4. BÖLÜM

 

İMAMLARIN “ONİKİ İMAM”

OLDUĞUNA VE ONLARIN ALLAH

TARAFINDAN SEÇİLDİĞİNE DAİR RİVAYETLER


1-... Hasan Basri’dan:

Cebrâil Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve âlih) nazil olarak şöyle dedi:

“Ey Muhammed! Doğrusu yüce Allah kızın Fatımâ’yı kardeşin Ali ile evlendirmeni emrediyor.” Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) Ali’yi (aleyhisselam) çağırtarak şöyle buyurdu: Ey Ali! Alemdeki kadınların efendisi ve senden sonra en çok sevdiğim insan olan kızım Fatımâ’yı seninle evlendiriyorum. Sizin ikinizden cennet gençlerinin iki efendisi ile benden sonra yeryüzünde kendilerine karşı çıkılıp kanlara bulanacak ve parlayan necibler olan evlâtlar dünyaya gelecektir. Allah, zulümü onlar sayesinde yeryüzünden silecektir. Hakk onlarla ihyâ olack ve bâtıl onlarla yokolacak onların sayısı bir yılın ayları kadardır. Ve İsa bin Meryem onların sonuncusunun arkasında namaz kılacaktır.”

2- Ebu Hâşim Davud bin Kasım-ı Caferi’den:

İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam babalarından şöyle nakleder:

Birgün Emirülmüminin Ali aleyhisselam Hasan bin Ali ve Selman-ı Farsi (r.a) ile geldi. Hz. Ali, Selman’ın elinden tutmuş olarak mescid-ül Haram’a girip oturdu. Vakarlı ve elbisesi düzgün biri gelip selam vererek Emirülmüminin’in karşısına oturdu. Ve şöyel dedi: Ey Emirülmüminin! Sana üç soru sormak istiyorum. Emirülmüminin şöyle buyurdu: İstediğin soruları sor. Adam dedi ki: Bana habar ver, insan uyuduğu zaman rûhu nereye gidiyor? Ve insan nasıl oluyorda hatırlıyor ya da unutuyor, nasıl oluyor da insanın oğlu amcasına veya dayısına benziyor? Emirülmüminin aleyhisselam Hasan (aleyhisselam)’a dönerek buyurdu: Ona cevap ver ey Ebu Muhammed! Hz. Hasan (aleyhisselam) o adama buyurdu ki: “İnsanın uyuduğu zaman ruhunun nereye gittiği sorusunun cevabı şudur; Ruh rüzgara aittir, rüzgar da havaya aittir. İnsan uyanıncaya kadar ruh havada kalır. Eğer Allah bu ruhun bedene dönmesine izin verirse ruh rüzgarı, rüzgar da havayı cezbeder. Sonra sahibinin bedenine yerleşir. Ve Allah o rühun bedene dönmesine izin vermezse havâ rüzgarı, rüzgar da ruhu cezbeder. Böylece kıyamete kadar bedene dönmez.

O soryduğun hatırlama ve unutmaya gelince: Süphesiz insanın kalbı bir kaptadır ve o kabı örten bir kapak vardır. Eğer o Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e kamil bir selam gönderirse o kapak, tabağın ve kabın üzerinden kalkar. İnsan kalbine ışık gelir ve unuttuğunu hatırlar. Ve eğer o, Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salat göndermez veya onlara selam eksik göderir veya Ehl-i Beyt’e selam göndermezse o kapak hep o kabın üzerinde kalır ve kalp kararır ve o kimse şaşırır, hatırladığını unutur.

İnsanın çocuğunun amca veya dayısına benzemesine gelince: Eğer adam sakin kalp ve damarlarla, huzur  içinde karısına yaklaşırsa o nütfe (meni) rahime gider ve çocuk ya babasına ya da annesine benzer. Ama eğer sakin kalp ve damarlarla karısına yaklaşmazsa ve bedeni ıztırap içinde olursa nütfe (meni) de ıztırap içinde olur. Eğer amcaların damarlarından birine vaki olursa, çocuk amcalarına benzer. Eğer dayıların damarlarından birine vaki olursa, çocuk dayılarına benzer.”

Adam şöyle dedi: Şehadet ederim ki Allahtan başka ilah yoktur. Ve her zaman buna şehadet ederim. Ve şehadet ederim ki Muhammed (sallallahu aleyhi ve âlih) Allahın resulüdür. Her zaman bunu söyler ve şehadet ederim. Ve şehadet ederim, sen Resulullah’ın vasîsisin. Ve onun hücceti ile kıyam edersin. Ve her zaman bunu söyler ve şehadet ederim.” Sonra eliyle Emir-ül-müminin’e (aleyhisselam) işaret ederek şöyle dedi: Şehadet ederim; sen onun vasîsinin ve hüccetisin. Ve bunu her zaman söylüyorum. Sonra eliyle Hüseyn aleyhisselam’a işaret edip dedi ki: Şehadet ederim; Hüseyn bin Ali onun vasisi ve ondan sonraki imamdır. Ve her zaman diyorum: Şehadet ederim ki Ali bin Hüseyn, Hüseyn’in emri ile imamdır. Şehadet ederim ki Muhammed bin Ali, Ali (Zeynelabidin’in) emriyle imamdır. Ve şehadet ederim ki Cafer, Muhammed’in emriyle imamdır. Ve şehadet ederim ki Ali, Musa’nın vasisidir. Ve şehadet ederim ki Muhammed, Ali’nin emriyle imamdır. Ve şehadet ederim ki Ali (Naki) Muhammed’in emriyle imamdır. Ve şehadet ederim ki Hasan, Ali’nin emriyle imamdır. Ve şehadet ederim ki Allahın iznine kadar Hüseyn’in evlatlarından ismi ve künyesi söylenmeyen biri yeryüzünü adâlet ve eşitlikle dolduracaktır. Tıpkı zulüm ve sitemle dolduğu gibi. Selam olsun sana ey Emirülmüminin. Allahın rahmet ve bereketi de senin üzerine olsun.” Sonra kalkarak gitti.

Emirülmüminin, Hasan’a (aleyhisselam) şöyle buyurdu: Ey Ebu Muhammed! Git, bak acaba nereye gidecek? Dedi ki: Onu izlemek için çıktığımda bir anda nereye gittiğini görmedim. Emirülmüminin aleyhisselam’a dönüp durumu ona bildirmek istediğimde şöyle buyurdu: Ey Ebu Muhammed’ onu tanıyor musun? Dedi ki: Hayır, Allah, resülü ve Emir-ül-müminin daha iyi bilirler. Buyurdu ki: O, Hızır (aleyhisselam) idi.”

3- Hasan bin Abbas bin Harden:

İmam Muhammed Bakır aleyhisselam babalarından nakleder ki Emirülmüminin Ali aleyhisselam ibn-i Abbas’a şöyle buyurdu:

Her yılda bir Kadir gecesi vardır. Ve o gecede, o yılın durumu ile kazâ (ve kaderi) nazil olur. Ve bu iş, Resulullah’dan (sallallahu aleyhi ve âlih) sonraki veliler (imamlarındır). İbn-i Abbas dedi ki: Kimdir onlar ey Emirülmüminin? Şöyle buyurdular: Benim onbir evladım olan imamlar ve muhaddeslerdir.”[1]

4- Esbağ bin Nebâte’den:

Bir gün Emirülmüminin Ali’ni aleyhisselam yanına gittiğimde onun düşünerek yere birşeyler çizdiğini gördüm.

Dedim ki: Ey Emirülmüminin! Yeri sevdiğin için mi çiziyorsun? Şöyle buyurdular Hayır! Vallahi, ne yeri ne de dünyayı bir an dahi olsa sevmedim. Ama benim düşüncem, benden olacak evladım hakkındadır. O, zulümle dolacak olan dünyayı adâlet ve eşitlikle dolduracak olan Mehdi’dir. Onda hayret ve gaybet (kayboluş) olacaktır. Onun hakkında bazı kavimler sapıtack, bazıları ise hidayete ulaşacaktır. Dedim ki: Ey Emirülmüminin! Bu hayret ve gaybet ne zamana dek sürecektir?

Buyurdu ki: Asırlardan bir bölüm kadar.

Dedim ki: Bu mutlaka olacak mıdır?

Şöyle buyurdular: Evet, bu mutlaka olacaktır.

Dedim ki: Ben o zamanı görecek miyim?

Şöyle buyurdular: Ey Esbağ! Sen o zamanı nered görebilirsin ki? Onlar bu Ehl-i Beytin iyileri ile olan ümmetin seçkinleridir.

Dedim ki: Peki ondan sonra ne olacak?

Şöyle buyurdular: Allah istediğini yapacaktır. Şüphesiz Allah’ın iradeleri, hedefleri ve amaçları vardır.”

5- Ebu Basir’den:

İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:

Birgün babam (İmam Muhammed Bakır), Cabir bin Abdullah-ı Ensâri’ye buyurdu ki: Benim sana soracak birkaç sorum var. Ne zaman boş vaktin olursa sana o soruları sarabilirim?

Câbir dedi ki: Ne zaman sen istersen! Birgün babam onu yalnız bularak buyurdu ki: Resulullah’ın kızı Fatımâ’nın aleyhisselam elinde gördüğün levh ve onda ne yazdığını hakkında annem Fatımâ’nın sona ne buyurduğunu söyler misin?

Câbir dedi ki: Ortağı olmayan Allah’a andolsun ki birgün Resulullah hayatta iken annen Fatımâ’nın yanına giderek Hüseyn’in dünyaya gelişinden dolayı onu tebrik ettim. Onun elinde yeşil bir levha gördüm. O, tıpkı zümrüte benziyordu. Sonra onun içinde beyaz bir yazı vardı. Tıpkı güneşin nuru gibi parlıyordu. Ona dedim ki: Anam babam sana fedâ olsun ey Fatıma! Bu levha nedir? Şöyle buyurdu: Bu levhayı yüce Allah, resülüne hediye etmiştir. Bunda babamın, kocamın, evlatlarımın isimleri ve onların vasilerinin isimleri yazılıdır. Babam bunu beni müjdelemek için vermiştir. Annen Fatımâ (selamullahi aleyhâ) onu bana uzattı. Ben de alıp okuyarak onu bir yere yazdım. Babam Muhammed Bakır aleyhisselam ona buyurdu ki: Ey Cabir! Onu bana gösterebilir misin? Dedi ki: Evet! Babam onunla birlikte evine gitti. Babam bir sayfayı çıkararak buyurdu ki: Ey Cabir! Kitabına bak da ben sana okuyayım. Babam’ın kendi sayfasından okudukları Cabir’in kitabına harfi harfine uyuyordu. Cabir dedi ki: Allah’a andolsun ki ben de o levhada bunu böyle okumuştum:

“Bismillahirrahmanirrahim. Bu, aziz ve hakim olan Allah’tan peygamberi, nuru, hicabı, sefiri ve delili olan Muhammed’e gönderilen kitaptır. Alemlerin rabbinin yanından rüh-u emin (Cebrâil) getirmiştir. Ey Muhammed! İsimlerimi yücelt. Ve nimetlerime şükret. Nimetlerime karşı gelme. Doğrusu ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Zalimleri bozguna uğratır, mazlumları zafere ulaştırırım. Ve din gününün sahibiyim. Doğrusu ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Her kim benden başkasının lüftuna bel bağlar veya benim adaletimden başka birşeyden korkarsa ona öyle azap veririm ki alemde hiçkimseyi öyle azap etmemişimdir. Öyleyse yalnız bana ibadet et ve bana tevekkül et. Ben, gönderdiğim hiçbir peygamberi ömrü bitmeden önce vasîsiz bırakmadım. Ben, seni bütün peygamberlerden üstün kıldım. Senin vasîni de bütün vasilerden üstün kıldım. Ve sana arslan gibi iki evlat verdim. Hasan ile Hüseyn’i verdim. Babasının süresi bittikten sonra Hasan, ilmimin kaynağı olacak, Hüseyn’de vahyimin kaynağı olacaktır. Onu şahadetle kerametlendirip, sonunu saadetle onayladım. O, benim yolumda şehit olanların en üstünüdür. Ve benim yanımda şehitlerin en yücesidir. Ve benim kamil sözümü onunla karar kıldım. Benim beliğ hüccetimi de ona verdim. Sevabı ve cezayı onun evlatları ile karar kıldım. Onların ilki Ali’dir. İbadet edenlerin efendisi, geçmişteki evliyalarımın ziynetidir. Onun oğlu ceddi Mahmud’un adıyla anılır. Muhammed-i Bâkır. O, ilmi yaran ve açıklayandır. Ve hikmetimin madenîdir. Cafer konusunda şüphelenenler helak olacaktır. Onu reddeden beni reddetmiş gibidir. Sözün doğrusu bendedir. Ben Cafer’i aziz kılacağım. Onun taraftarlarını, yardımcılarını ve velilerini mutlu kılacağım. Ondan sonra gözleri kör edecek olan bir fitne kopacak. Çünkü benim farz kıldığım (imamet) bağı kopmayacaktır. Ve benim hüccetim gizli kalmayacak ve benim evliyalarıma dolu bardaklarla ikramlarda bulunulacak. Bu imamlar arzın en şereflileridirler. Onlardan birini inkâr eden, benim bütün nimetlerimi inkâr etmiş olur. Benim kitabımdan bir ayeti değiştiren, bana iftirâ atmış olur. Habibim ve seçkin kulum Musa Kâzım’ın süresi bitince karşı çıkıp iftira atanlara eyvahlar olsun. Onu yalanlayan sanki bütün velilerimi yalanlamış gibidir. Ben ona kudret ve güç vereceğim. Ondan sonraki halifem Ali bin Musâ er Rızâ’dır. Onu zorba ve müstekbir birisi öldürecektir. O, salih kulum olan Zülkarneyn’in kurduğu şehirde defnolacaktır. En hayırlı kulum, en hayırsız kulun yanına gömülecektir. Hak söz bendedir. Ondan sonraki halifem olan oğlu Muhammed ile onun gözlerini nurlandıracağım; Onun ilminin varisi, benim de ilmimin mâdenidir. Sırrımın hazinesi, halkıma olan delilimdir. Cenneti ona yer olarak karar kıldım. Onu kendilerine cehennemin vacip olduğu Ehl-i Beyt’ten yetmiş bin kişiye şefaatçi olarak karar kıldım. Ve onun oğlu Ali’ye saadeti hatmettim. O benim velim, yardımcım,  kullarımdaki şahidim ve vahyimdeki eminimdir. Benim yoluma halkı davet edeni ve ilmimin hazinesi olan Hasan’ı onun vücudun dan yaratacağım. Sonra imameti onun oğlu ile tamamlayacağım.

O alemlere rahmettir. Musa’nın kemali ve İsan’nın değeri, Eyyüb’un sabrı ondadır. Onun zamanında evliyalarım zelil olacak, onların başlarını tıpkı kafirlerin başları gibi birbirlerine hediye edecekler. Öldürülecekler, yakılacaklar, korku içinde yaşayacaklar. Yeryüzü onların kanıyla sulanacak. Kadınları onların yasında feryâd edecekler. Onlardır benim gerçek velilerim. Onlar hatrına bütün karanlık fitneleri yoketmek benim hakkımdır. Onlar hatrına depremleri durdururum. Dert ve musibetleri de onlar hatrına bitiririm. “Rabblerinden gelen rahmet ve salât onlaradır. Ve hidayet olan onlardır.”

Ebu Basir der ki: “Eğer yaşadığın asırda sadece bu hadisi duysan sana yeter. Bunu ehli olanlar dışında herkesten koru.”

6- …Zürâre’den:

İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam babalarından nakleder ki Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) şöyle buyurdu:

“Şüphesiz benim Ehl-i Beyt’imde oniki muhaddes[2] vardır. İmam Ali bin Hüseyn’ın süt kardeşi olan Abdullah bin Zeyd bunu duyunca inkar edercesine dedi ki: Fesüphanallah, muhaddes mi? İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam ona dönerek buyurdu ki: Evet, vallahi senin annenin oğlu Ali bin Hüseyn aleyhisselam da öyle idi.

7- Ebu Basir’den:

İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam babalarından Resululah (sallallahu aleyhi ve âlih) şöyle buyurduğunu nakleder: Yüce Allah herşeyin içinden birşey seçti. Yeryüzünde Mekke’yi seçip üstün kıldı. Mekkede Mescid-ül Harâmi seçti. Mescidde ise Kâbe’nin bulunduğu yeri seçti. Hayvanlardan dişi olanı seçti, dört ayaklılardan ise koçu seçti. Günlerden Cuma’yı seçti. Aylardan ise Ramazan ayını seçti. Gecelerden ise Kadir gecesini seçti, insanlardan da Benî Haşim’i seçti. Benî Haşimden ise benimle Ali’yi seçti. Ben ve Ali’den Hasan ile Hüseyn’i seçti. Ve bunları, Hüseyin’ın evlatlarından olan imamlarla onikiye tamamladı. Onların sonuncusu batın ve zahir olanlarıdır. En üstün olanları ve kıyam edecek olanlar da odur. Kur’anı tahriften koruyan, batıl söz söyleyenlerin ve cahillerin yorumundan koruyan onlardır.

SÜLEYM BİN KAYS’İN KİTABINDAN

8- Süleym bin Kays şöyle der:

Sıffinde Muaviye, Hz. Ali’ye yazdığı bir mektubu Ebu Hüreyre ve Ebu Derdâ ile gönderdi. Hz. Ali aleyhisselam mektubu aldıktan sonra buyurdu ki: Muaviye’nin bana gönderdiği mektubu getirdiniz. Tıpkı onun sözünü bana ilettiğiniz gibi benim de sözümü dinleyin ve ona iletin.

Dediler ki: Buyur, Hz. Ali uzunca konuştuktan sonra Allahın emriyle Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve âlih) kendisini Gadir-i Hum’da halife seçtiğini hatırlatarak şöyle buyurdu: Şu ayet indiğinde: “Sizin veliniz yalnız Allah, resulü, iman edip namaz kılarak rükü da zekat verenlerdir.”[3] Halk dedi ki: “Ey Resulullah! Bu velayet bazı müminleri mi yoksa hepsini mi kapsamaktadır?” Allah, yüce peygamberine kendisinin emrettiği velisini açıklamasını istedi. Tıpkı onlara, namaz, oruç, zekat ve haclarını açıkladığı gibi. Ali aleyhisselam devam ederek; Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih)  beni halife tayin ederek şöyle buyurdu: Allah beni öyle bir risâlette gönderdi ki göğsüm bu yüzden daraldı. Ve halkın beni yalanlayacağını sandım. Bana ya bunu tebliğ etmemi ya da beni azaplandıracağını buyurdu. Kalk ey Ali! Diye emrettikten sonra yüksek sesle emrederek cemaat namazı kılınmasını emretti. Öğle namazını kıldıktan sonra buyurdu ki: Ey halk! Allah benim mevlâmdır. Ve ben, müminlerin mevlâsıyım. Ve ben kendi nefislerine onlardan daha evlâyım. Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Allahım onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol.”

Selmân-ı Fârsî ayağa kalkarak dedi ki: “Ey Resulullah! Hangi velâyettir bu? Buyurdular ki: Ben her kimin kendi nefsine ondan daha evlâ ve üstün isem, Ali de onun kendi nefsine ondan daha evlâdır. Yüce Allah da şu ayeti nazil etti: “Bugün sizlere dininizi kamil kıldım ve nimetimi sizlere tamamladım ve sizin için islamdan din olarak razı oldum.”[4]

Selman ona şöyle dedi: Ey Resulullah! Bu ayetler sadece Ali hakkında mı nazil oldu?

Resulullah şöyle buyurdu: “Onun ve kıyamete dek onun vasılerinin hakkında nazil olmuştur.

Selman sordu: Ya Resulullah! Onların kim olduklarını açıklar mısın?

Ali; kardeşim, vasim ve varisimdir ve ümmetimdeki halifemdir, benden sonra her müminin velisidir. Ve onun evlatlarından onbir imam. Birincileri oğlum Hasan’dır, sonra oğlum Hüseyn, sonra Hüseyn’in evlatlarından dokuz imam. Onlar Kur’an iledirler ve Kur’an onlar iledir. Havuzda bana ulaşıncaya kadar onlar Kur’andan, Kur’an da onlardan yarılmaz.

Bedir’e katılan oniki kişi ayağa kalkarak şöyle dediler: Biz şahidiz ki Emirülmüminin aleyhisselam eksiksiz ve fazlasız Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve âlih) buyurduklarını aynen buyurmaktadır.

Hz. Ali ile birlikte Sıffin savaşına katılan diğer Bedir’liler de dediler ki: Senin dediklerinin hepsini ezberledik. Ama hepsi aklımızda kalmadı. Bu oniki kişi bizim en efdalimiz ve seçkinlerimizdirler. Ali aleyhisselam buyurdu ki: Doğru söylüyorusunuz. Halkın hepsi ezberleyemez. Bazıları bazılarından üstündür.

O Bedir’li oniki kişiden dördü olan Ebu Haysem, Ebu Eyyüb el Ensâri, Ammar ve Hüzeyme bin Sâbit ayağa kalkarak dediler ki: Biz şehadet ederiz ki Resulullah o gün buyurduklarını aynen ezberledik. O ayaktaydı ve Hz. Ali’de onun yanında ayaktaydı. Peygamber şöyle buyurdu: “Ey halk! Allah sizler için bir imam tayin etmemi emretti. O içinizdeki vasim, Ehl-i Beyt’ime ve ümmetime benden sonraki halifem olacaktır. O, Allahın müminlere itaat etmelerini farz kıldığı ve velayetini emrettiği şahıstır. Ben de dedim ki: Ey Rabbim! Nifak ehlinin yalanlamasından ve iftirasından korkarım. Allah da bana ya tebliğ etmemi ya da azap göndereceğini vaadetti. Ey halk! Yüce Allah kitabında sizlere namazı emretti. Ben de sizlere açıkladım ve uyguladım. Zekat ve orucu emretti. Onları da sizlere açıkladım. Ve kitabında sizlere velayet emretti. Ve ben şahidim ki ey halk! Bu velayet sadece buna ve bunun ve benim evlatlarımdan olan vasilerime mahsustur. Onların birincisi oğlum Hasandır, sonra Hüseyndir. Sonra Hüseyn’in evlatlarından dokuz kişi; Bana havzun başında ulaşıncaya dek Kur’andan ayrılmazlar.

Ey halk! Benden sonra sığınacağınız kişiyi size bildirdim. Benden sonra imamınız ve veliniz ve hidayet ediciniz kardeşim Ali bin Ebi Talib’dir. Ve o içinizde benim gibidir. Dininizde ona uyun ve bütün işlerinizde ona itaat edin. Yüce Allahın bana öğrettiği bütün herşey onun yanındadır. Ve yüce Allah bunları sadece ona öğretmemi, size de bunların onun yanında olduğunu söylememi istedi. Ona sorun, ondan ve onun vasilerinden öğrenin. Onlara birşey öğretmeye ve onlardan öne geçmeğe kalkışmayın. Onlardan ayrılmayın. Onlar hak iledir hak da onlarladır. Onlar hakkı, hakk da onları zâil etmez.”

