle eğitmiştir ve Kur’an’da buyurmuştur ki: “Size bir iyilik edildiğinde, (veya bir selamla selamlandığınızda) siz ondan daha güzeliyle veya aynı ayarda karşılık verin.”[65] O iyilikten daha güzeli, onu azat etmekti (Allah yolunda serbest bırakmaktı).”[66]

Ali İsmini Sevmesi

Ali bin Hüseyin (İmam Zeyn’ul-Abidin –a.s-) buyurmuştur ki:

“Muaviye Mervan bin Hakem’i Medine’ye vali tayin ettiğinde, Kureyş gençlerine hukuk (aylık) belirlerken ben de onun yanına gittim. Bana: “İsmin nedir?” diye sordu. Ben de cevaben: “Ali (Zeyn’ul-Abidin)’dir” dedim. “Kardeşinin ismi nedir?” diye sorduğunda da “Ali’dir” dedim. Mervan: “Ali, Ali mi?! Babanın, çocuklarına Ali’den başka bir isim koymamasından maksadı nedir?” dedi.

Ben babamın yanına dönerek Mervan’ın dediği sözü ona anlattım. Babam Hüseyin (a.s) buyurdular ki:

“Eğer benim yüz tane erkek çocuğum olsaydı, onlardan hiç birine Ali’den başka isim koymak istemezdim?” [67]

Köle Azat Etmesi

İmam Hüseyin (a.s) bir gün müsteraha giderken müsterahın kenarında bir ekmek parçası bularak, onu dışarı çıktığında kendisine vermesi için kölesine verdi. İmam (a.s) dışarı çıkınca köleden o ekmek parçasını istedi. Köle de cevaben: “Yedim” dedi.

İmam (a.s) bunun üzerine: “Sen artık hür ve serbestsin; çünkü ceddim buyurmuştur ki: “Kim bir ekmek parçası bulur da temizledikten sonra onu yerse, ekmek karnına yetişmeden Allah onu cehennem ateşinden kurtarır.” Ben Allah’ın, ateşten azat ettiği (kurtardığı) kimseyi köle ve kul yapamam” buyurdu.[68]

Fakir ve Yoksullara Yardımda Bulunması

Şuayb bin Abdurrahman-i Huzaî diyor ki:

“Aşura günü İmam Hüseyin (a.s)’ın omuzlarında bir iz (siyahlık) görüldü. İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’dan bunun sebebini sorduklarında şöyle buyurdular:

“Bu iz, fakir, yetim ve yoksulların evlerine götürdüğü (deriden olan) azık torbasının bıraktığı izdir.”[69]

Muaviye’ye Karşı Tavrı

İmam Hüseyin (a.s) Muaviye’nin: “Biz, Hücr’ü ve ashabını öldürerek onları kefin-defin ettik” sözüne karşılık buyurdular ki:

“Ey Muaviye! İnsanlar senin düşmanındır. Ama eğer biz senin taraftarlarını öldürmüş olursak, ne onları kefenleriz, ne onlara namaz kılarız ve ne de onları defnederiz!”[70]

İmam Hüseyin (a.s)’ın Halkı Hidayet Etme Yöntemi

İbn-i Şehraşub Menakıb kitabında Ruhayni’den şöyle nakl ediyor:

“İmam Hasan ve İmam Hüseyin (alehim’es selam) abdest almakla meşgul olan yaşlı bir adamın yanından geçerken onun doğru abdest almadığını gördüler, onu rahatsız olmayacak bir şekilde hidayet etmek için abdest konusunda tartışmaya başladılar, onlardan her biri diğerine; senin abdest alman doğru değildir diyordu. Yaşlı adama: “Kimin doğru abdest aldığına sen karar ver” deyip abdest almaya başladılar. “Hangimizin abdesti daha doğrudur?” dediklerinde yaşlı adam şöyle dedi: “Sizin ikiniz de güzel abdest aldınız, ama bu cahil ve yaşlı kişi doğru abdest almadı.” Böylece yaşlı adam rahatsız olmaksızın doğru abdest almayı öğrenmiş oldu.[71]

İmam Hüseyin (a.s)’ın Tevazusu

İbn-i Asakir, Tarih-i Dimaşk kitabında şöyle nakl ediyor: “Bir gün İmam Hüseyin (a.s), abalarını yere sermiş kuru ekmek yemekle meşgul olan bir grup fakir ve yoksulların yanından geçerken onlar İmam (a.s)’ı yemeğe davet ettiler. İmam (a.s) atından inerek; “Allah mütekebbirleri sevmez” deyip onlarla birlikte yemek yemeğe başladı.

Sonra onlara; “Ben sizin davetinizi kabul ettiğim gibi siz de benim davetimi kabul edin “ buyurdu. Onlar da bu daveti kabul ettiler. İmam (a.s) onları evine götürüp cariyesi Rubab’a şöyle dedi: “Azık olarak topladığın şeyleri misafirlere getir.”

İmam (a.s) onları iyice ağırladıktan sonra bir takım hediyelerle onları uğurladı.[72]

İmam Hüseyin (a.s)’ın Hilmi 

İmam Hüseyin (a.s)’ın hizmetçisi, cezalandırılmayı hakkeden bir suç işledi. İmam (a.s) onun tembih edilmesini emretti. Hizmetçi; Ey mevlam: “Ve’l kazimin’el ğayz” (Öfkelerini yenenler) dediğinde, İmam (a.s); “Ondan vazgeçin” buyurdu. Hizmetçi; Ey mevlam: “Ve’l afîne an’in nas” (İnsanları affedenler) dediğinde, İmam (a.s); “Seni affettim” buyurdu. Hizmetçi; Ey mevlam: “Vallahu yuhibb’ul muhsinin” (Allah ihsan edenleri sever) dediğinde de İmam (a.s); “Sen Allah rızası için serbestsin, sana bağışladığım miktarın  bir kaç katı daha senin içindir” buyurdu.[73]

İmam Hüseyin (a.s)’ın Şecaati

İmam Hüseyin (a.s)’ın Aşura günü sergilediği şecaat ve cesaretin eşini hiç kimse görmeyip ve görmeyecektir de. İmam (a.s) Aşura günü, karşısına çıkan herkesi kılıçtan geçiriyordu, böylece düşmandan çok sayıda insanlar öldürdü. Ömer bin Sa’d bu durumu görünce; “Tek tek onun karşısına çıkmayın, hep birlikte ona saldırın” diye emretti.

Bazı raviler şöyle demiştir: “Ashabı, evladı ve bütün aile fertleri ölüp de onun gibi şecaatli savaşan biri vallahi görülmemiştir. İmam Hüseyin (a.s) susuz olmasına rağmen düşman ordusunun hangi semtine saldırıyorduysa adeta çekirgeler gibi onun önünden kaçıyorlardı... Nihayet uzaktan İmam (a.s)’ı ok yağmuruna tutup ne kadar korkak olduklarını kanıtladılar.[74]

İmam Hüseyin (a.s)’in Müminlerin Kalbindeki Aşkı

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Bir gün Peygamber (s.a.a), Hüseyin (a.s)’ı kucağına alarak şöyle buyurdu: “Hüseyin’in şahadeti için müminlerin kalbinde bir aşk vardır, o aşk asla soğumaz.”

Sonra buyurdular ki: “Babam, her gözyaşın maktulü olana (Hüseyin’e) feda olsun.”

