GİRİŞ

 

Ehlibeyt ekolüne göre, masum İmam’da bulunması gereken sıfatlardan biri de, halkın en alimi ve şeriatı en iyi bilen olmasıdır. Öyle ki kendi zamanında O’ndan daha bilgili birisi tasavvur edilemez. İmamların bu ilimlerinin kaynağı ve Onların bu ilimleri nasıl elde ettikleri hususunda Şia alimleri şöyle demişlerdir: İmalar bu ilimlerini üç yoldan elde etmektedirler:

Birinci yol: Kur’ân-ı Kerim’den istifade ile elde edilen bilgilerdir. İmam Sadık (a.s) konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Halk arasında ihtilafa sebep olan bütün konuların asılları ve kökleri Allah’ın kitabındadır, ancak halk bunları algılayamıyor.” [1]

Müminlerin emiri Ali (a.s) da şöyle buyurmuştur: “Kur’ân’ı konuşturun, ama Kur’ân size konuşmaz. Ben size ondan haber verebilirim. Geçmiş ve geleceğin ilmi bu semavi kitapta mevcuttur. Sizin ile ilgili hükümler, ihtiyaç duyduğunuz konular ve üzerinde ihtilafa düştüğünüz konuların tefsiri bu kitapta mevcuttur. Eğer benden soracak olsanız, size öğretirim.” [2]

Âl-i Sam’ın kölesi Abdüla’la şöyle diyor:

İmam Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Allah’a andolsun ki, ben Allah’ın kitabını başından sonuna kadar, elimin içi gibi biliyorum. Gök, yer, geçmiş ve geleceğin haberleri bu semavi kitapta mevcuttur. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “…ve biz sana her şeyi beyan eden kitabı indirdik.”[3]

İkinci yol: Allah Resulünün sözlerinden ve O Hazretten, sırayla İmamlara miras olarak yetişen sahifeler ile elde edilen bilgilerdir. Peygamber-i Ekrem (s.a.a), Ali (a.s)’a şöyle buyuruyor: “Ya Ali! Allah, seni kendime yakınlaştırmamı ve ilmimi -onu koruyasın diye- sana öğretmemi emretmiştir.”

Sonra şu ayet nazil oldu: “... Ve belleyici kulaklar bellesin diye...” O zaman Ali (a.s)’a buyurdular: “O belleyici kulaktan maksat sensin.”[4]

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Göğsümde öyle ilimler gizlidir ki, eğer sizlere açıp söylesem, derin bir kuyunun dibinde hareket eden ip gibi titreşip durursunuz.” [5]

Gerçi Emir’ül-Müminin Ali (a.s) “Belleyici kulak” idi ve Peygamber (s.a.a)’in sözlerini yazmaya da ihtiyacı yoktu. Ancak Hz. Resul (s.a.a) kendinden sonraki İmamlara miras kalsın diye, O’na yazmasını buyurdular.

Üçüncü yol: Gayb alemi ile irtibat ve ilham yoluyla elde edilen bilgilerdir. Nitekim İmam Musa Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bizim ilmimiz, geçmiş, gelecek ve yeni ilimler olarak üç kısımdır. Geçmiş ilimler bize tefsir olunmuştur, gelecekle ilgili ilimler bizim için yazılmıştır ve yeni ilimler ise bizim kalp ve kulaklarımıza ilka olunmaktadır. İlimlerimizin en üstünü bu çeşit ilimdir. Ama nübüvvet, Hz. Muhammed (s.a.a)’den sonra sona ermiştir.” [6]

Haris b. Muğayre şöyle diyor: İmam Sadık (a.s)’a; “Sizin ilminiz hangi yolla hasıl oluyor?” diye sorduğumda şöyle buyurdular: “Allah Resulü (s.a.a) ve Ali (a.s)’dan miras olarak bize yetişmiştir.”

Dedim: “Biz, sizin kalbinize ilka ve kulaklarınıza ilham olduğunu duymuşuz.”