Sonra Ali -Allahın selam onun üzerine olsun- ayağa kalkarak Ebu Derdâ, Ebu Hüreyre ve etrafındakilere şöyle buyurdu: Ey halk! Bilmiyor musunuz ki Yüce Allah Kur’anda şu ayeti nazil buyurdu: “Doğrusu Allah siz Ehl-i Beyt’ten her pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”[5] Resulullah; beni, Fatımâ’yı, Hasan ve Hüseyni bir abânın altında toplayarak buyurdu ki: “Allahım bunlar benim sevdiklerim, itretim, (ağır emanetim) ve yakınlarım, Ehl-i Beyt’im’dirler.”

Ümm-ü Selema dedi ki: Ben de mi? O hazret (sallallahu aleyhi ve âlih) ona dedi ki: “Sen hayır üzerinesin. Ama bu ayet yalnızca benim, kardeşim Ali’nin, kızım Fatımâ’nın evlatlarım Hasan ile Hüseyn ve Hüseynin dokuz evladı hakkında nazil olmuştur. Bizden başka kimse bunda yoktur.”

Halkın çoğu ayağa kalkarak dediler ki: Biz şahidiz ki Ümm-ü Seleme bize de böyle demişti. Biz de Resulullah’a­ (sallallahu aleyhi ve âlih) sorduk, o da tıpkı Ümm-ü Seleme’nin dediği gibi buyurdu.

Ali aleyhisselam şöyle buyurdu: Yüce Allah’ın Hacc süresinde[6] şöyle buyurduğunu bilmiyor musunuz: “Ey iman edenler! rükü ve secde edin ve rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin ki belki felâha erersiniz. Ve Allah yolunda hak cihad edin. O sizi seçmiştir. Ve o size dinde zorluk göstermemiştir. Babanız İbrahim’in şeriatıdır. Allah önceki kitaplarda ve bu kitapta sizi müslümanlar diye adlandırmıştır. Peygamber sizlere, sizler de halka şahit olasınız diye.” Bu ayet nazil olduğunda Selman (r.a) ayağa kalkarak dedi ki:

Ey Resulullah! Senin onlara, onların da halka şahit olduğu ve Allahın seçtiği ve Allahın, babaları İbrahim’in şeriatında olduğu gibi dinde kendilerine zorluk gösterilmeyen bu insanlar kimleredir?

Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) buyurdu ki: Allah bu ayette onüç insanı belirtmektedir: Ben, kardeşim Ali ve onun evlatlarından onbiri.” Dediler ki: Evet, biz bunu Resulullah’tan işittik.

Ali aleyhisselam şöyle buyurdu: Allah aşkına söyleyin! Bilmiyor musunuz Resulullah en son hutbesinde ne buyurdu? Ey halk! Sizlere iki emanet bırakıyorum. Eğer onlara sarılırsanız asla sapıtmazsınız; Yüce Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beyt’im. Lütuf sahibi ve herşeyden haberdar olan Allah, bu ikisinin havuzun başında bana ulaşıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklarını haber verdi ve ahdetti.

Dediler ki: Evet, Allah için biz bunların hepsini Resulullah’tan duyduk. Cemaaten oniki kişi ayağa kalkarak şöyle dediler: Biz şahidiz ki Resulullah öldüğü gün bunarı buyururken Ömer bin Hattab gazaplı bir haldeymiş gibi dedi ki: “Ey Resulullah! Bunlar bütün Ehl-i Beyt’ini (ev halkını) kapsıyor mu? Buyurdu ki: Hayır, sadece onlardan vasi olanları kapsıyor; Ali; kardeşim, vezirim, vârisim, ümmetimdeki halifem, benden sonra her müminin velisidir. O, vasilerin birincisi ve en hayırlısıdır. Onun vasisi bu oğlumdur -eliyle Hz. Hasan’ı gösterdi- Sonra onun vasisi bu oğlumdur -Hz. Hüseyin’i gösterdi- Onun vasisi de benim oğlumdur ve kardeşimin adaşıdır. Onun vasisi benim adaşımdır. Sonra yedi evlat sırasıyla gelir. Sonunda havuzun başında bana ulaşırlar. Allah’ın yeryüzündeki şahitleri ve halka delilleridirler. Her kim onlara itaat ederse Allah’a itaat etmiş, onlara karşı çıkan Allah’a karşı çıkmış olur.” Bedir’e katılan yetmiş kişi ve bir o kadar da muhacir kalkarak dediler ki: Unuttuğumzu bize hatırlattın. Doğrusu biz bunların hepsini Resulullah’tan işitmiştik.

Sonra Ebu Hüreyre ve Ebu Derdâ, Muaviye’nin yanına giderek Ali aleyhisselam’ın bütün buyurduklarını ve onları şahit tuttuğunu halkın da bunu onayladığını bildirdiler.

9- Süleym bin Kays-ı Hilâlî şöyle der:

Emirülmüminin aleyhisselam ile birlikte Sıffin’den dönerken bir hrıstiyan köyünün yakınlarında durduk. O sırada heybetli ve güzel yüzlü bir ihtiyar adam elinde bir kitapla gelerek Emirülmüminin’e selam verdi. Sonra dedi ki:

Ben İsâ’nın havarilerinden birinin soyundanım. Ve o, havarilerin içinde İsâ’nın en çok sevdiği ve güvendiği havâri idi. İsa, onu vasi yaptı, kitaplarını ona verdi ve hikmetini ona öğretti. Bu evde olanlar hep bu dine uymuş, onun şeriatını uygulamış, asla kafir ve mürted olmamış, dinini tahrif etmemişlerdir. Bu yanımdaki kitapta yazılanları İsa bin Meryem söylemiş, bizim babamız da eliyle yazmıştır. Bunda halkın ondan sonra yapacakları herşey yazılıdır. Bunda padişahların adı tek tek yazılıdır. Yüce Allah arapların içinden İsmail bin İbrahim’in evlatlarından birini Tehâme denilen bir yerin Mekke köyüne gönderecektir. Onun adı Ahmed’dir. Onun oniki ismi vardır. Onun gönderilmesi, dünyaya gelişi, hicreti, savaşları, ona yardım edecek ve ona düşmanlık edecek olanları, hayatını, ümmetinin ondan sonra neler yapacağını ve sonunda İsa bin Meryem’in gökten inmesini bu kitapta yazar. Ve bu kitapta Allah’ın dostu İbrahim’in oğlu İsmail’in evlatlarından onüç kişinin ismi yazılıdır ki onlar Allah’ın halkının en hayırlı olanlarıdırlar ve Allah, halkın içinde en çok onları sever. Onları seveni Allah’da sever. Onlara düşman olana Allah’da düşman olur. Onlara itaat eden hidayet olur, onlara karşı çıkan sapıtır, onlara itaat etmek Allah’a itaat etmek, onlara karşı çıkmak ise Allah’a karşı çıkmaktır. Onların isimleri, soyları ve sıfatları yazılıdır. Onların tek tek ne kadar yaşayacakları da. Onlardan hangilerinin dinlerini saklayacağını ve kavminden gizleyeceğini de yazar. Onlardan hangisinin zuhur ederek halkın onu kabulleneceği ve İsa’nın gökten inerek imamların sonucusunun arkasında namaz kılacağı ve İsa’nın şöyle söyleyeceğini de yazar: “Siz öyle imamlarısınız ki hiç kimsenin sizden öne geçmesi doğru olmaz.” Sonra onların sonuncusu öne geçerek halka namaz kıldıracak ve İsa da onun arkasındaki safta duracaktır.

Onların birincisi, en hayırlısı ve en efdali -ki onun evi onların hepsinin ve onlara itaat edenlerin ecri gibidir- Resulullah’tır. Onun ismi, Muhammed ve Abdullah ve Yâsin ve Fettâh, Hâtim, Hâşir, Âkib, Mâhi, Gâid, Nebiyyullah, Safiyyullah, Habibullah, nerede Allahın adı zikrolunursa onun da adı geçer, Allah’ın yarattıkları içinde Allah katında en kerametli olanlardandır. Ve Allah’ın en çok sevdiğidir. Allah’ın yarattığı yüce melekler ve Ademden bu yana bütün pegamberler içinde Allah katında en hayırlı olandır. Allah insanlar için de ondan daha fazla kimseyi sevmez. Onu kıyamet günü arşa oturtacak, şefaat ettiği bütün insanlara o da şefaat edecektir. Kalem, levhi mahfuza Allah’ın Resulü Muhammedin adıyla yazı yazabildi. Ve kıyamet günü bayrağı taşıyan kardeşi, vasisi, veziri ve ümmetteki halifesinin adıyla. Ve ondan sonra Allah’ın en çok sevdiği olan onun anne ve baba tarafından amcası oğlu Alidir. Ali, ondan sonraki bütün müminlerin velisidir. Sonra Muhammed’in ve onun evlatlarından onbiri gelir. Onların ilk ikisi Harun’un iki oğlu Şeber ve Şübeyr’in adıyla adlanır. O ikisinin küçük olanından dokuzu gelir. Onların sonuncusunun arkasında İsa bin Meryem namaz kılacaktır. Rivayeti uzunca nakleder...”

10- Süleym bin Kays-ı Hilâli der ki:

Ali aleyhisselam’a dedim ki: Ben Kur’an tefsiri ve Rsulullah’ın rivayetleri hakkında Selman, Ebu Zerr ve Miktad’dan birçok şeyler işittim. Sonra onlardan duyduğum bu şeyleri senin de onayladığını gördüm. Sonra halkın elinde Kur’an tefsiri ve Resulullah’ın rivayetleri hakkında çok şey gördüm. Onlar sizlerin tefsir ve rivayetlerinizin batıl olduğunu zannediyorlardı. Onların bilerek Resulullah’a iftira attıklarını ve Kur’anı kendi reyleri ile tefsir ettiklerini görüyor musun? Ali aleyhisselam bana donerek buyurdu ki:

Soruyu sordun, şimdi cevabını dinle; Halkın elinde hak ve batıl vardır, doğru ve yalan vardır, nasih ve mensuh vardır, husûs ve umûm vardır, muhkem ve müteşabih vardır, hıfz ve vahim vardır. Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve âlih) kendi zamanında bile yalan sözler nispet verdiler. Öyle ki ayağa kalkarak şöyle buyurdu: “Ey halk! Bana nispet verilen yalanlar çoğaldı. Her kim bilerek bana yalan nispet verirse, cehenneme gidecektir.” Sonra vefatından sonra da ona yalan nispetler verildi. Sana hadis nakleden dört çeşit kisidir ki beşincisi yoktur:[7]

(1) Münafık bir adamdır ki mümin olduğunu açıklar, diliyle müslüman olduğunu söyler de günah işlemekten kaçınmaz; Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve âlih) yalan isnâd etmekten ve iftira atmaktan çekinmez. Eğer halk onun yalancı ve münafık olduğunu bilse, onun sözlerini kabullenmez ve onu onaylamazlar. Ama halk der ki: Bu, Resulullah’ın sahabesidir, onu görmüş ve ondan hadisler duymuştur. (Böylece nasıl biri olduğunu anlamayarak onu kabullenirler) Allah, münafıkların durumunu ve özelliklerini bildirmiştir. Yüce Allah buyuruyor ki: “Onları gördüğünde cisimleri seni şaşırtır ve konuştuklarında onları dinlersin.”

Sonra onlar Resulullah’tan sonra iftira, yalan ve bühtanlarla dalalete ve ateşe çağıran rehberlere yaklaştılar böylece amelleri tersine döndü ve onlar da bu münafıkları halkın başına geçirdiler. Böylece onlar sayesinde dünyalarına ulaştılar. Şüphesiz yüce Allah’ın koruduğu insanlar dışında halkın geneli; hükümdarlar ve dünya iledir. Bu o dört kişiden biridir.