 Ey Resulullah’ın torunu, her gözyaşın maktulü nedir? dediklerinde; “Onu anan her mümin, mutlaka ağlar” buyurdular.[75]

Zalimlere Biat Etmemesi

İmam Hüseyin (a.s)’dan Yezid’e biat etmesini istediklerinde şöyle buyurdular:

“Benim gibi birisi, Yezid gibi birisine biat etmez. Fakat biz de, siz de sabahlayalım ve hangimizin hilafet ve biate daha layık olduğunu bekleyelim.”[76]

Zillete Boyun Eğmemesi

İmam Hüseyin (a.s) Aşura günü Kufe halkına hitaben şöyle buyurdular:

“...Bilin ki, zina zade oğlu zina zade (İbn-i Ziyad), beni savaşla zillet arasında bırakmıştır; ona teslim olmak ve zillete boyun eğmek bizden uzaktır.”[77]

İmam Hüseyin’e Aşura Günü Ağlamak

İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:

 “Babam (İmam Kazım) Muharrem ayı girdiğinde, güler görülmezdi¸ on gün geçene kadar gam ve hüzün ona galip olurdu; Aşura günü (Muharrem ayının onu) olduğunda, o gün onun musibet, hüzün ve ağlamak günü olurdu; işte o gün Hüseyin (a.s)’ın öldürüldüğü gündür.” [78]

Aşura Gününün Musibet Günü Oluşu

Abdullah bin Fazl el-Haşimî diyor ki:

“İmam Sadık (a.s)’a dedim ki; “Ey Resulullah’ın torunu! Aşura günü, nasıl musibet, gam ve ağlama günü oldu da Resulullah (s.a.a)’in vefat günü, Fatıma (a.s)’ın ölüm günü, Emir’ul- Muminin Ali (a.s)’ın katledildiği gün ve Hasan (a.s)’ın zehirle öldürüldüğü gün musibet günü olmadı?”

İmam (a.s) cevaben şöyle buyurdular:

“Hüseyin (a.s)’ın musibet günü, diğer günlerin musibetinden daha büyüktür. Çünkü Kisa ashabı, Allah katında yaratıkların en üstünleri idiler; bunlar beş kişi idi. Onların arasından Resulullah (s.a.a) vefat ettiğinde, Emir’ul- Muminin Ali, Fatıma Hasan ve Hüseyin hayatta idiler; halk için bir teselli ve gönül rahatlığı vardı. Fatıma (a.s) dünyadan göçtüğünde, Emir’ul- Muminin, Hasan ve Hüseyin halk için bir teselli ve gönül rahatlığıydılar. Emir’ul- Muminin de şehit olduğunda, Hasan ve Hüseyin halk için bir teselli ve gönül rahatlığıydılar. Hasan (a.s) da öldürüldüğünde, Hüseyin (a.s) halk için bir teselli ve gönül rahatlığı idi. Hüseyin (a.s) katledildiğinde artık Kisa ashabından, halka teselli ve gönül rahatlığı olacak bir kimse kalmadı. Öyleyse onun ölmesi hepsinin ölmesi demekti. Nitekim onun baki kalması hepsisinin baki kalması gibi idi. İşte bundan dolayı İmam  Hüseyin (a.s)’ın musibet günü diğer musibet günlerinden daha büyüktür.” [79]  

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Kim Aşura günü, ihtiyaçları için çalışmayı terk ederse, Allah Teala onun dünya ve ahiret ihtiyaçlarını karşılar. Aşura günü kimin musibet, hüzün ve ağlama günü olursa, Allah Teala kıyamet gününü, onun mutluluk ve sevinç günü kılar ve cennette gözü bizimle aydınlanmış olur. Kim Aşura gününü bereket günü adlandırır ve o gün evi için bir şey stok ederse, stok ettiği şey onun için mübarek olmaz ve kıyamet günü cehennemin en alt tabakasında Yezid, Ubeydullah bin Ziyad ve Ömer bin Sa’d ile haşır olur.” [80]

İmam Hüseyin’in Katline Lanet Etmek

İmam Rıza (a.s) İbn-i Şebib’e şöyle buyurdular:

“Ey Şebib, eğer cennette yapılmış olan odalarda Peygamber ve Ehl-i Beyt’i ile beraber olmak istiyorsan, Hüseyin’in katillerine lanet etmelisin.” [81]

Davud-u Rıkkî diyor ki:

İmam Sadık (a.s)’ın yanında durmuştum, su istedi, suyu içtiğinde gözlerinin yaşla dolduğunu ve ağladığını gürdüm. Sonra şöyle buyurdu:

 “Ey Davud! Allah, Hüseyin’in katiline lanet etsin; Hüseyin’i anmak hayatı gamlı kılır (karartır). Ben her soğuk su içtiğimde Hüseyin’i anıyorum; kim su içip de Hüseyin’i anar ve onun katiline lanet ederse, Allah Teala ona yüz bin hasene (sevap) yazar, yüz bin günahı onun amel defterinden siler, yüz bin derece onun makamını yüceltir, yüz bin köle azat etmiş gibi olur ve Allah Teala onu, kıyamet günü güler yüzlü olarak haşır eder.” [82]          

İmam Hüseyin (a.s)’ı Anmanın Niteliği

Hasan bin Ebu Fahite şöyle diyor:

İmam Sadık (a.s)’a dedim ki;”Canım sana feda olsun! Hüseyin bin Ali (a.s)’ı anıyorum, onu andığımda ne söyleyeyim?” İmam (a.s) buyurdular ki şöyle de: “Sallallahu aleyke ya Eba Abdullah” (Allah’ın selamı sana olsun ey Eba Abdullah) ve bu sözü üç defa tekrarla” [83]

İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:

“Ey İbn-i Şebib, Hüseyin (a.s)’la şahadete erişen kimsenin sevabı kadar sen de sevap elde etmek istiyorsan, onu andığında şöyle de: “Ya leyteni kuntu meahum fe efuze fevzen azima” (Keşke ben de onlarla olsaydım ve büyük bir makama - şahadete- erişseydim.) [84]

İmam Hüseyin’in Musibetini Anmak

İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:

“Kim bizim musibeti anıp da ağlar veya başkalarını ağlatırsa, gözlerin ağladığı gün onun gözü ağlamaz. Kim bizim emrimizin (velayetimizin) ihya edildiği bir mecliste oturursa, kalplerin öldüğü gün onun kalbi ölmez.” [85]

Şair olan Ebu İmare şöyle diyor:

İmam Sadık (a.s) bana: “Ey Ebu İmare! Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir oku”  diye buyurdu. Ben şiir okudum, o da ağladı. Sonra yine şiir okudum, yine ağladı. Allah’a andolsun ki, ben okudukça o da ağlıyordu, hatta evdekilerin de ağlama seslerini duydum.