Buyurdular: “Veya bunlar…” (yani, biz bu yolla da olaylardan haberdar oluyoruz.)[7]

Elbette bazıları, mütevatir haberlerde, İmamların ilimlerinin Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’den onlara miras olarak yetiştiğini, dolayısıyla onların gaipten haberlerinin de Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in mucizelerinin bir cüz’ü olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve eğer onlara da ilham olunduğunu ve gaybı bildiklerini söylersek, o zaman İmamların sonuncusunun ilminin, evvelinkinden (dolayısıyla Peygamber (s.a.a)’in ilminden) daha fazla olması gerekeceğini düşünebilirler.

Cevaben şöyle deriz: Bir takım diğer mütevatir haberler de vardır ki, İmamların her birinin ilmi, her Cuma gecesi, her kadir gecesi, hatta her saat içinde gaybi ilhamlar ve meleklerin sözlerini duyma yoluyla vb. şeylerle arttığını vurgulamaktadırlar. İmamların fazlalaşan bu ilimleri öncelikle Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’e, sonra sırasıyla İmam zaman (a.f)’a sunulana kadar diğer İmamlara ulaştırılır. O halde İmamların verdikleri gaybî haberler, O’nlara verilen yeni ilimler vasıtasıyla olabilir. Dolayısıyla bunlar, İmamların kendilerine ait bir takım kerametlerdir. Buna ek olarak, Allah Resulünden onlara yetişen ilimlerin çoğu öz ve muhtasar idi, onların teferruatı, kendilerine verilmiş olan bu ilimlerle hasıl olmuştur. Nitekim İmam Sadık (a.s) naklettiğimiz son rivayette buna değinmişlerdir.

Zürare’nin rivayetine göre İmam Bakır (a.s) da şöyle buyurmuştur: “Eğer ilimlerde artış olmasaydı, biterdi.”

Zürare arzediyor: “Sizin ilminize Resulullah (s.a.a)’ın bilmediği bir şey ekleniyor mu?!”

Hazret buyuruyor: “Bizim ilmimize yeni bir şey eklenecek olursa, önce Allah Resulüne, sonra bizlere yetişinceye kadar bir biri ardınca bütün imamlara sunulur.”[8]

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur: “Bir ilim Allah tarafından verilmek istenirse, sonraki İmam öncekilerden daha alim olmaması için ilk önce Resulullah (s.a.a)’e, sonra Müminlerin emiri Ali (a.s)’a, daha sonra bir biri ardınca diğer İmamlara sunulmaktadır.”[9]

Buna binaen, gerçi İmamlara vahiy gelmiyor, lâkin onlar ilhamın en yüce mertebelerine sahiptirler. Nitekim Hasan b. Abbas, İmam Rıza (a.s)’a şöyle yazdı: “Kurbanın olayım, resul, nebi ve imamın farkı nedir?”

Hz. İmam (a.s) cevabında şöyle yazdı: “Onların farkları şudur: Resul o kimsedir ki, Cebrail ona geliyor, Cebrail’i görüyor, kelamını duyuyor ve ona vahiy nazil oluyor. Bazen de rüya aleminde, Hz. İbrahim (a.s)’ın rüyası gibi ona vahyediliyor. Ama nebi, bazen meleğin kelamını duyuyor, bazen de onu görüp fakat sesini duymuyor. Ama İmam, meleğin sesini, kelamını duyuyor fakat onu göremiyor.”[10]

GAYB NEDİR?

Gayb, şühudun karşıtı bir kelimedir. Perde arkası ve gizlilik anlamındadır. Genel ve özel iki anlamı vardır.

Gaybın genel anlamı; insanın zahiri his ve görüşünden gizli olan her hakikattir. Buna binaen, cahil bir insanın idrakinin ötesinde olan bir gerçeği, onun için “gayb” hesap edebiliriz. Örneğin: Yaratılış aleminde ve tabiatta bize örtülü olarak yaratılmış bir takım sırlar gibi.