(2) Birisi ise Resulullah’dan bir hadis duyar, ama onu aynen ezberleyemez. Bu yüzden kasıtsız olarak bazı şeyleri azaltır veya eksiltir. O bu elindeki hadisle amel eder ve bunu Resulullah’tan duyduğunu rivayet eder. Eğer müslümanlar bunun sözlerinin yanlışlarla dolu olduğunu bilselerdi, onu kabul etmezlerdi. Ve eğer kendisi de bunun yanlışlık dolu olduğunu bilseydi, o hadisi terkederdi.

(3) Üçüncü şahıs ise; Resulullah’ın bir şeyi emrettiğini duyar, ama daha sonra onun aynı şeyi menettiğini duymamıştır. Veya Resulullah’ın bir şeyden menettiğini duyar, ama sonradan onun aynı şeyin yapılmasını emrettiğini duymamıştır. Yani mensuhu bilir, ama nâsıhı[8] bilmez. Eğer o önceki hükmün kaldırıldığını bilse, onu terkederdi ve eğer halk, ondan duydukları şeyin hükmünün geçersiz olduğunu bilselerdi, onu kabul etmezlerdi.

(4) Dördüncü şahıs ise ne Allah’a ne de Resülüne yalan isnâd etmez. Çünkü o yalandan nefret eder, Yüce Allah’tan korkar ve Resulullah (aleyhisselam)’ı tazim eder ve yüceltir, o asla unutmaz ve şüpheye düşmez. Aksine hadisi tam olarak ezberler. Duyduğu hadisi eksiksiz ve fazlasız olarak aynen nakleder. Nasıh ve mensuhu iyi bilir, nasıhı ezberler, mensuhu ise terkeder. Doğrusu Resulullah’ın emrilerinde de tıpkı Kur’an gibi nasıh ve mensuh vardır. Özel (bir şeye ve bir vakte ait) ve genel (herkes ve her vakte ait) vardır, muhkem ve müteşabih vardır. Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) bir söz buyurduğu zaman tıpkı Kur’an gibi onun da genel ve özel olmak üzere iki yönü olabilir; (Yüce Allah kitabında buyuruyor ki: Resulullah size birşeyi emrederse kabullenin ve eğer menederse siz de ondan kaçının.”)[9] Yüce Allah’ın ve Resulullah’ın buyurduklarını duyanların çoğu, Allah’ın ve Resulullah’ın o sözle ne demek istediklerini anlamazlar. Resulullah’ın ashabının hepsi ona birşey sormaz veya öğrenemezdi. Onların içinde soruyu sorup cevabı anlamayanlar da vardı. Öyle ki onlar bir bedevinin veya yabancının ona soru sormasından kendilerinin de sadece dinlemelerinden hoşlanıyorlardı. Ben her gündüz ve her gece Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve âlih) yanına gidiyor, saatlerce onunla konuşuyordum. Resulullah’ın ashabı bunu benden başka hiçkimsenin yapmadığını biliyorlardı. (Çoğu kez bu, benim evimde oluyordu ve genelde Resulullah benim evime geliyordu. Bazen de ben onun evine gittiğimde yalnız kalıyorduk ve zecelerini dışarı çıkarıyordu, onun yanında benden başka kimse kalmıyordu. Ama o benim evime geldiğinde ne Fatımâ ne de evlâtlarımdan birini bizden ayırmazdı.) Ben soru sorduğumda o cevaplıyordu ve ben sustuğumda, sorularım bittiğinde, bana ilim öğretmeğe başlıyordu.

Allah’a beni koruması ve ezberletmesi için dua etti. Bana dua ettiği günden beri hiçbir şeyi unutmadım. Ve ben Resulullah’a dedim ki: Ey Allah’ın  peygamberi! Sen benim hakkımda Allah’a dua ettiğinden beri bana öğrettiğin şeylerin hiçbirini unutmadım. Peki bunları bana yazdırmanın hikmeti nedir, acaba benim unutmamdan mı korkuyorsun? Buyurdu ki:

Ey kardeşim! Senin unutmandan veya bilmemenden korkmuyorum. Yüce Allah sen ve senden sonra gelecek vasilerinin hakkında benim ettiğim duâyı kabul buyurdu. Ve ben bunları onlar için yazdırıyorum. Dedim ki:

Ey Resulullah! Kimdir vasilerim? Buyurdu ki:

Allah’ın kendisine ve bana yaklaştırdığı kimselerdir. Ve onlar hakkında Allah-u Teala buyurdu ki: “Allah’a itaat edin, Resulullah ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin ve eğer birşey de tartışırsanız bunu Allah’a, resulüne ve emir sahiplerine sorun.” Dedim ki:

Ey Allah’ın peygamberi! Kimdir onlar? Şöyle buyurdu:

Bana havuzun başında ulaşacak olan vasilerdir. Hepsi hidayete ulaştırandır ve hepsi hidayet üzerinedirler. İnsanların onlardan ayrılması onlara zarar vermez. Onlar Kur’an iledir, Kur’an da onlarladır. Onlar ondan ayrılmazlar, o da onlardan ayrılmaz. Onların sayesinde ümmetime yardımlar olur ve yağmur (bereket) yağar. Onların yüce duaları sayesinde ümmetime belâlar ulaşmaz. Dedim ki: Ey Resulullah! Onların adını bana söyler misin? Şöyle buyurdu: Bu oğlum -Elini Hasan’ın başına koydu- sonra bu oğlum -Elini Hüseyn’in başının üzerine koydu- Sonra bunun oğlu ki adı senin adındır ey Ali. Sonra onun oğlu Muhammed bin Ali. Sonra Hüseyn’e dönerek şöyle buyurdu: Muhammed bin Ali sen hayatta iken dünyaya gelecektir. Benim selamımı ona ilet. Sonra onlar oniki imamda tamamlacaklardır. Dedim ki: Ey Allah’ın nebisi. Onların adını bana sayar mısın? Onları tek tek bana saydı. Allah’a andolsun ki ey Benî Hilâl’li kardeşim! Bu ümmetin Mehdisi onlardandır. O yeryüzünü cefâ ve zulümle dolduğu gibi, adâlet ve eşitlikle dolduracaktır”.

11- Süleym bin Kays şöyle der: Hz. Ali aleyhisselam, muhacir ve ensarın kendi faziletleri ile ilgili olarak birbirleriyle yarışmaları hakkında Talhâ’ya buyurdu ki:

“Ey Talhâ! Sen şahit olmadın mı Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) bize bir kağıt parçası getirmemizi buyurarak, kendisinden sonra ümmetin sapıtmaması için birşeyler yazacağını söyledi? Senin arkadaşın da söyleyeceğini söyledi: “Resullah sayıklıyor(!)” Resulullah da gazaplanarak yazmaktan vazgeçtir. Talha dedi ki: Evet, ben şahidim. Hz. Ali aleyhisselam buyurdular:

Sizler dışarı çıktıktan sonra Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) yazmak isteyip halka göstereceği şeyi bana söyledi. Ve Cebrail ona şu haberi verdi: “Allah ümmetin ihtilâfa düşerek tefrika edeceğini bilmektedir.” Sonra Resulullah o yazmak istediği konuyu bana yazdırdı. Buna da üç kişiyi şahit karar kıldı: Selmân-ı Farsi, Ebu Zerr, Miktâd. Ve kıyamete kadar müminlerin itaat etmekle emrolundukları hidayet imamlarını da saydı. İlk önce benim adımı getirdi. Sonra oğlum Hasan’ı, sonra da bu oğlum Hüseyn’i. Daha sonra bu oğlum Hüseyn’in dokuz evladının adını saydı. Böyle değil mi ey Ebu Zerr ve ey Miktâd! Dediler ki: Biz Resulullah’ın böyle buyurduğuna şahidiz. Talhâ dedi ki:  Vallahi ben Resulullah’tan duydum ki Ebu Zerr hakkında şöyle buyurdu: “Ebu Zerr’den daha doğru konuşan birini ne yeryüzü tanımış, ne de gökyüzü gölgelendirmiştir.” Ve ben şahidim ki bunlar sadece hakka şahit olurlar. Ve benim yanımda sen daha doğru konuşan birisin.”

12- Süleym bin Kays şöyle der:

Ali bin Ebi Talib aleyhisselam şöyle buyurdu:

Bir adamın -ki Hz. Ali adını bana söyledi- yanından geçerken bana dedi ki: “Muhammed tıpkı bir çöplükte yetişen hurma ağacı gibidir.” Ben de Resulullah’ın yanına giderek olayı ona anlattım. Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) gazaplanarak minbere çıktı. Bu gazabı gören ensar (savaş çıktığını sanarak) silahlandılar.

Resulullah buyurdu ki: Allah’ın onları üstün kıldığı ve sadece onlardan pisliği temizleyip tertemiz kıldığı hakkındaki sözlerimi duydukları halde bazıları neden beni yakınlarımdan dolayı kınıyorlar? Benim Ehli Beyt’imdeki seçkinim ve vasim ve Allah’ın üstün kılarak islamda en önde gelen, islama siper olan ve bana olan nisbeti Harun’un Musa’ya olan nisbeti gibi olan adamın yanından geçiyor, sonra benim etrafı çöplük olan bir hurma ağacına benzediğimi söylüyor? Biliniz ki Allah insanları iki grup olarak yarattığında beni en hayırlı gruptan yarattı. Ve bu fırkayı üç dala ayırdı. Ve beni en hayırlı dalda ve en hayırlı kabilede yarattı. Sonra onları ev ev ayırdı ve beni en hayırlı evde karar kıldı. Sonra Ehli Beyt’im, itretim ve ceddim (Abdülmuttalib)in evlatları için de ben ve kardeşim Ali bin Ebi Talib hülâsa olduk. Yüce Allah yeryüzündekilere bakarak içlerinden beni seçti. Sonra bir daha bakarak Ali’yi seçti. O, kardeşim, vezirim, vârisim, vasim, ümmetimdeki halifem ve benden sonraki her mümin velisidir. Onu seven Allah’ı sever, ona buğzeden Allah’a buğzetmiş olur. Onu müminler dışında kimse sevmez; ona kafirler dışında kimse buğzetmez. O yeryüzünün sütunu ve çelik bağıdır. O takva kelimesidir ve Allah’ın sağlam ipidir. “Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Ama Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.” Allah düşmanları, kardeşimin nurunu söndürmek istesler de Allah mutlaka nurunu tamamlayacatır.

Ey halk! Burada olanlar, başkalarına da sözlerimi ulaştırsınlar. Allah’ım! Bunlara şahid ol. Sonra Allah üçüncü kez yeryüzüne barakak benden sonra Ehl-i Beyt’imi seçti. Onlar, ümmetimin seckinleridirler. Kardeşimden sonra sırasıyla onbir imam gelir. Biri gittikten sonra diğer biri gelir. Onlar benim ümmetim içinde tıpkı gökteki yıldızlar gibidirler. Bir yıldız kayboldukça bir diğeri doğar. Doğrusu onlar hidayet üzerine olan hidayet edici imamlardır. Onlara hile yapanların hileleri, onlara zarar vermez. Onları yalnız bırakanların yalnız bırakması da. Aksine Allah bundan dolayı onlara hile yapan ve onları yalnız bırakanlara zarar verir. Onlar Allah’ın yeryüzündeki hüccetleridirler. Ve halka şahit olanlardırlar. Onlara itaat eden Allah’a itaat etmiş, onlara karşı çıkan Allah’a karşı çıkmış olur. Onlar Kur’an iledir, Kur’an da onlarla birliktedir. Bana havuzun başında ulaşıncaya dek Kur’an onlardan, onlar da Kur’andan ayrılmazlar. İmamların birincisi en seçkinleri olan kardeşim. Ali’dir, sonra oğlum Hasan, sonra da oğlum Hüseyn’dir. Sonra Hüseynin evlatlarından dokuz tanesi. - Ve sözlerine devam etti-.”