İmam (a.s) bana buyurdular ki:

“Ey Ebu İmare! Kim Hüseyin bin Ali hakkında bir şiir okur da elli kişiyi ağlatırsa, cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da kırk kişiyi ağlatırsa cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da otuz kişiyi ağlatırsa cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da yirmi kişiyi ağlatırsa cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da on kişiyi ağlatırsa cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da bir kişiyi ağlatırsa cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da kendisi ağlarsa cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da ağlar görünmeye çalışırsa cennet ona farz olur.” [86]

İmam Hüseyin (a.s)’a Ağlamak

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Ey İbn-i Şebib! Birine ağlayacak olursan, Hüseyin bin Ali’ye ağla. Çünkü o bir koçun boğazlandığı gibi boğazlandı ve onun ailesinden yeryüzünde eşleri bulunmayan on sekiz kişi öldürüldü. Onun ölümü için yedi gökle yerler ağladı.”  [87]

Ebu İmare Şöyle diyor:

İmam Sadık (a.s)’ın yanında Hz. Hüseyin (a.s) anıldığı gün, İmam (a.s) o gün akşama kadar kesinlikle güler yüzlü görülmezdi ve; “Hüseyin her müminin göz yaşıdır.” buyuruyordu.[88]

İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:

“Ağlayanlar Hüseyin gibisine ağlamalıdırlar; çünkü ona ağlamak büyük günahları döker (silip yok eder).” [89]

İmam Hüseyin (a.s)’ın Ziyareti

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Hüseyin (a.s)’ın ziyareti en üstün amellerdendir.” [90]

İmam Bakır (a.s) buyurmuş ki:

“Kim yerinin cennet olmasını istiyorsa, mazlumun ziyaretini terk etmemelidir.” Mazlum kimdir? denildiğinde; “Kerbela sahibi Hüseyin bin Ali’dir.” buyurdular.[91]

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Hüseyin (a.s)’ı ziyaret ediniz, ona cefa etmeyiniz (bu hususta kusur etmeyiniz). Çünkü o, yaratıklardan cennet ehli gençlerinin efendisi, şehitlerin ise serveridir.” [92]

Yine İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Allah-u Teala, kime hayır vermek isterse, İmam Hüseyin ve ziyaretinin sevgisini onun kalbine yerleştirir.” [93]

İmam Hüseyin’i Uzaktan Ziyaret Etmek

İmam Sadık (a.s) Sudeyr’e şöyle buyurmuşlardır:

“Ey Sudeyr! Neden Hüseyin (a.s)’ın kabrini her Cuma günü beş ve her gün bir defa ziyaret etmiyorsun?” Ben; “Sana feda olayım, bizimle onun arasında fersahlarca mesafe vardır” dediğimde şöyle buyurdular:

 “Evin üzerine çık, sonra sağa ve sola bak, sonra başını göğe doğru kaldır, daha sonra Hüseyin (a.s)’ın kabrine doğru yönelerek şöyle de: “Es-Selamu aleyke ya Eba Abdillah! Es-Selamu aleyke ve rahmetullahi ve berekatuh” ( Selam olsun sana ey Eba Abdullah! Allah’ın selam, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun). Böyle yaptığında bir ziyaretin sevabı sana yazılır, bu ziyaretin sevabı da bir hacla umredir.”

Sudeyr diyor ki: Ben (İmam’ın sözünü duyduktan sonra) her gün yirmi defadan fazla bu ziyareti okurdum.[94]

İmam Hüseyin (a.s)’ın Suresi 

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Farz ve müstahap namazlarda Fecr suresini okuyun. Çünkü o sure, Hüseyin bin Ali’nin suresidir. O sureyi okumaya rağbet edin, Allah size rahmet etsin.” 

Mecliste hazır olan Ebu Usame; “Bu sure nasıl sadece Hüseyin (a.s)’a mahsus olur?” dediğinde İmam (a.s) şöyle buyurdular:

 “Allah’ın şu ayetini: “Ey mutmain (tatmin olmuş) nefs! Dön rabbine, O’ndan razı olarak ve rızasını kazanmış bulunarak. Artık kullarımın arasına katıl ve gir cennetime” işitmedin mi? Allah Teala bu ayetten Hüseyin bin Ali (a.s)’ı kastetmiştir. Çünkü onun nefsi tatmin bulmuş, razı olmuş ve rabbinin rızasını kazanmıştır. Muhammed (s.a.a) ailesinden olan ashabı ise kıyamet günü rablerinden razıdırlar, O da onlardan razıdır.

Bu sure, Hüseyin bin Ali, onun şiaları ve Muhammed Ehl-i Beyti’nin şialarına mahsustur. Kim Fecir suresini sürekli okursa, cennette İmam Hüseyin’le birlikte ve onun derecesinde olur. Allah Teala aziz ve hekimdir.” [95]

İmam Hüseyin (a.s)’ın Duası

 “Allah’ım! Kelimelerinin, arşının düğüm (bağlantı) yerlerinin, göklerinin sakinleri, Peygamber ve elçilerinin yüzü suyu hürmetine, duamı icabete eriştir; şüphesiz işimde zorluk beni kuşatmıştır. Öyleyse Muhammed ve âl-i Muhammed’e salat etmeni ve işimde benim için bir kolaylık kılmanı senden istiyorum.” 

Resulullah (s.a.a)’in buyurduğuna göre bu dua, Allah-u Tebarek ve Teala tarafından kendisine ilham edilen Hüseyin (a.s)’ın duasıdır. Kim bu duayı namazdan sonra oturduğu halde okursa, Allah Teala onu İmam Hüseyin (a.s)’la haşreder ve İmam (a.s) kıyamet günü onun şefaatçisi olur, Allah Teala onun gamlarını giderir, borcunu öder, işlerini kolaylaştırır, yolunu açık kılar, onu düşmanlarına güçlü eder, onun ayıplarını açmaz, göğsünü (ilim ve marifetle) genişletir ve ölüm anında “La ilahe illellah” şehadetini ona telkin eder.[96]

İmam (a.s)’ın Sabah ve Akşam Okuduğu Dua

Seyyid bin Tavus diyor ki:

“Hüseyin bin Ali (a.s), sabah ve akşam olduğunda şu duayı okuyordu:

“Bismillahirrahmanirrahim, bismillahi ve billahi ve minellahi ve ilellahi ve fî sebilillahi ve alâ milleti resulillahi ve tevekkeltu alallahi velâ havle velâ kuvvete illa billah’il- aliyy’il- azim.

Allahumme innî eslemtu nefsî ileyke ve veccehtu vechî ileyke ve fevveztu emrî ileyke. İyyake es’el’ul-âfiyete min kulli sûin fid-dünya ve’l-ahireti.”

“Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımıyla, Allah’dan, Allah’a doğru, Allah’ın yolunda, Resulullah’ın dini üzere hareket ediyorum. Allah’a tevekkül ettim, güç ve kudret ancak yüce ve âzim olan Allah’tandır.

Allah’ım, kendimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim ve işlerimi sana bıraktım. Dünya ve ahiretteki her kötülükten kurtulmayı sadece senden istiyorum.”[97]



İMAM HÜSEYİN (A.S)’IN SÖZLERİNDEN KIRK HADİS

 

Ey Allah’ın Kulları!