Gaybın özel anlamı ise; bir takım gerçekler ve tabiat alemi ahvalinin perdesi ardında saklı bazı hakikatlerdir. Allah’ın zatı, melekler, ruhlar, kıyamet günü ve halleri, Cennet, Cehennem, Kâim (Hz. Mehdi -a.f-)’in kıyamı ve İsa (a.s)’ın nüzulü gibi. Kur’ân’da ve İslam alimlerince “gayb” namı ile zikredilenlerin hepsi bu gruptandırlar. Bunlar hissedilir cinsten olmadığından onların ispatı için mefhumlara, ilmi ve akli delil ve burhanlara ihtiyaç vardır veya gaybı bilen peygamberler veya ilahî evliyalar vasıtasıyla o dünyadan haberdar oluyoruz.

Acaba Gayb İlmi Yalnızca Allah’a mı Mahsustur?

Bazı kimseler, ya garaz veya bazı ayetlere yüzeysel baktıklarından yolu kaybetmişlerdir. Diyorlar ki: “Gayb ilmi yalnızca Allah’a mahsustur, hatta Peygamber-i Ekrem (s.a.a) bile gaipten bir şey bilmiyordu.” Şu ayeti de delil getiriyorlar: “Gayb’ın anahtarları Allah’ın yanındadır. Allah’tan başkası onlardan habersizdir.”[11]

Bir ayette de Resulüne şöyle buyurmaktadır: “De ki: Ben size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem.”[12]

“O halde neden gayp ilmini Hz. Peygamber ve İmamlara nisbet veriyoruz?” diyorlar.

Elbette mutlak gayb, Allah’a aittir ve insanların hislerinden gizli olan olaylar, Hak Teala’ya aşikardır. Zira bu mülk ve mevcudat aleminde meydana gelen her hadise, melekut aleminde daha kamil ve mükemmel bir şekilde meydana gelmiştir ve bu cihanın kendisi ve onun düzeni, öteki yüksek alemden alınmış bir suret hükmündedir. Şairane bir deyimle: Bu cihan köpük gibidir ve öteki cihan derya misali. Nitekim ayet-i kerime şöyle buyuruyor: “Her şeyin mülk ve melekutu elinde olan Allah münezzehtir.”[13]

Demek ki Allah-u Teala, gizli ve aşikar olan her şeyi biliyor ve O’nun için, zaman açısından geçmiş, gelecek veya hazırda olmanın bir anlamı yoktur. Zira her şeyin bilgisi, yaratılmadan önce, yaratıldıktan sonra ve yaratılışı anında Allah için birdir. Burada konunun açıklık kazanması ve gaybı sadece Allah’a mahsus bilen ve diğerlerinden nefyeden kimseler için birkaç konuya değinmek istiyoruz.

KUR’ÂN’DA GAYB İLMİ

Kur’ân’daki ayetlere dikkatle baktığımızda, gayb ilmi ile ilgili ayetlerin üç kısma ayrıldığını görürüz:

 1) Gayb ilmini yalnızca Allah (c.c)’a ait bilen ayetler. Nitekim şöyle buyuruyor: “Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) yalnız Allah’a aittir”[14] Yine Resulullah’a şöyle buyurmaktadır: “De ki: Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez.”[15] Ve bundan önce zikredilen ayetler.

Hafız şöyle diyor:

Gaybın sırrını kimse bilmiyor hikaye okuma,

Hangi mahrem kalp bu hareme yol bulmuş?

2) Allah’ın, gayb ilmini kendi zatında münhasır kılmadığı ayetler. Allah Teala bir ayette şöyle buyuruyor: “O görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir.”[16] Yine buyuruyor: “Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah’a döndürüleceksiniz.”[17]

3) Evliyaullah'ın da gayb ilmini muhtasar olarak bildiklerini gösteren ayetler de şunlardır:

“Allah gaybı bilendir ve hiç kimseyi gaybına (sırlarına) muttali kılmaz; ancak kendi rızası ile bir resulünü haberdar edebilir ve Allah onun önünden ve arkasından gözcüler salar.”[18]

Yine şöyle buyuruyor: “Allah size gaybı bildirecek değildir. Fakat Allah elçilerinden dilediğini seçer-ayırt eder.”[19]