13- …Mufazzal bin Ömer’den:

İmam Cafer-i Sâdık aleyhisselam’a şöyle arzettim: Yüce Allah’ın şu ayetinin manası nedir? “Onlar saati (kıyameti) yalanladılar. Biz de saati (kıyameti) inkar eden için ateşi hazırladık.”[10]

Bana şöyle buyurdu: Doğrusu Allah bir yılı oniki ay olarak yarattı. Ceceyi oniki saat olarak karar kıldı. Gündüzü de oniki saat olarak karak kıldı. Oniki muhaddes bizdendir. Emir-ül müminin aleyhisselam da bu saatlerdendir”.

14- …Ebu Basir’den:

Ebu Cafer Muhammed bin Ali el Bâkır aleyhisselam dan duydum ki şöyle buyurdu: “Oniki muhaddes bizdendir.”

15- …Ebus Sâib’den:

İmam Cafer-i Sâdık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Gece oniki saattir, gündüz de oniki saattir, aylar da oniki tanedir. İmamlar da oniki imamdır. Nakipler (seçkinler) oniki tanedir. Ve şüphesiz Ali aleyhisselam oniki saatten bir saattir. Ve işte bu yüce Allah’ın şu ayetinin yorumudur: “Onlar saati yalanladılar, biz de saati inkâr eden için ateşi hazırladık.”

16- …Zeyd-i Şahhâm’den:

İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam’a şöyle arzettim: Hasan mı daha üstündür, Hüseyn mi? Şöyle buyurdu:

“Bizim birincimizin fazileti sonuncumuzun faziletine katılır, sonuncumuzun fazileti de birincimizin faziletine katılır. Her birinin fazileti vardır.” Ona arzettim ki: “Sana feda olayım, konuyu biraz açar mısın? Vallahi ben sadece hakka ulaşmak için sana soruyorum.” Bizler bir ağaçtanız, Allah bizleri aynı çamurdan yarattı. Faziletlerimiz Allah’tandır, ilmimiz Allah katındandır, biz Allah’ın halka eminleriyiz ve onun dinine dâvet edenleriz. Ve onunla kulları arasındaki perdedârlarız. Daha fazla söyleyeyim mi ey Zeyd?

Dedim ki: Evet. Şöyle buyurdular: Yaratılışımız aynıdır, ilmimiz aynıdır, faziletimiz aynıdır, yüce Allah’ın yanında hepimiz aynıyız. Sayınızı bana söyler misiniz? Diye sorduğunda şöyle buyurdular:

Biz oniki imamız -işte böyle- yüce rabbimizin arşının etrafında yaratılışımızın başlangıcında karar kılındık. Birincimiz Muhammed’dir, ortancamız Muhammed’dir, sonuncumuz da Muhammed’dir.”

17- …Ebu Hamzâ-i Somâli’den: Bir gün İmam Muhmmed Bakır aleyhisselam’ın yanında orturmuştum. Yanındakiler dağılıp gittikten sonra bana şöyle buyurdu:

“Ey Ebu Hamza! Allahın yanında değişmeyeck olan kesin hükümlerden biri Mehdimizin kıyamıdır. Bu konuda şüpheye düşen isyankâr ve kâfir olarak Allah’ın karşısına çıkacaktır. Sonra şöyle buyurdu: Adı benim adım, künyesi benim künyem olan o Mehdi’ye anam babam fedâ olsun. O benden sonraki yedinci imamdır. Yeryüzü zulüm ve cefa ile dolduktan sonra, adalet ve eşitlikle dolduracak olan Mehdi’ye anam babam fedâ olsun. Sonra devam ederek buyurdular: Ey Ebu Hamza! Onun zamanında yaşayıp da ona teslim olmayan Muhammed (sallallahu aleyhi ve alih) Ali’ye (aleyhisselam) teslim olmamıştır. Allah öyle bir kimseye cenneti haram etmiştir ve onun yeri ateştir ve o, zalimler için ne kötü bir yerdir.”

* * * * *

Allah’a hamdolsun ki bundan daha açık, zahir ve belli olan yüce Allah’ın şu ayetidir: “Doğrusu Allah katında aylar, oniki aydır Allah’ın kitabında. Gökleri ve yeri yarattığı gün. Bunlardan dört tanesi haram aylardır. İşte o, sağlam dindir. Bu aylar konusunda nefsinize zulmetmeyin.”[11]

-Aylar Muharrem, Sefer, Rebüulevvel vs... ve bunlardan dördü yani Recap, Zilkâde, Zilhacce, Muharrem ayları haramdır- Bu ayları tanımak, sağlam din değildir Çünkü yahudiler, hrıstiyanlar, ateşperestler, şii-sünni bütün halklar ve kavimler bu ayları bilirler ve onların adlarını sayarlar. Şüphesiz burada aylar imamlardır aleyhimusselam. Allah’ın dini ile kıyam ederler. Ve haram olanları Emirülmüminin Ali aleyhisselam’dır. Onun adı Allah’ın isimlerinden olan Ali’dir. Resulullah’ın ismi olan Mahmud’da Allah’ın isminden alınmadır. Diğer üçü ise oğullarından adı Ali olanlardır: Ali bin Hüseyn, Ali bin Musâ, Ali bin Muhammed. Böylece Allah’ın Ali isminden alınan bu ad hürmet kazandı. Allah’ın selamı, hürmetli ve kerametli Muhammed’e ve onun pâk Ehl-i Beytine olsun.

18- …Davud bin Kesir-i Rıkkî’den:

Birgün Medine’de imam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam’ın yanına gittim. Bana şöyle buyurdu:

Senin yanımıza gelmeni engelleyen şey nedir?

Küfe’deki bir hâcetim yüzünden gelemiyorum.

Sen Küfeden çıkarken orada kim vardı?

Canım sana fedâ olsun. Geride senin amcan Zeyd’i bırktım. Gördüm ki bir atın üstüne binmiş elinde kılıç (veya Kur’an) şöyle bağırıyordu: “Beni kaybetmeden önce bana sorun. Benim kalbim bir çok ilimle doludur. Nasıh ile mensuhu, mesânîyi ve yüce Kur’anı ben bilirim. Sizinle Allah arasındaki bayrak benim.”

Bana buyurdu ki: “Ey Davud! Kendini ona buna kaptırmışsın.” Sonra şöyle seslendi.

Ey Semâe bin Mehrân! Bir tabak taze hurma getir. O da bir tabak hurma getirdi. İmam da tabaktan bir hurma alıp yedi. Sonra, çekirdeğini çıkarıp toprağa ekti. Hemen ardından yer yarıldı ve o, fide halinde yerden çıktı. Sonra büyüdü ve hurma verdi. Sonra imam, elini hurma fidanına vurdu, İmam onun içinden beyaz bir yaprak çıkardı ve onu bana vererek okumamı emretti. Ben de okuduğumda iki satır gördüm. Birinci satırda şöyle yazıyordu. “Lailaheillallah, Muhammedün Resulullah” ikinci satırda ise, “Doğrusu Allah katında aylar oniki aydır. Gökleri ve yeri yaratığı gün. Bunlardan dört tanesi haramdır ve bu sağlam dindir Emirülmüminin Ali bin Ebi Tâlib, Hasan bin Ali, Hüseyn bin Ali, Ali bin Hüseyn, Muhammed bin Ali, Cafer bin Muhammed, Musa bin Cafer, Ali bin Musa, Muhammed bin Ali, Ali bin Muhammed, Hasan bin Ali, ve Halef-i Hüccet.” Sonra buyurdu ki:

Ey Davud! Biliyor musun bu buna ne zaman yazıldı?

Dedim ki: Allah, resülü ve siz daha iyi bilirsiniz.

Buyurdu ki: Adem yaratılmadan iki bin yıl önce yazıldı.”

19- …Zıyâd el Gandî’dan:

İmam Ebu İbrahim Musa el- Kazım aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum:

Yüce Allah nurdan bir ev yarattı ve ona dört temel karar kıldı. (Ve onlara dört isim yazdı.) “Tebâreke, Sübhân, Hamd, Allah.” Sonra o dörtten bir dört daha yarattı, o dörtten de dördünü yarattı. Sonra yüce Allah şöyle buyurdu: “Allah yanında aylar oniki aydır.”

20- …Davud bin Kesir er Rıkkî’den:

İmam Cafer Sadık aleyhisselam’a şöyle dedim: Sana feda olayım. Allah’ın şu sözü ne demektir: “O ilk ve önce gelenler varya, işte Allah’a yakın olanlar onlardır.”[12]

Buyurdular ki: Allah halkı yaratmadan ikibin yıl önce zerr (kâlu belâ) alemindeki ilk misakta bunu söyledi.

Dedim ki: Bunu bana açıklar mısın?

Şöyle buyurdu: Doğrusu Allah azze ve celle halkı yaratma istediğinde önce onları çamurdan yarattı. Ve onlar için bir ateş içine girmelerini emretti. O ateşe ilk önce giren Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) ve Emirülmüminin, Hasan, Hüseyn, sonra birer birer dokuz imam geldi ve onları şiileri izledi. Allah’a andolsun ki ilk önce gelenler onlardır.”

21- …İbrahim el Kerhî’den:

İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam’ın yanında oturmuştum. O sırada içeriye Ebul Hasan Musa-i Kazım geldi. O daha çocuktu. Ayağa kalkarak onu öptüm ve tekrar yerime oturdum. İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam bana şöyle buyurdu:

Ey İbrahim! Bil ki benden sonraki imamın budur. Bazıları bu konuda helak olacak, bazıları da saadete ulaşacaktır. Onu öldürene Allah lânet etsin ve ruhuna azabı yağdırsın. Bilki Allah azze ve celle onun sülbünden zamanında yeryüzünün en hayırlısını çıkaracaktır. Onun adı ceddinin adıdır. Onun ilminin ve hükümlerinin, vârisidir. O imametin kaynağıdır ve hikmetin başıdır. Beni Abbâs’ın cabbârı ona hasetten sonra onu öldürecektir. Ama Allah, müşrikler istemese de onun emrini tamamlayacaktır. Allah onun sülbünden oniki imamın tamamlayıcısını getirecektir. İşte o Mehdidir. Onlara Allah kerametler bağışlamıştır. Ve mukaddes mekanda yer vermiştir. Onikici imamın zuhurunu bekleyen, tıpkı Resulullah’ı kılıcıyla savunan gibidir.

O sıra Beni Ümeyye’nin adamlarından biri içeri girdiği için imam aleyhisselam sözünü kesti. Ben sonraları onbir kere İmam Cafer-i Sadık’ın yanına giderek konuya devam etmesini arzu ettiysem de bunu başaramadım. Ertesi yıl onun yanına gittiğimde oturuyordu. Şöyle buyurdu:

Ey İbrahim! O, şiddetli sıkıntılardan ve belâlardan korku ve açlıktan sonra şiilerinin kalbindeki üzüntüyü giderecektir. Onun zamanında yaşayanlara ne mutlu! Ve bu sözler senin için yeterlidir ey İbrahim!

İbrahim-i Kerhi der ki: Kalbimi bu kadar çok sevindiren ve gözüme ter getiren böyle bir sözü o ana kadar işitmemiştim.”