1- “Ey Allah’ın kulları! Allah’tan korkun, dünyaya karşı ihtiyatlı davranın; eğer bütün dünya bir kişiye kalacak veya bir kişi orada daimi kalacak olsaydı, peygamberler baki kalmaya daha layık, rızayetleri celbedilmeye daha evla ve böyle bir hükme daha uygun olurlardı. Ama Allah-u Teala dünyayı fani olmak için yaratmıştır; yenileri eskiler, nimetleri zail olur, sevinci ise kararır (gam ve üzüntüye dönüşür). Dünya engebeli bir menzil ve muvakkat bir evdir. Öyleyse ahiretiniz için azık toplayın, en güzel azık ise sakınmaktır; Allah’tan sakının, ta ki kurtuluşa eresiniz.” [98]

Cehennem Köpeklerinin Katığı

2- Yanında başkasının gıybetini eden birisine buyurdular ki:

“Ey adam! Gıybet etmekten sakın; çünkü gıybet, cehennem köpeklerinin katığıdır.” [99]

Allah’ı Bırakıp Da Halkı Razı Etmeye Kalkışan Bir Milletin Durumu

3- “Allah’ı öfkelendirmekle halkın rızasını kazanmak isteyen bir kavim, kurtuluşa erememiştir.” [100]

Dünyada Allah’tan Korkmanın Kıyametteki Neticesi

4- “Kıyamet günü, yalnız dünyada Allah’tan korkan kimse emin olabilir.” [101]

İyiliğe Emredip Kötülükten Sakındırmanın Yararları

5- “Allah-u Teala buyuruyor ki: “Mümin erkek ve kadınlar birbirlerinin velileridir, marufu emreder ve münkerden nehyederler...” Allah-u Teala (müminlerin sıfatını saydığında) emr-i bil maruf ve neyh-i anil münkerle başlayıp ilk olarak onu farz kılıyor. Çünkü biliyor ki, eğer bu farize hakkıyla yerine getirilip uygulanırsa artık bütün farizeler, ister kolay olsun ister zor yerine getirilip uygulanır. Zira marufu emredip münkerden nehy etmek, zulme uğrayanların haklarının alınmasını, zalimlere muhalefeti, beyt-ul malın ve ganimetlerin adaletle dağıtılmasını, zekatın gereken yerlerden alınıp gerektiği şekilde sarf edilmesini sağlamakla İslam’a yapılan (ameli) bir davettir.”[102]

Zalim Bir Yönetici Görüp De Ona Karşı Çıkmamanın Sonucu

6- “Ey insanlar! Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki: “Kim, Allah’ın haramını helal bilen, ahdini bozan, Resulünün sünnetine muhalif olan, kulları arasında günah ve zulüm yapan zalim bir yönetici görür de amel ve sözüyle ona karşı çıkmazsa, Allah-u Teala onu, o zalim yöneticiyi sokacağı yere (cehenneme) sokar.” [103]

Çoğu İnsanların Dinden Yararlandıkları Müddetçe Onu Savunmaları

7- “İnsanlar dünya kullarıdır; din ise onların dillerine bir yalaktır. Dinin sayesinde geçimlerini sağladıkları müddetçe onun etrafını sararlar, ama zorluklarla imtihan edildiklerinde dindarlar azalır.” [104]

Allah’a İsyan Etmekle Bir Şeye Ulaşmak İsteyen Kimse...

8- “Allah’a isyan ederek bir şeye ulaşmak isteyen kimse, umduğundan uzaklaşarak korktuğu şeye yaklaşır.” [105]

Zalimlerle Yaşamanın Zillet Oluşu

9- “Hak üzere amel edilmediğini ve batıldan da kaçınılmadığını görmüyor musunuz? Böyle bir durumda, müminin ölümü arzulaması haktır. Ben ölümü saadet, zalimlerle yaşamayı ise aşağılık biliyorum.” [106]

Hür ve Özgür Olmanın Gerekliliği!

10- “Ey Ebu Süfyan’nın oğullarına uyanlar! Eğer dininiz yok, ahiretten de korkmuyorsanız, en azından hür insanlar olun.” [107]

Alimlerin Uyarılması

11- “Eğer şuurunuz olsaydı, anlardınız ki insanların içerisinde en büyük musibete uğrayan, ulemanın hakiki makamından uzak düşmüş olan sizlersiniz. Çünkü işleri yürütmek ve hükümleri uygulamak, Allah’ın helal ve haramına emin olan ulemanın eliyle olmalıdır. Oysa bu mevki sizin elinizden alınmıştır. Bu mevki. açık deliller geldikten sonra hakta tefrikaya düşmeniz ve sünnette ihtilaf etmeniz yüzünden elinizden çıkmıştır ancak. Eğer eziyetlere sabredip Allah için zorluklara katlanacak olsaydınız, İlahi işler sizden çıkar ve size dönerdi. Ama siz mevkiinizi zalimlere bırakarak İlahi meseleleri onlara teslim ettiniz; onlar da şüphe üzerine hareket edip nefsi arzularına uyuyorlar. Zalimleri bu işlere musallat kılan, siz alimlerin ölümden kaçması ve sizden ayrılacak hayata gönül bağlamanızdır.”[108]

İmam Hüseyin (a.s) Tarafından Gerçekleşen Kıyamın Sebebi

12- “Allah’ım! Sen biliyorsun ki, bizim tarafımızdan gerçekleşen kıyam, saltanat için yarışmak ve değersiz dünya mallarından bir şeye ulaşmak için değildir. Senin dininin (öğretilerini) öğretmek, ıslahat yapmak, mazlum kullarına emniyet ve güvence kazandırmak, İslam’ın farz ve Resulullah’ın sünnet ve hükümleriyle amel olunması içindir.” [109]

Farz ve Sünnet Olan Cihat

13- “Farz olan cihatlardan biri, insanın kendisini günahtan koruması için nefsi ile cihat etmesidir. İşte bu cihat, cihatların en büyüğüdür... Sünnet olan cihat ise, kişinin bir sünneti (genel bir adeti) ayakta tutması, uygulama ve ihya etmesi için çalışmasıdır. Bu yolda çalışmak ve çaba sarf etmek, en üstün amellerdendir. Çünkü bu, (güzel olan) bir sünneti diriltmektir. Nitekim Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki: “Kim güzel bir sünnet (adet ve gelenek) koyarsa, kıyamet gününe kadar, amel edenlerin sevabından bir şey eksilmeksizin o sünnetle amel edenlerin sevabı kadar ona sevap yazılır.” [110]

Daha Değerli ve Daha Güzel Olanlar

14- “Eğer dünya hayatı bazılarının nazarında değerli sayılıyorsa, Allah’ın mükafat evi daha yüce ve daha değerlidir.

Eğer bu bedenler ölüm için yaratılmışsa, insanın Allah yolunda kılıçla öldürülmesi daha üstündür.

Eğer rızklar takdir edilip bölünmüşse, servet elde etmekte insanın hırsının azlığı daha güzeldir.

Eğer dünya malını toplamak ondan bir gün el çekmek içinse, insanın böyle bir servete cimrilik yapmaması gereklidir.” [111]

İbretli Tavsiyeler

15- “Ben size Allah’ın takvasına sarılmayı tavsiye ediyorum; azabından korkutuyor ve nişanelerini gözünüzün önüne koyuyorum. Gelmesi sevilmeyen ve tadı kötü olan korkunç ve dehşetli ölüm gününün gelip çatmasına az kalmıştır. (O ölüm ki,) ruhunuzdan asılıp sizi amel etmekten tamamen koparır. Öyleyse yaşadığınız sürece onun ansızın gelecek belalarına hedefmişsiniz gibi sıhhatinizi ganimet bilin; amel etmeye koşun. O (ölüm), sizi yerin üzerinden alıp içine bırakır; (yerin) üstünden düşürüp aşağısına sokar. Ülfet ve beraberlikten koparıp vahşet ve yalnızlığa atar; rahatlık ve aydınlıktan yerin karanlık ve darlığına götürür. Orası öyle bir yerdir ki, ne dostlar orada ziyaret edilir, ne hastaların yanına gidilir ve ne de yardım dileyenin yardımına koşulur.” [112]

Çeşitli İbadetler

16- “Bazıları Allah’tan bir şey umarak ibadet ederler; bu, tacirlerin ibadetidir. Bazıları da (ateşten) korkarak ibadet ederler, bu da, kölelerin ibadetidir. Bazıları ise (Allah’ın nimetlerine) şükür olarak ibadet ederler, bu da hür insanların ibadetidir; işte en faziletli ibadet budur.” [113]

Halkın Size İhtiyaç Duymalarının Nimet Oluşu

17- “Bilin ki, insanların size olan ihtiyaçları, Allah’ın size verdiği nimetlerdendir. Öyleyse o nimetlerden bıkmayın, yoksa belaya dönüşür.” [114]

Allah’ın Kendi Velilerine Öğüt Vermesi İçin Onları Kınaması

18- “Ey İnsanlar! Allah-u Teala’nın, kendi velilerine öğüt vermek için Yahudi alimleri hakkında yaptığı kınamadan öğüt alın. Allah-u Teala (Yahudi alimlerini kınayarak) şöyle buyuruyor: “Niçin onların din alimleri, onları (Yahudileri) günah olan sözleri söylemekten (ve haram yemekten) men etmediler...” [115] Yine buyurmuştur ki: “İsrail oğullarından kafir olanlara, Davud’un diliyle de lanet edilmiştir... yaptıkları iş ne de kötüdür.” [116]

Allah’ın onları kınaması, Yahudi alimlerinin, aralarında bulunan zalimlerin, yaptıkları kötü işleri görüp onlar vasıtasıyla elde ettikleri dünya mal ve makamına olan bağlılıkları ve maruz kalmaktan korktukları baskı yüzünden onları alıkoymamaları içindir. Halbuki Allah Teala: “İnsanlardan korkmayın, benden korkun” diye buyurmaktadır.[117] Ve yine buyuruyor ki: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar, birbirlerinin (gözetleyen ve koruyan) velileridirler; iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar...” [118]

Ey İnsanlar!

19- “(Ey insanlar!) Allah’tan sakınmayı size vasiyet ediyorum. Zira Allah Teala, takvalı kimseyi hoşlanmadığı durumdan kurtarıp hoşlandığı bir duruma götürmeyi ve ummadığı yerden rızkını vermeyi uhdesine almış ve garanti etmiştir. Öyleyse sakın kulların yaptıkları günahlardan dolayı onlara acıyan ve kendi günahının cezasından emin olan kimselerden olmayın. Zira Allah’ı aldatarak cennet kazanılmaz ve O’nun nimet ve sevabına, O’nun izniyle gerçekleşen itaatten başka bir yolla erişilemez.”[119]

Allah’tan Başka Sığınağı Olmayana Zulüm Yapmaktan Sakınmanın Gerekliliği

20- “Allah’tan başka sığınağı olmayan kimseye zulüm etmekten sakın.” [120]

Sevgi ve Buğzun Nişaneleri

21- “Seni seven, kötü işlerden seni sakındırır; sana buğz eden ise seni bu işlere tahrik eder.” [121]

Aklın Hakka Uymakla Kamil Olması

22- “Akıl, ancak hakka uymakla kamil olur.” [122]

Laubali Kimselerle Oturup Kalkmanın Neticesi

23- “Laubali kişilerle oturup kalkmak, insan hakkında şüphe doğurur.” [123]

Allah Korkusundan Ağlamanın Kurtuluşa Sebep Olması

24- “Allah korkusundan ağlamak, cehennem ateşinden kurtulmaya sebep olur.” [124]

Günah İşlemekten Vazgeçemeyen Birisine Beş Şeyi Yapmasının Önerilmesi

25- Bir kişi, Seyyid-uş Şüheda’nın (İmam Hüseyin’in) huzuruna gelerek: “Ben günahkar bir kimseyim, kendimi günah işlemekten alamıyorum, bana nasihat et” dediğinde İmam (a.s) şöyle buyurdu:

 “Beş şeyi yap sonra dilediğin günahı işle:

a) Allah’ın rızkını yeme, istediğin günahı yap.

b) Allah’ın mülkünden ve hakimiyeti altından dışarı çık, istediğini yap.

c) Allah-u Teala’nın seni göremeyeceği bir yer bul, ne yapmak istersen yap.

d) Azrail canını almaya geldiği zaman teslim olma, o zaman gönlünün istediğini yap.

e) Kıyamet günü cennetin maliki seni cehenneme götürmek istediğinde cehenneme gitme, ondan sonra arzuladığın işi yap.”[125]

Özür Dilenilecek Hareketten Sakınmanın Gerekliliği

26- “Özür dilenecek hareketten sakın! Çünkü mümin ne suç işler, ne de özür diler; ama münafık her gün suç işler ve özür diler.” [126]

Alimlerin Kınanılması

27- “Sonra siz ey ilimle meşhur olup hayırla anılan, nasihatle tanınıp Allah’ın vesilesiyle halkın gönüllerinde heybetli görünen alimler topluluğu! (Bilin ki,) şerefli insanlar sizden çekinir, zayıflar size saygı gösterir, kendi düzeyinizde olan ve iyilikte bulunmadığınız kimseler sizi kendilerine tercih ederler. (İnsanların) ihtiyaçları karşılanmadığı zaman sizin arabuluculuğunuzla karşılanır. Yolda giderken padişahların heybeti ve büyüklerin de izzetiyle yürürsünüz. Acaba bunların hepsi sizden beklenilen İlahi vazifenizi yapmanız (hakkı hakim kılmanız) için değil midir? Ama siz vazifenizin çoğunu yapmıyorsunuz, kusur ediyorsunuz. İmamların hakkını küçümsüyor, zayıfların hakkını çiğniyorsunuz. Fakat kendiniz için sandığınız hakka gelince; onu (hemen) talep ediyorsunuz. Siz Allah yolunda ne bir mal harcadınız, ne yarattığı nefsi O’nun için herhangi bir tehlikeye attınız ve ne de O’nun rızası için bir topluluğa düşman oldunuz. (Bununla birlikte) Allah’ın cennetine girmeyi, Peygamberleriyle komşu olmayı ve azabından da kurtulmayı arzu ediyorsunuz!” [127]

Konuşmadan Önce Selam Vermenin Gerekliliği

28- “Bir adam İmam (a.s)’a selam vermeden; “Nasılsınız? Allah afiyet versin” dediğinde İmam (a.s) şöyle buyurdular: “Evvel selam, sonra kelam. Allah da sana afiyet versin.” Daha sonra buyurdular ki: “Selam vermedikçe hiçbir kimseye konuşma müsaadesi vermeyin.” [128]

Kabul Etmenin, Cahilliğin ve Alimin Nişaneleri

29- “Kabul etmenin nişanelerinden biri, akıllılarla birlikte oturmaktır. Küfür (veya fikir) ehlinden gayrisiyle tartışmak, cahillik alametlerindendir. Alimin nişanelerinden biri de kendi sözünü eleştirmesi ve muhtelif görüşlerin hakikatinden haberdar olmasıdır.” [129]