22- …Abdülvahhâb-ı Sakafî’den:

İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam buyurdu ki:

Babam Muhammed Bâkır aleyhisselam Hamrân adlı ashabına bakarak ağladı. Sonra şöyle buyurdu: “Ey Hamrân! Şaşırıyorum bu halka! Nasıl gafil oldular veya unuttular, ya da kendilerini unutmuş gösterdiler? Resulullah’ın hastalığında buyurduğu sözü unuttular. Halk, peygamberi ziyaret edip ona selam veriyorlardı. Sonunda onun evi doldu. Sonra Ali geldi ve peygambere selam verdi ama ona ulaşamadı. Orada olanlar da ona yol vermediler. Bu durumu gören Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) yastığından kalkarak buyurdu ki: Yanıma gel ey Ali!

Halk bu durumu görünce birbirlerini iterek Hz. Ali’ye yer verdiler. Resulullah da onu kendi yanına oturtarak buyurdu ki:

Ey halk! Ben hayatım boyunca Ehl-i Beyt’ime nasıl davrandığınızı gördüm. Ben den sonra nasıl davranacaksınız. Allah’a andolsun ki Ehl-i Beyt’ime yaklaştıkça Allah katında dereceniz artacaktır. Sizler onlardan bir adım uzaklaşır ve onları hiçe sayarsanız, Allah’tan uzaklaşacaksınız.

Sonra devam ederek buyurdular ki: Ey halk! Sizlere söyleyeceklerimi iştin. Bilin ki Allah’ın rızası, rıdvanı ve cenneti Ali’yi seven, onun velâyetini, imamlığını ve ondan sonraki vasileri kabul edenler içindir. Benim onlar hakkındaki duamı Rabbimin kabul etmesi haktır. Onlar oniki vasidirler. Her kim buna uyarsa, bendendir. Ben İbrahim’denim, İbrahim de bendendir. Benim dinim onun dinidir, onun dini benim dinimdir. Onun nispeti, benim nispetimdir ve benim nispetim onun nispetidir. Benim faziletim, onun faziletidir. Ve ben ondan üstünüm. -Ama ben gururlanmam- Benim bu sözümü Allah’ın kelâmı onaylıyor: “..............” “Bu zürriyenin bazıları, bazılarındandır ve Allah işitendir, bilendir.”[13]

23- …Abd-i Hayr’dan:

Emirülmüminin Ali bin Ebi Tâlib aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih)  bana şöyle buyurdu: Ey Ali! Râşid, hidayet üzerine ve masum olan imamlar senin evlatlarından onbir imamlardır. Sen birinci imamsın ve onların sonuncusunun ismi, benim ismimdir, yeryüzü zulüm ve cefa ile dolunca çıkacak ve onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır. Goğu kez birisi onun yanına gelecek ve onun yanında çokca mal olacak ve o adam diyecek ki: Ey Mehdi! Bana bu maldan ver. Diyecek ki: istediğin kadar al.”

24- …Abdullah bin Ömer bin Hattâb’den:

Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) şöyle buyurdu:

Miraç gecesi Allah azze ve celle bana şöyle vahyetti: “Yeryüzünde ümmetinin içinde kimi bırktın? -Ve o bunu daha iyi biliyordu- Dedim ki:

Ey rabbim, kardeşimi! Buyurdu ki: Ey Muhammed Ali bin Ebi Talib’i mi?

Evet, ey rabbim!

Ey Muhammed! Ben yeryüzüne lütfedip baktım ve oradan seni seçtim. Ben her zaman zikrolunduğumda sen de benimle zikredilirsin. Ben Mahmud’um ve sen Muhammed’sin. Sonra yeryüzüne birkez daha lütfederek bakıp onların içinden Ali bin Ebi Talib’i seçtim. Ve onu senin vasin olarak karar kıldım. Sen peygamberlerin efendisisin, Ali de vasilerin efendisidir. Sonra onun ismini, isimlerimden birinden seçtim; Ben ’lâyım, o da Ali’dir. Ey Muhammed! Ben; Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyn ve imamları aynı nûrdan yarattım. Sonra onların velâyetini meleklere sundum. Onu kabul eden mukarreb (üstün) oldu. Ona karşı çıkan ise kâfir oldu. Ey Muhammed! Eğer kullarımdan biri nefesi kesilene kadar bana ibâdet eder, sonra onları velâyetine karşı çıkmış olarak gelirse, onu ateşime atarım. Sonra devam ederek şöyle buyurdu:

Ey Muhammed! Onları görmek ister misin? İsterim ya Rabbim! Dedim.

Şöyle buyurdu: Öyleyse biraz ilerle. Biraz ilerleyince Ali bin Ebi Talib’i gördüm. Sonra Hasan, Hüseyn, Ali bin Hüseyn, Muhammed bin Ali, Cafer bin Muhammed, Musa bin Cafer, Ali bin Musa, Muhammed bin Ali, Ali bin Muhammed, Hasan bin Ali ve Hüccet-i Kâim’i gördüm. Mehdi onların içinde parlayan yıldız gibiydi.

Dedim ki: Ey Rabbim! Kimdir bunlar?

Şöyle buyurdu: Onlar imamlardır. Bu da Kâim (kıyam edici) dir. Helâlimi helâl edecek, haramımı ise haram edecektir. Düşmanlarımdan da intikâm alacaktır. Ey Muhammed, onu sev, çünkü ben onu seviyorum, onu seveni de seviyorum.”

25- …Ebu Basir’den:

İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam şöyle buyurdu: “Hüseyn bin Ali’den sonra dokuz imam gelecek, onların dokuzuncusu kıyam edecek olandır.”

26- …Kerrâm’den: Âl-i Muhmmed’in Mehdisi kıyam etmediği sürece gündüzleri yemek yemeyeceğime dâir kendi kendime söz verdim. Birgün İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam’ın yanına giderek şöyle arzettim:

Senin şiilerinden biri Âl-i Muhammed’in kıyam edicisi kıyam etmedikçe gündüzleri yemek yemeyeceğine dair Allah’a söz verdi.

Şöyle buyurdu: Ey Kerrâm! Kurban ve Ramazan bayramı ile Teşrik günleri [14] ve yolcu olmadığın sürece oruç tutabilirsin. Doğrusu Hüseyn aleyhisselam öldürülünce gökler, yer ve bu ikisinde olanlarla melekler feryâd edip dediler ki: “Ey rabbimiz! Bu halkı helâk etmemize izin veriyor musun? Bunlar senin haramını helâl bildiler ve senin seçkinini öldürdüler.”

Allah da onlara vahyederek buyurdu ki: Ey meleklerim, ey göklerim ve ey yerim! Sakin olun.

Sonra bir hicâbı açtı, hicabın (perdenin) ardında Muhammed, onun ardında ise oniki vasisi vardı. İçlerinden filâncayı (Mehdi’yi) öne sürerek buyurdu ki:

“Ey meleklerim, ey göklerim ve ey yerim! Onun intikamını uzun bir süre sonra olsa dahi bununla alacağım -ve bunu üç kez tekrarladı-”.

27- Süleym bin Kays-ı Hilâli şöyle der:

Cafer-i Tayyâr’ın oğlu Abdullah’ın şöyle söylediğini duydum: “Ben, Hasan, Hüseyn, Abdullah bin Abbas, Ömer bin Ümm-ü Seleme ve Üsame bin Zeyd, Muaviye’nin yanında idik. Benimle Muaviye arasında bazı sözler geçti. Ben Muaviye’de dedim ki:

Resulullah’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Ben müminlere kendi nefislerinden daha evlâyım. Sonra kardeşim Ali bin Ebi Tâlib, müminlere kendi nefislerinden daha evlâdır. Ali şehadete ulaştıktan sonra, Ali’nin oğlu Hasan müminlere kendi nefislerinden daha evlâdır. O şehit olunca Ali’nin oğlu Hüseyn müminlere evlâdır. O şehit olunca oğlu Ali bin Hüseyn müminlere kendilerinden daha evlâdır. Ve ey Ali sen onu göreceksin Ondan sonra oğlu Muhammed bin Ali müminlere kendi nefislerinden daha evlâdır. Ve ey Hüseyn sen onu göreceksin.[15]

Abdullah bin Cafer şöyle der: Hasan, Hüseyn Abdullah bin Abbas, Ömer bin Ümm-ü Seleme ve Üsame bin Zeyd’den bu konuda şahitlik istedim. Onlar da şahitlik ettiler.

Süleym şöyle devam eder: Ben bu hadisi Selmân-ı Fârsi, Miktâd ve Ebu Zerr’den işittim ve onlar bunu Resulullah’tan duyduklarını söylediler.”

28- …Ali bin Ebu Hamza’den:

Ebu Basir’in yanındaydım ve bizimle birlikte İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’ın kölesi vardı. O dedi ki:

İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Oniki muhaddes bizdendir. Benden sonraki yedinci oğlum Kâim’dir.” O zaman Ebu Basir o köleye şöyle dedi:

Ben de şehadet ederim ki İmam Muhammed Bakır aleyhisselam’ın kırk yıl boyunca bu sözü söylediğini duydum.”

29- …Âmir bin Vâsil’den: Ebu Bekir öldüğünde ona canze namazı kıldıktan sonra, Ömer’in etrafına oturduk. Ona daha önce biat etmiştik. O sırada Medine yahudilerinden bir genç geldi. Onun babası yahudi alimlerindendi ve onlar kendilerini Harun’un evlatlarından sayıyorlardı. Ömer’e selam verdikten sonra dedi ki:

Ey müminlerin emiri! İçinizde hanginiz kitabınızı ve peygamberlerinizin sünnetini daha iyi biliyorsunuz?

Ömer eliyle Ali bin Ebi Talib aleyhisselam’ı gösterip dedi ki: Kitabı ve sünneti en iyi bilen budur.

O genç dedi ki: Gerçekten sen böyle misin?

Hz. Ali buyurdu: Evet hacetin ve isteğin nedir?

Genç yahudi dedi ki: Sana üç, üç ve bir şey soracağım.

Ali aleyhisselam şöyle buyurdu: Yedi şey demek istemiyor musun?

Dedi ki: Hayır, üç şey soracağım. Eğer bilirsen, üç şey daha soracağım, eğer onları da bilirsen bir soru daha soracağım. Eğer o ilk üç soruyu bilmezsen, diğer soruları sormayacağım.

Ali aleyhisselam ona şöyle buyurdu: Ey yahudi, eğer sorunun cevabını hak ve doğru olarak verirsem, yanlış veya doğru olduğunu anlayacak mısın?

Dedi ki: Evet!

Ali aleyhisselam şöyle buyurdu: Allah’a andolsun ki eğer sorularına doğru cevap verirsem müslüman olmalı ve yahudiliği bırakmalısın.

Dedi ki: Tamam, eğer doğru cevap verirsen müslüman olup yahudiliği bırakacağım.

Ali aleyhisselam buyurdu ki : İstediklerini sor.

Yahudi: Yeryüzüne inen ilk taş, yeryüzünden çıkan ilk ağaç ve yerden kaynayan ilk su nelerdir?

Ali aleyhisselam buyurdu: Ey yahudi! Yahudiler yeryüzündeki ilk taşın Beyt-ül Mukaddes’teki taş olduğunu söylerler. Ama onlar yalan söylüyorlar. Çünkü yeryüzüne nazil olan ilk taş Hacer-ul Esved’dir.  Adem onu cennetten nazil etmiş ve onu Rükne (Mescid-ul Haram) koymuştur; Müminler, Allah’a olan biat ve ahitlerini yenilemek için ona ellerini sürerler.