Müminin Sıfatından Bazıları

30- “Mümin, Allah’ı kendisine sığınak, sözünü ise ayna edinir; bazen müminlerin, bazen de gaddarların sıfatına bakar; onların sıfatlarından incelikler elde eder, kendisini iyice tanır, üstün zekasıyla yakin makamına ulaşır ve nefsini temizlemekte de güçlü olur.” [130]

İyiliklerde Yarışmak

31- “İyiliklerde yarışın ve manevi ganimetleri elde etmeye koşun.” [131]

Cömertlik ve Cimriliğin Özellikleri

32- “Cömert davranan, yücelir; cimrilik yapan ise alçalır.” [132]

Dünya ve Ahiret Hayırları

33- Bir kimse İmam Hüseyin (a.s)’dan dünya ve ahiret hayrını kendisi için yazmasını istediğinde İmam (a.s) şöyle yazdılar:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Kim halkın öfkesini kazanarak Allah’ın rızasını elde ederse, Allah, insanların ellerinde olan işlerde ona kifayet eder; kim Allah’ın gazabını kazanarak halkın rızasını elde ederse, Allah, onu insanlara bırakır. Vesselam.” [133]

Bir Kimsenin Gam ve Üzüntüsünü Gidermenin Neticesi

34- “Kim, bir müminin gam ve üzüntüsünü giderirse, Allah-u Teala onun dünya ve ahiret üzüntülerini giderir.” [134]

Halkın Haysiyetiyle Oynayan Kimseden Uzak Durmanın Gerekliliği

35- “Halkın haysiyetine el uzatan (onların haysiyetiyle oynayan) birisini duyduğunda, onun seni tanımamasına çalış.” [135]

Zenginliğin İzahı

36- “Zenginlik nedir? diye sorduklarında: “Arzuların az olması ve yeterli bir rızka razı olmaktır” buyurdular.[136]

İhtiyacın, Üç Kimsenin Dışında Kimseye Söylenilmemesi

37- Ensardan birisi, İmam (a.s)’a ihtiyacını karşılaması için ricada bulunmak istediğinde, İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Ey Ensari kardeş, yüzünün suyunu dökme, istediğini bir kağıda yaz, ben Allah’ın izniyle seni sevindirecek bir şey yaparım...” (Sonra şöyle buyurdu:) “Şu üç kimsenin dışında hiç kimseye ağız açma: Dindar, yiğit ve soylu. Çünkü dindar, kendi dinini koruması için senin ihtiyacını karşılar; yiğit de, (seni ümitsiz etmeyi) kendi yiğitliğine sığdırmaz, utanır; soylu ise, ihtiyacın için yüzünün suyunu dökmeye mecbur kaldığını bildiğinden haysiyetini korumak için seni eli boş geri çevirmez.”[137]

Mükafat ve Ceza Görecek Bir Kimse Gibi Davranmak

38- “İyilik karşısında mükafat, suç karşısında ise ceza göreceğini (kesinlikle) bilen bir kimse gibi amel et.” [138]

Selamın Sevabı

39- “Selamın yetmiş sevabı vardır, altmış dokuzu selam verene, biri ise selamın cevabını alan kimseyedir.”[139]

Müslüman Kardeşin Arkasında Sevilen Şeyi Söylemenin Gerekliliği

40- “Bir Müslüman kardeşin senden ayrıldığında, arkandan söylemesini sevmediğin şeyi sen de onun arkasından söyleme.”[140]



ŞİİRLER

 

 

İLAHİ  NUR

 

Vardır sevgin, yatır cana

Sen Peygamber nurundansın

Canlar kurban olsun sana

Sen Zehra’nın nurundansın

 

Ezanı söyleten sensin

İslam’ı dirilten sensin

Kur’ân’ı okutan sensin

Sen Peygamber nurundansın

 

Allah hizbini dirilttin

Şeytan hizbini çürüttün

Irkçılığı mahkum ettin

Sen Zehra’nın nurundansın

 

O günde ki, İmam oldun

Gerçeği halka duyurdun

Hakkı batıldan ayırdın

Sen Ali’nin nurundasın

 

Dünyayı başından attın

Canını Allah’a sattın

Kerbela’da susuz yattın

Sen Peygamber nurundansın

 

Ekber’ini şehit verdin

Zeyneb’ini esir verdin

Peygamberler yolun gittin

Sen Zehra’nın nurundansın

 

Kanınla sen ırmak yaptın

Zalimlerin kökün kazdın

Nebiyle Miraca çıktın

Sen Peygamber nurundansın

 

Durmadan ağlıyor gözler

Sona ermez bu matemler

Aşkınla inler yürekler

Sen Zehra’nın nurundansın

 

Gökte melekler ağladı

Şialar kara bağladı

Yezitler kalbin okladı

Sen Peygamber nurundansın

 

 

Bu ok Sakife’den çıktı

Vahiy inen kapıyı yaktı

Kerbela’da seni yıktı

Sen Peygamber nurundansın

 

Bu arada olan oldu

Cemel savaşı vuku buldu

Başın mızrağa vuruldu

Sen Zehra’nın nurundansın

 

Ali’nin eli bağlandı

Zehra’nın kapısı yandı

Esğer boğazdan oklandı

Sen Zehra’nın nurundansın

 

O gün Yezit başa geçti

O gün Hasan zehir içti

O gün Zeynep esir düştü

Sen Zehra’nın nurundansın

 

Hatırlarsın o günleri

Sakife’de geçenleri

Kerbela’da ölenleri

Sen Peygamber nurundansın

 

Zalimlere karşı durdun

Dini tahriften korudun

Din yolunda şehit oldun

Sen Zehra’nın nurundansın

 

Canım kurban Kerbela’na

Meydanda yalnız kalana

Kolları kalem olana

Sen Peygamber nurundansın

 

Makam peşinde olanlar

Dini dünyaya satanlar

Seninle bir olamazlar

Sen Peygamber nurundansın

 

Müminler seni savunur

İsa canın feda kılır

İslam sende mana bulur

Sen Peygamber nurundansın[141]

FÂTIMA GÜL GONCALARI

 

Gelin ey ehl-i velâ cûş edelim çağlayalım

Kerbelâ fâciasın yâd ederek ağlayalım

Giyelim kisve-yi mâtem karalar bağlayalım

Matem-i Âl-i Abâ ile ciğer dağlayalım

Soldu ey vâh bugün Fâtıma gül goncaları

Öldürüldü Ali’nin gönlünün eğlenceleri

Bilmek ister misin ey ehl-i velâ n’oldu bugün

Gül-ü bağı Nebevî, ne yazık soldu bugün

O Hüseyinî alıcı, işte şehit oldu bugün

Matem-i Âl-i Abâ ile cihan soldu bugün

Soldu ey vâh bugün Fâtıma gül goncaları

Öldürüldü Ali’nin gönlünün eğlenceleri

Hastalanmış yatıyordu ol Ali-yyi Esğer

İnliyordu bir içim su diyerek o server

Sararıp solmuş idi hayf ki o mâh-i enver

Bir içim suyu diriğ etti o zâlim ebter

 Soldu ey vâh bugün Fâtıma gül goncaları

Öldürüldü Ali’nin gönlünün eğlenceleri

Sarılıp boynuna Zeyneb dedi ey Zeyn’el- Âbâ

Edeyim göz yaşım ile seni yavrum işbâ

Ağlıyor şimdi bize ruh-i cenâb-ı Zehrâ

Göğsüme koy başını ağlama ey mehlika

Soldu ey vâh bugün Fâtıma gül goncaları

Öldürüldü Ali’nin gönlünün eğlenceleri

Safder-i Kerbubelâ işte bugün oldu şehit

Gudve-yi ehl-i safâ işte bugün oldu şehit

Ziynet-i arz u semâ işte bugün oldu şehit

Muhibb-i Âl-i Abâ işte bugün oldu şehit

Soldu ey vâh bugün Fâtıma gül goncaları

Öldürüldü Ali’nin gönlünün eğlenceleri

İçti çün cam-ı şehâdet O Hüseyin-i yektâ

Yere düştükte başı titredi Arş-ı A’lâ

Göklere çıktı aman velvele-yi vâ veylâ

Sen de eflâke çıkar nâleni “Hazmi” şeydâ

Soldu ey vâh bugün Fâtıma gül goncaları

Öldürüldü Ali’nin gönlünün eğlenceleri[142]

AŞKIN MÂCERÂSI

Hicrî altmışıncı yıl, unutulmuştu İslâm

Her taraf zulüm dolu, her tarafta katliâm

Göz yaşları sel gibi, her yer mazlumun âhı

İnsânî erdemlerin öldürülmüştü ruhu

 

Çıkarlar olmuştu din, cihâd mal-mülk tezgâhı

Hortlamıştı çöllerin, yağmacılık ilâhı

Susturulmuştu diller, altın veya kılıçla

Kürsülerde sefiller, oynaşırken inançla

 

Unutmuştu insanlar, hâyatın gayesini

Hak’tan başka her şeye, “L┠demek pâyesini

İlâhî niyâbetin, özgürlük mirâcını

Değişerek giymişti, küfrün zillet tâcını

 

Kararmıştı ufuklar, ümitler tükenmişti

Ali bir çok cephede, vuruşarak gitmişti

Sürgünde “Ebûzerler”, mu’minler yitirilmiş

Medineli sevgili, zehirle kâtledilmiş

 

Ölüm kol geziyordu, aman yoktu kimseye

Kalmamıştı cesâret, hak sözü söylemeye

Mazlumun feryadına, sağır olmuş kulaklar

Zihinler doldurulmuş, zây edilmişti haklar

 

Bekliyordu hakikat, yürekli evladını

Anası insanlığın, en mükemmel kadını

Celladın pençesinde, güvercin raks eylemez

Zillet uzaktı ondan, zillete boyun eğmez

 

Bir er çıktı sahneye, Murtezâ’nın evinden

Yiğitlik suyu içmiş, Fâtıma kevserinden

Peygamber hâtırası, özgürlerin mevlâsı

“En güzel hüner ölüm”, olmuştu Elif-Bâ’sı

 

Mârufu buyurarak, münkerden nehy etmenin

Mektebinde yetişmiş, en büyük öğretmenin

Rabbânî marifetin, yegâne temsilcisi

Ellerinde ceddinin, “gökten gelen inci”si

 

Hedefi hidâyetti, kan dökmek asla değil

Hakkı ıslâh etmekti, saltanat, dünya değil

Topraktan vâr edilmiş, bedenler geçicidir

Yâr ile vâdeleşmek, âşıkların işidir

 

Bir avuç kahramanla, yöneldi Kerbelâ’ya

Muazzam bir imanla, “heyhât” çekti dünyaya

Yırtarken yeni şirkin, gösteriş maskesini

Yeniden yazdı aşkın, diriliş bestesini

 

Rahmet diyarında can, görünce Leylâ’sını

Geçerek kendisinden, gördü nur deryâsını

Fısıldaştı yavaşça, kılıçların ruhuyla

Kucaklaştılar aşkla, ilk kıvılcım nuruyla

 

Allah’a tevekkülün, yek numune önderi

Cilvegâhı cânânda, ağlattı âlemleri

Aşkın mâtemi vardır, vuslatın böylesine

Ayak basınca karga, “Ankâ”nın sînesine

 

Âşıklar vâdîsinde, ağladı aşk hançeri

Tavâf edip öperken, Yâr’in öptüğü yeri

Mecnun idi âlemler, Hüseynî velâyete

Âciz kaldı kalemler, o aşkı rivâyete

 

Ebedilik yolunda, en muhteşem kâfile

Aşkın şehidi oldu; yürüdü bin nâz ile

Ellerinde mâşukun, ölümsüzlük bâdesi

Olamaz böyle aşkın, sözlerle ifadesi

 

Âlemi imkanda Yâr, etti sırrı âşikâr

Bu kan Hakkın kanıdır, kıymeti pâhası var

Âl-i Tâ-Hâ güzeli, yaktı can çırâğını

Yüz gösterdi sevgili, açarak duvağını[143]



[1] - Sünen-i Tirmizi, c. 5, s. 324.

[2] - Bihar’ul-Envar, c. 43, s. 262

[3] - a.g.e. c. 43, s. 266.

[4] - a.g.e. c. 43, s. 298.

[5] - a.g.e. c. 43, s. 307.

 

[6] - a.g.e. c. 43, s. 310. 

[7] - Lühuf ve diğer kitaplar.

[8] - Taberi, c. 7, s. 297. Kamil-i İbn-i Esir, c. 3, s. 280.

[9] - Ensab’ul- Eşraf, c. 3, s. 188.

[10] - Maktel-i Harezmi, c. 2, s. 7-8.

[11] - a.g.e. c. 1, s. 188. Maktel-i Avalim, s. 54.

[12] - Maktel’ul- Huseyn, c. 1, s. 87-88. Zehair’ul- Ukba, s. 119.

[13] - Müstedrek’us- Sahihayn, c. 3, s. 176. Hz. Peygamber’in Ümmü Seleme’nin evinde ağladığını anlatan diğer kaynaklar da şunlardır: Zehair’ul- Ukba, s. 147. Fusul’ul- Muhimme, s. 154. Sırat’us- Seviyy, s. 94. Mecma’uz- Zevaid, c. 9, s. 118-119. Kenz’ul- Ummal, c. 6, s. 223. Müstedrek’us-Sahihayn, c. 4, s. 398.

[14] - Hz. Peygamber’in Aişe’nin evinde bulunduğu zamanlar Hüseyin’e ağladığı şu kaynaklarda da geçmektedir:

Mucem’ul- Kebir; Hz. Hüseyin’in hayatıyla ilgili bölüm. Müsned-i Ahmed, c. 6, s. 294. Haysemi “el-Mecma”, c. 9, s. 187. Sevaik’ul- Muhrika, s. 115. Mecma’uz Zevaid, c. 9, s. 187-188. Suyuti “Hasais”, c. 2, s. 125-126.

[15] - Müsned-i Ahmed bin Hanbel, c. 1, s. 60-61’de.

[16] - Müsned-i Ahmed, c. 2, s. 60-61. Bu hadis az bir farklılıkla şu kaynaklarda da geçmiştir:

El- Musannef, c. 12; Tabakat-ı İbn-i Sa’d; Müsned-i Ebu Ya’li; Mucem’ul- Kebir; Zehair’ul- Ukba, s. 148; Cami’us- Sağir, c. 1, s. 13; Sevaik’ul- Muhrika, s. 115.

[17] - Bihar’ul- Envar, c. 46, s. 108.

[18] - Misbah’ul- Muteheccid, s. 758.