Yeryüzünde biten ilk ağaç sözüne gelince, Yahudiler onun “Zeytin” ağacı olduğunu söylerler. Ama onlar yalan söylüyorlar. Çünkü ilk ağac, (dişi) hurma ağacıdır ki Adem onu cennetten (erkek) hurma ağacı ile birlikte getirdi.[16]

İlk su hakkında ise yahudiler, onun Beyt-ül Mukaddes’teki taşın altındaki su olduğunu söylerler ama onlar yalan söylüyorlar. Çünkü ilk su ölünün yıkandığında canlandığı âb-ı hayat’tır. Ve Musa o suyun yanında tuzlanmış balığı unuttu ve su o balığa dokununca  balık dirildi. Ve Hızırla karşılaşana kadar, Musa ile birlikte bir genç onu takip ettiler.

Genç yahudi dedi ki: Sen doğru ve hak söz söylüyorsun. Elimdeki kitabın konularını Musa söylemiş, Harun da yazmıştır ve ben bunu babalarımdan miras olarak aldım. Bunda yedi sıfat yazar. Eğer geri kalanları da bilirsen dinimi bırakıp senin dinine uyacağım.

Ali aleyhisselam sor diye buyurunca genç yahudi şöyle dedi: Bu ümmetin peygamberinden sonra -milletin onları yalnız bırakmasının onlara zarar vermeyeceği- hidayet imamları kaç tanedir? Muhammed’in cenneteki yeri neresidir? Cennette kaç kişi Muhammed ile birlikte olacaktır?

Ali aleyhisselam şöyle buyurdu : Ey yahudi! Bu ümmetin hidayet üzerine olan hidayet imamı oniki tanedir. Başkalarının yalnız bırakmaları onlara zarar vermez. Muhammed’in yeri Adn cennetinin en üstün yeri dir. Ve Allaha en yakın en, şarefli yerdedir. Muhammed (sallallahu aleyhi ve âlih) ile oniki hidayet imamı birlikte olacakardır.

Yahudi dedi ki: Şehadet ederim ki sen doğru ve hak söz sâylüyorsun. Eğer son bir soruyu da öteki altı soru gibi bilisen Allah’a andolsun ki senin elinle müslüman olup yahudiliği bırakacağım. Ali aleyhisselam sor diye buyurunca şöyle dedi: Bana Muhammed’in halifesinden haber ver? Ondan sonra kaç yıl yaşayacak, ölecek mi öldürülecek mi?

Buyurdu ki: Ondan sonra otuz yıl yaşayacak. Sakalı başından akan kanla kıpkızıl olacak.

Genç dedi ki: Şehadet ederim Allah’tan başka ilah yoktur. Ve Muhammed, Allah’ın resulüdür. Ve sen Resulullah’ın ümmete halifesisin. Senden öne geçen iftiracıdır. Sonra çıkıp gitti.

30- …Ebu Eyyub el Müeddib’den:

İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:

Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) vefat ettikten sonra Dâvud’un evlâtlarından bir yahudi Medine’ye geldi ve sokakların boş olduğunu gördü. Bazı Medinelilere dedi ki: Ne oldu size?

Dediler ki: Resulullah vefat etti.

Yahudi: O, tam bizim kitabımızda yazılan günde vefat etmiştir. Sonra sordu:

Peki halk nerede? Dediler ki: Halk mescittedir.

Mescitte Ebu Bekir, Ömer, Osman, Abdurrahman bin Avf, Ebu Übeyde bin Cerrah ve halk oturuyordu ve mescit doluydu.

Yahudi dedi ki: Bana yol verin ve bana peygamberinizin halifesini gösterin. Halk da ona Ebu Bekir’i gösterdi. Yahudi, Ebu Bekir’e dedi ki:

Ben Davud’un evlatlarındanım ve yahudi dinindenim. Sana dört harf sormak için geldim. Eğer onlara cevap verirsen müslüman olacağım. Ona biraz beklemesini söylediler sonra Emirülmüminin Ali bin Ebi Talib aleyhisselam mescidin bir kapısından içeri girdi. Dediler ki: Şu gençle ilgilen. Gence yaklaşınca genç şöyle dedi: Sen Ali bin Ebi Talib misin?

Hz. Ali aleyhisselam ise buyurdular: Sen Davut’un evlatlarından falanca oğlu değil misin? Evet deyince. Hz. Ali aleyhisselam gencin elinden tutarak Ebu Bekir’in yanına getirdi. Yahudi dedi ki:

Ben onlara dört harf soracaktım ki beni sana havale ettiler. Hz. Ali aleyhisselam sor diye buyurunca şöyle dedi:

Peygamberiniz miraca çıktığında Allah peygamberinize ilk önce ne söyledi? Peygamberinizi sıkıntıya sokan ve ona selam vermeyen melek hangi melekti? Cehennemin kapıcısı olan Malik peygamberinize cehennemi açtığında cehennemden peygamberle konuşan dört kişi kimler idi? Peygamberinizin minberi cennetin neresindendir?

Ali aleyhisselam şöyle buyurdu: Allah peygamberine ilk önce şöyle buyurdu: “Resul, rabbinden kendisine nazil olanlara iman etti.”[17]

Yahudi: Ben bunu kastetmedim. Ali aleyhisselam buyurdu:

Resulullah’ın şu sözüdür: “Müminlerin hepsi Allah’a iman etti.”

Yahudi dedi ki: Ben bunu kastetmedim.

Ali aleyhisselam: Bu işin üzerini ört.

Yahudi dedi ki: Bana haber vermelisin, sen o değil misin?

Buyurdular: Madem ki ısrar ediyorsun söyleyeceğim. Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) mirçtan dönerken o Cebrailin yerine varmadan hicaplar kendiliğinden açılıyordu. O sırada bir melek feryâd etti: “Ey Ahmed! Allah sana selam söyleyerek şöyle buyurdu: O seyyid ve veliye bizim selamımızı söyle.” Resulullah dedi ki: “O seyyid ve veli kimdir?” Melek dedi ki: “Ali bin Ebi Talib.”

Yahudi dedi ki: Doğru söylüyorsun. Vallahi ben bunu babamın kitabında gördüm.

Ali aleyhisselam şöyle buyurdu:

Peygamberimizi rahatsız eden melek ise ölüm meleği idi. Dünyadaki zorba padişahlardan birinin yanından gelmişti. Ve o padişah ağır sözler söylemiştir; Peygamber de gazaplandı ve rahatsız oldu. Ama o, peygamberi tanımadı. Cebrail şöyle dedi: “Ey ölüm meleği! Bu Resulullah’tır ve Allah’ın habibi Ahmed’dir.” Melek de dönerek peygambere yalvardı ve ondan özür diledi. Ve dedi ki: “Ey Resulullah! Ben bir zorba padişahın yanından gelmiştim ve çok ağır sözler söylemişti, ben de gazaplanmıştım ve seni tanıyamadım.” Peygamber de onun mazeretini kabul buyurdu.

Malik’in cehennemdeki dört kişiyi peygambere göstermesine gelince; Malik cehennemin bekçisi idi ve yaratıldığı günden beri hiç gülmemişti. Peygamber onun yanından geçerken Cebrail ona dedi ki: “Ey Malik! Bu rahmet peygamberi Muhammed’dir.” Malik bunu duyunca tebessüm etti ve onun dışında kimseye gülmedi. Resulullah Cebraile buyurdu ki: “Malik’e söyle cehennemin bir katını açsın.” Malik açıtığında o katta dört kişi vardı. Kâbil, Nemrut, Firavun ve Hâmân. Dediler ki: “Ey Muhammed! Rabbinden iste bizi tekrar dünyaya döndürsün de salih ameller işleyelim.” Cebrail gazaplandı ve kanadıyla işaret edince cehennemin o katı tekrar kapandı.

Resulullah’ın minberine gelince, Resulullah’ın evi Adn cennetidir. O öyle bir cennettir ki Allah onu kendi kudreti ile yaratmıştır ve onun içinde oniki vasisi onunla birliktedirler. Onun üzerinde bir kubbe vardır ki ona “RIZVAN KUBBESİ” denir. O kubbenin üzerinde de bir ev vardır ve ona “VESİLE” denir. Cennette ona benzeyen başka bir menzil yoktur ve o Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve âlih) minberidir.

Yahudi dedi ki: Allah andolsun ki doğru söylüyorsun. Tüm bunlar babam Davud’un kitabında yazılıdır. Babalarım sırasıyla onu miras olarak aldılar ve sonunda bana ulaştı. Sonra Davud’un eliyle yazılmış kitabı çıkarak dedi ki:

Uzat elini. Ben şehadet ediyorum ki Allah’tan başka ilah yoktur. Ve Muhammed Allah’ın resülüdür. Ve Musa’nın müjdelediği o’dur. Ve şehadet ederim ki sen bu ümmetin âlimisin ve Resulullah’ın vasisisin. Daha sonra İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam buyurdular: Emirülmüminin aleyhisselam ona dinin hükümlerini öğretti.”

!  !  !  !  !

Ey Ehl-i Beyt’a inananlar, -Allah sizlere merhamet etsin- Allah -azze ve celle-nin buyurduklarına, Resulullah’ın, Emirülmüminin’in ve diğer imamlarımızın; imamların sayısı hakkında buyurduklarının birbiriyle nasıl bağıntılı olduğunu ve bunun mütevatir olduğuna şöyle bir bakın. Bu konuda düşünmek, kör ve paslı kalpleri cilalar, temizler ve şüpheyi ortadan kaldırır. Allah bir adama hayırı isterse, onu hak yolda yürümeğe muvaffak eder. İblis’in ve diğer şeytani insanların vesveselerinden onu korur. İmamlarımızın hadislerini nakleden alimlerimizin hepsi Süleym bin Kays’ın kitabının en muteber en eski ve en büyük usûl kitaplarından olduğunu kabul ederler. Çünkü onun kitabında nakloludan temeller; Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih), Emirülmüminin aleyhisselam, Selman, Ebu Zerr (r.a) onların yolundan gidip Resulullah ve Emirülmüminini görenler tarafından naklolunmuştur. Ve bu biz şiilerin her zaman başvurduğumuz temel kaynaklardandır. Biz bu kitapta yazılan ve Resulullah ile oniki imamın durumunu bildiren hadisleri tekrar tekrar getirdik. Ve onun “-Hz. Hüseyn aleyhisselam’dan sonra- İmamlar Hüseyn’in evlatlarından dakuz tanesidir. Dokuzuncuları kıyam edecektir. Onların dışları içleri gibidir ve o, onların en efdalidir.” Hadisi, bütün mazeretleri ortadan kaldırır her şüpheyi zail eder, bütün batıl olanların davalarını çürütür. Ve her bidatçının saçmalıklarını siler. Bu, imamların sayısının ne kadar dakik olduğunu gösterir. Ve bunun karşısında söylenen hiçbir söz, onların iddialarını doğrulamaya yetmez. Ve onların görüşünü onaylayan hiçbir rivayet şia kitaplarında bulunmaz.

FASIL I

İMAMLARIN ONİKİ TANE OLDUĞUNA DAİR SÜNNİ KAYNAKLARINDAN, KUR’ANDAN VE TEVRAT’TAN DELİLLER[18]

Bizler kendi rivayetlerimiz dışında sünni alimlerinde çeşitli yollarla imamların oniki tane olduğunu rivayet ettiklerini görüyoruz. Biz bu faslı muhaliflere hüccet ve tekit olsun diye bu bölüme ekledik. Çünkü biz kitabımızda sadece kendi rivayetlerimizi naklediyoruz. Belki de bu fasıl, akıl sahiplerinin kalbine bir yol açmaya yardımcı olur. Şimdi sünnilerin naklettiği bazı rivayetleri getiriyoruz:

31- Cabir bin Semre der ki:

Resulullah’ın şöyle buyurduğunu duydum:

Benden sonra oniki halife olacak. Hepsi de Kureyş’tendir.