[19] - İrşad-ı Mufid, c. 2, s. 27.

[20] - Keşf’ul- Ğumme, c. 2, s. 216.

[21] - Tarih-i Ehl’ul- Beyt, s. 76.

[22] - Kafi, c. 1, s. 461-462.

[23] - Müruc’uz- Zeheb, c. 3, s. 36 ve 37.

[24] - Tabakat-ı İbn-i Sa’d, c. 10, s. 164.

[25] - Musir’ul- Ahzan, s. 24.

[26] - a.g.e. s. 25.

[27] - Müruc’uz- Zeheb, c. 3, s. 77.

[28] - İrşad, c. 2, s. 34.

[29] - Bihar’ul- Envar, c. 44, s. 329.

[30] - İrşad, c. 2, s. 35.

[31] - a.g.e. c. 2, s. 36.

[32] - Müruc’uz- Zeheb, c. 3, s. 64.

[33] - A.K.

[34] - A.K.

[35] - A.K.

[36] - Tarih-i Taberi, c. 4, s. 258.

[37] - İrşad-ı Mufid, c2, s. 66.

[38] - Tarih-i Yakubi, c1, s. 221.

[39] - Tarih-i Taberi, c. 4, s. 300.

[40] - a.g.e. c. 4, s. 302-308.

[41] - a.g.e. s. 310.

[42] - a.g.e. s. 325.

[43] - a.g.e. s. 311.

[44] - Kafi, c. 4, s. 147.

[45] - Tarih-i Taberi, c. 4, s. 314.

[46] - Emali-yi Saduk, s. 111 ve 374.

[47] - Kamil-i İbn-i Esir, c. 2, s. 560.

[48] - Tarih-i Taberi, c. 4, s. 341.

[49] - a.g.e. s. 245.

[50] - İrşad-ı Mufid, c. 2, s. 135.

[51] - Tarih-i Ehl-i Beyt, s. 102.

[52] - Keşf’ul- Ğumme, c. 2, s. 250.

[53] - Emali-yi Saduk, s. 101.

[54] - El-Uyun-u Ahbar’ur- Rıza, c. 1, s. 59.

[55] - Kamil’uz- Ziyarat, s. 70.

[56] - a.g.e. s. 52 ve 53.

[57] - Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 4, s. 73.

[58] - Mişkat’ul- Envar, s. 170.

[59] - Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 3, s. 401.

[60] - Vefat-u Zeyneb’ul- Kubra, s. 11.

[61] - Bihar, c. 10, s. 317.

[62] - Usd’ul- Ğabe, c. 2, s. 21.

[63] - Bihar’ul- Envar, c. 82, s. 311.

[64] - Mehasin-i Berkî, c. 1, s. 146.

[65] - Nisa/86.

[66] - Keşf’ul- Ğumme, c. 2, s. 31.

[67] - Mevsuat-u Kelimat’il- Hüseyin -a.s- s. 246; Kafî, c. 6, s. 19.

[68] - Mevsuat-u Kelimat’il- Hüseyin -a.s- s. 624; Bihar’ul- Envar, c. 66, s. 433.

[69] - Menakıb, c. 4, s. 66; Bihar, c. 44, s. 190, H. 3.

[70] - İhticac-ı Tabersi, s. 296.

[71] - Menakıb-i İbn-i Şehraşub

[72] - A’yan’uş- Şia, c. 1, s. 580

[73] - a.g.e.

[74] - Bu konudaki tarih kitaplarına bakabilirsiniz.

[75] - Müstedrek’ul- Vesail, c. 10,s. 318.

[76] - Futuh-u İbn-i A’sem-i Kufî c. 5, s. 14.

[77] - İhticac-ı Tabersi, s. 336.

[78] - Emali-yi Saduk, s. 111.

[79] - İlel’uş- Şerayi, s. 225-227.

[80] - Emali-yi Saduk, s. 112.

[81] - a.g.e. s. 113.

[82] - a.g.e. s. 122.

[83] - Emali-yi Tusi, c. 2, s. 53.

[84] - Emali-yi Saduk, s. 113.

[85] - Uyun-u Ahbar’ur- Rıza, c. 1, s. 294. Emali-yi Saduk, s. 68.

[86] - Sevab’ul- A’mal, s. 109 ve 110.

[87] - Uyun-u Ahbar’ur- Rıza, c. 1, s. 299.

[88] - Kamil’uz- Ziyarat, s. 108.

[89] - Emali-yi Saduk, s. 111.

[90] - Kamil’uz- Ziyarat, s. 147.

[91] - a.g.e. s. 141.

[92] - a.g.e. s. 109.

[93] - a.g.e. s. 142.

[94] - a.g.e. s. 287. Men La Yahzuruh’ul- Fakih, c. 2, s. 599.

[95] - Te’vil’ul- Ayat, c. 2, s. 796.

[96] - Uyun-u Ahbar’ur- Rıza, c. 1, s. 60. Kemal’ud- Din, c. 1, s. 265.

[97] - Muhec’ud- Da’vat, s. 175; Bihar, c. 86, s. 313, H. 65.

[98] - Hicretten Şahadete, s. 206.

[99] - Tuhaf’ul- Ukul, s. 493.

[100] - Maktel-i Harezmi, c. 1, s. 239.

[101] - Bihar’ul- Envar, c. 44, s. 192.

[102] - Tuhaf’ul- Ukul, s. 477.

[103] - Maktel-i Harezmi, c. 1, s. 234.

[104] - Tuhaf’ul- Ukul-s. 493.

[105] - a.g.e. s. 499.

[106] - a.g.e. s. 493.

[107] - Maktel-i Harezmi, c. 2, s. 33.

[108] - Tuhaf’ul- Ukul, s. 479.

[109] - a.g.e. s. 481.

[110] - a.g.e. s. 489.

[111] - Bihar’ul- Envar, c. 44, s. 374.

[112] - Tuhaf’ul- Ukul, s. 483.

[113] - a.g.e. s. 495.

[114] - Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 121.

[115] - Maide/63.

[116] - Maide/78-79.

[117] - Maide/44.

[118] - Tevbe/71; Tuhaf’ul- Ukul, s. 475.

[119] - Tuhaf’ul- Ukul, s. 483.

[120] - Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 118.

[121] - a.g.e. c. 78, s. 128.

[122] - a.g.e. c. 78, s. 127.

[123] - a.g.e. c. 78, s. 122.

[124] - Müstedrek’ul- Vesail, c. 2, s. 294.

[125] - Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 126.

[126] - Tuhaf’ul- Ukul, s. 499.

[127] - Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 122.

[128] - a.g.e. c. 78, s. 117.

[129] - Tuhaf’ul- Ukul, s. 499.

[130] - a.g.e. s. 499.

[131] - Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 121.

[132] - a.g.e. c. 78, s. 121.

[133] - a.g.e. c. 78, s. 126.

[134] - a.g.e. c. 78, s. 122.

[135] - Belağat’ul- Huseyn, Kısa Sözler: 45.

[136] - Meani’l- Ahbar, s. 401.

[137] - Tuhaf’ul- Ukul, s. 497.

[138] - Bihar’ul- Envar, c. 78. s. 127.

[139] - a.g.e. c. 78. s. 120.

[140] - a.g.e. c. 78. s. 127.

[141] - İsa Mehdevi

[142] - Mustafa Tolunay

[143] - Hüseyin Yalçın

index