Peygamber evine geldikten sonra Kureyşliler yanına gelip dediler ki: Peki ondan sonra ne olacak? Buyurdular ki: Sonra karışıklıklar çıkacak.

32- Husayn bin Abdurrahim der ki:

Cabir bin Semre Resulullah’ın şöyle buyurduğunu nakleder:

“Benden sonra oniki halife gelecektir.” Sonra birşey daha söyledi ama ben anlamadım. Bazıları dedi ki: Kureyşliler ona sorunca buyurdu ki: Hepsi Kureyştendir.

33- Şa’bi der ki:

Cabir bin Semre, Resulullah’ın şöyle buyurduğunu nakletti:

Bu dinin ehline, -kendilerine zulmedenlere karşı her zaman- oniki halife ile yardımcı olunacaktır. -O sırada halk oturup kalkıyordu- Sonra peygamber birşeyler daha söyledi ama ben anlamadım. Babama veya bir başkasına onun ne söylediğini sorduğumda dedi ki: “Hepsi Kureyştendir.”

34- Rabia bin Seyf şöyle der: Biz Şufey el Asbahi’nin yanında idik. Şöyle dedi: Abdullah bin Ömer’den duydum ki Resulullah şöyle buyurdu: “Benden sonraki halifeler oniki tanedir.”

35- Ebu Tufeyl der ki: Abdullah bin Ömer şöyle dedi: “Ey Ebu Tufeyl! Kâb bin Levi’nin evlatlarından oniki kişiyi say. Onlardan sonra katliam ve nifak olacaktır.”[19]

36- Ebu Halid-i Valibî der ki: Cabir bir Semre’den duydum ki Resulullah şöyle buyurdu: Bu işe zalimler zarar vermek istese de sonunda benden sonra oniki halife gelecektir ve hepsi Kureyş’tendir.”

37- Mesrük der ki: İbn-i Mesud’un yanında idik Adamın birisi ona dedi ki: Peygamberiniz kendisinden sonraki halifelerin kaç tane olduğunu size söyledi mi? Deki ki: Evet! Bu soruyu senden önce kimse bana sormadı. Sen kabilenin en yaşlısısın. Peygamberin şöyle buyurduğunu duydum: Benden sonra Musa’nın nakipleri kadar (halife olacaktır).

38- Cabir bin Semre es-Suvali der ki: Resulullah’ın şöyle buyurduğunu duydum: Bu dine kimse zarar vermeyecek ve benden sonra oniki halife gelecek. Hepsi de Kureyş’tendir.

!  !  !  !  !

Sünni kaynaklarında nakledilen bu rivayetler hayli fazladır.[20] Ve bunlardan Resulullah’ın oniki halifeyi tayin ettiği açıkça anlaşılmaktadır. Birinci hadisin son kısmında da buyuruyor ki: “Sonra karışıklıklar çıkacaktır.” Ve ardı ardınca gelen birçok rivayet Hz. Mehdi’nin gaybete çekilmesinden sonra elli yıl karışıklıklar çıkacağını bildirmektedir. Peygamberimiz oniki kişiyi belirtirken sadece oniki imamı kastetmektedir. Ve oniki imam, peygamberimizin halifeleridirler. Çünkü Emirülmüminin aleyhisselam’dan zamanımıza dek onikiden kat kat fazla sayıda halifeler gelmiştir. Öyleyse peygamberimizin bu sözü, oniki imamlar hakkında açık nass’tır. Ve oniki imam ve bu oniki halife Kur’an iledirler ve Kur’an da onlarladır ve Ona havuzun başında ulaşıncaya dek birbirlerinden ayrılmazlar.

Hakkı açıkladığı ve buna deliler getirdiği için Allah’a hamdolsun. Ve bizi kendi nuruna haidayet ettiği için Allah’a şükrediyoruz. Allah’ın izni ile bütün muhaliflere, şüphe edenlere, hayrete düşenlere ve inatçılara delillerimiz te’kit olsun diye Tevrat’dan ve diğer kitaplardan oniki imam’a (aleyhisselam) delalet eden deliller getiriyoruz. Böylece bu kitabı okuyanlar bilsinler ki hakk açıklandıkça meşalesinin nuru artar ve nuru etrafı daha da aydınlatır.

Tevratta yazılanlardan birinci bab da Sara’nın kıssasından sonra Allah Hz. İbrahim aleyhisselam’a kendisi ve oğlu hakkında hitap ederek buyuruyor ki:

“Senin İsmail hakkındaki duanı kabul ettim. Senin mübarek bildiğin o şeyi ben duydum. Onu gerçekten de çoğaltacağım. Oniki yüce insan dünyaya gelecek ve tıpkı büyük bir kabile gibi onları imam karar kılacağım.”

Bunu bana Abdülhalim bin Hüseyn-i Semüri okudu. Ona da bunu Errecan (Şiraz) şehrinde bir yahudi alim okumuş. O, Yahudi alimlerinden olan Hüseyn bin Süleyman idi. O, imamların sayısını ve adını İbranice biliyormuş. Ben bunları lafzı ile ispat ettim. Samel Tevratında yazdığına göre İsmail’in evlatlarından Mamid adlı biri gönderilecektir. Yani Muhammed -sallallahu aleyhi ve alih- o seyyid’dir. Ondan sonra onun ailesinden oniki imam ve efendi gelecek ve onlara iktida olunacak. İsimleri “Takubit, Kızû, Zübeyrâ, Mefsûrâ, Mesmuâ, Dumûh, Mesbû, Hezâr, Yesmu, Betür, Nukis, Kaydemvâ.”[21]

Bu yahudiye bu isimlerin Tevratın neresinde olduğunu sorduklarında demiş ki: Süleyman peygamberin kıssasında. Ve o devamında şöyle okumuştur: “Veliyeşmeil şimetihâ...”

Ve bunu şöyle açıklamıştır: İsmail’in evlatlarından mübarek biri dünyaya gelecek. Benim selamım ve rahmetim ona olsun. Onun ailesinden oniki kişi gelecektir. Yücelecek ve azim olacaklardır. Bu adamın zikri çoğalacak ve adı her tarafa yaylacaktır. Bu sözler bir yahudi olan Musa bin İmran bin Zekeriyya’ya okundu. O da tashih etti.

İshak bin İbrahim bin Bahteveyh-i Fasevi adlı yahudi de aynısını söyledi. Süleyman bin Davud-ı Nevsencani de aynısını okudu. Allah azze ve celle’nin kitabı, şiilerin rivayetleri, sünni ricallerinin rivayetleri ve önceki kitapların oniki imam hakkındaki sözlerini gördük. Bu kadarı hidayet olmak isteyenler veya inatçılar için yeterli ve açık delillerdir.

“Sen sadece korkutucusun ve her kavimin hidayet edicisi vardır.”[22] Her asırda ve zaman diliminde Allah’a inanları hidayet eden bir imam mutlaka vardır. Ama ona karşı çıkan, aklına, reyine ve kıyasına güvenenlere gelince, Allah onları kendi başlarına bırakır. Allah bizleri rızası olan şeyleri uygulayanlardan karar kılsın. Ve onun hücetlerine sarılan, onlara uyan, onların sözüne teslim olanlardan, onlara dönenlerden, hükümleri onlardan öğrenenlerden, onlardan alan, onlarla haşrolan ve onların girdiği yere girenlerden etsin. Şüphesiz Allah Cömert ve Kerimdir.

!  !  !  !  !

39- Fuzeyl der ki:

İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam “Sen sadece korkutucusun ve her kavimin hidayet edicisi vardır” ayeti hakkında şöyle buyurdu:

“Her imam kendi zamanında yaşayanları hidayet eder”.

40- Abdurrahim el Kasir der ki:

İmam Muhammed Bakır aleyhisselam “Sen sadece korkutucusun ve her kavim için bir hidayet edici vardır.” Ayeti hakkında şöyle buyurdu:

“Korkutucu Resulullah’tır (sallallahu aleyhi ve âlih). Ve Ali, hidayet edendir. Allah’a andolsun ki kıyamete kadar bu iş, biz Ehl-i Beyt’ten olan biriyle devam edecektir.”



[1]- Oniki imamların melekleri görmeyip, onlarla konuştuklarına delalet eden rivayetlerden biridir. Ve muhaddes, melekleri görmeden onlarla konuşan demektir. (Ç).

[2]- Daha önce muhaddesin manasını açıklamıştık.

[3]- Müberek “Mâide” suresi 56. ayet-i şerife.

[4]- Müberek “Mâide” suresi 3. ayet-i şerife.

[5]- Müberek “Ahzâb” suresi 33. ayet-i şerife.

[6]- 77 ve 78 ayeti şerifelere işaret etmektedir.

[7]- Nehc’ul Belage 210. hutbe’ye bakınız. (Ç)

[8]- Mensuh: Şeriatta artık geçerliliği olmayan hüküm. Nâsıh ise o hükmü geçersiz kılan yeni hükümdür. Biz Ehl-i Beyt mesuplarına göre hüküm yalnızca Allah ve Resulü tarafından geçersiz kılınabilir. (Ç)

[9]- Müberek “Haşr” suresi 7. ayet-i şerife.

[10]- Mübârek “Furkân” suresi 11. Ayet-i şerife.

[11]- Mübârek “Tevbe” suresi 36. Ayet-i şerife.

[12]- Mübârek “Vâki┠suresi 11. Ayet-i şerife.

[13]- Mübârek “Âl-i İmrân” suresi 34. Ayet-i şerife.

[14]- Zilhacce ayının 12, 13 ve 14. günleri Minâ’da olanların oruç tutması haramdır ve bu günlere teşrik günleri denir. (Ç.)

[15]- Bilindiği gibi Hz. Ali aleyhisselam şehid oldğunuda imam Ali Zeynelâbidin aleyhisselam iki yaşındaydı. Hz. Hüseyn aleyhisselam Kerbelâda şehid olduğunda imam Muhammed Bâkır dört yaşındaydı ve o da Kerbelâda idi. (Ç.)

[16]- Günümüz ilminde de sabit olduğu gibi bitkilerin üremesi için likâh (tomurcuklaşı) birleşmesi) olayı gereklidir ve bu Kur’an-ı Kerimde de geçer. (Ç.)

[17]-

[18]- Bütün sünnilerin icma ile sahihliğini kabul ettikleri Sahih-i Buhari’nin “Halk İmama Nasıl Biat Eder” (Ahkam) bölümünde ve Sahih-i Müslim’de “Kıyamete dek halifeler oniki tanedir” hadisi mevcuttur. Ve Ehli Sünnet bu oniki imamın kimler olduğunu şu ana dek çözemedi. (Ç.)

[19]- Örneğin bu hadis Ehl-i Sünnetin şu kaynaklarında mevcuttur: Tarih-i Bağdad c.6, s.263, Mecme-uz Zevaid c.5, s.190, El- Evset (Taberani), Nihaye-i İbn-i Esir. (Ç.)

[20]- Bkz. Sahih-i Müslim (Emirlik Bölümü) 4,5,6,7,8,9,10. Hadisler Sahih-i Buhari (Ahkam Bölümü) Sünen-i Tirmizi (Fitneler Bölümü), Müsned-i Ahmed c.1, s.398 ve 406, c.5, s.86,90,93,98,99,101,106 ve 107.

[21]- Bu İbrani isimlerin hepsinin manası “Bihar-ul Envar” adlı kitapta açıklanmıştır. (Ç.)

[22]- Mübarek “Ra’d” süresi 7. Ayet-i şerife.

index