 Kur’ân’ın mesajını tam anlamıyla idrak edebilmek için, konuyla ilgili bütün ayet ve rivayetlerin arasını bulmak zorundayız. Zira onlardan bazısı gayp ilmini Allah’tan başkasından nefyetmekte, bazıları ise ispat etmekteler. Bu iş için çeşitli yollar vardır. Şimdi onlardan bazılarına değiniyoruz:

a) Gayb ilmini Allah’a münhasır kılan ayetlerden maksat, zatî ve istiklâlî olan gayp ilmidir. Allah’tan gayrisi için de mümkün sayılan gayb ilmi ise, arazî ve gayr-i istiklâlî olan (kendi gücüne dayalı olmayan) gayb ilmidir. Binaenaleyh, Allah Teala’dan gayrı herkesin bildiği şey, O’ndan taraf ve O’nun öğretimi iledir. Bu izaha (ayetlerin arasını bulmaya) en güzel şahit, az önce zikrettiğimiz Cin suresindeki ayetlerdir.

b) Gayb aleminin sırları iki kısımdır: Bir kısmı zât-ı mukaddes-i İlahiye mahsustur ki, O’ndan başka kimse onları bilemez. Örneğin: Kıyamet kopmasına ait ilim ve Hz. Mehdi (a.s)’ın kıyamının ne zaman gerçekleşeceğine dair ilim.

Nitekim Emir’ul-Müminin Hz. Ali (a.s), kendisine; “Ya Emir’el-Müminin! Sizin gaypla ilgili ilminiz var mı?” diye soran birisine şöyle buyurmaktadır: “Gayb ilmi, sadece kıyamet ilmi ve şu ayette zikredilen ilimlerdir: “Kıyametin ne zaman kopacağına ait ilim Allah’a mahsustur, yağmuru indiren O’dur, ana rahminde olanı (mahiyetini) bilen O’dur. Hiç kimse yarın ne yapacağını ve nerede öleceğini bilmemektedir.”

İmam (a.s) sonra şöyle izahatta bulunuyor: “Allah Teala annelerin rahimlerinde olanları bilmektedir; kız mı, erkek mi, çirkin mi, güzel mi, cömert mi, cimri mi, saadet ehli mi, şaki mi, cennet ehli mi, cehennem ehli mi? Bunlar gayb ilimidir ki, Allah’tan gayrisi bilemez.”

Bir kısım gayp alemine ait ilimler de vardır ki, Allah Teala onları peygamberlere ve has kullarına öğretmiştir. Hz. Ali (a.s) sözünün devamında şöyle buyuruyor: “Bundan başka bir takım ilimler de vardır ki, Allah Teala onu Peygamberine öğretmiş ve O da bana öğretmiştir.”[20]

Binaenaleyh, tafsili (ayrıntılı) ilim ve işlerin cüz’iyatından haberdar olmak, Allah’a aittir ve bazen bazı insanların gayba ait icmali bilgilere sahip olmaları da mümkündür. Bu bilgiler de yine Allah tarafındandır.

c) Bu iki çeşit ayet ve rivayetlerin arasını bulmak için diğer bir yol da şudur: Gaybın sırları iki yerde yazılıdır: Biri levh-i mahfuzdadır ki, Allah’tan başka kimse ondan haberdar olamaz ve herhangi bir değişim ve tahavvül onda vuku bulmaz. Diğeri ise levh-i mahv ve ispattır ki, muktezeyat (gerekenler) ilmidir. Bu sebepten dolayı değişim ve dönüşüme uğrayabilir. Bunun için İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Eğer Kur’ân’da bir ayet olmasaydı, ben geçmişte olan ve kıyamete kadar da vuku bulacak olan her olaydan haber verirdim.”

Birisi; “O, hangi ayettir?” dediğinde şöyle buyurdular: “Allah buyuruyor ki; “Allah dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır ve ümm’ül- kitap (kitapların aslı) O’nun yanındadır.” [21]

d) Bu çeşit ayet ve hadislerin arasını bulmanın diğer bir yolu da şudur: Enbiya ve evliyanın gaybi ilimleri, fiili ilimler değil, infialî (tesir kabul eden) ilimlerdir. Yani onlardan hiçbiri bilfiil her zamanda ve her hakikat hususunda gayb ilmine sahip değillerdir. Onlar irade ettikleri zaman, Allah Teala, onlara öğretmektedir. Elbette bu irade de Allah’ın rızası dahilinde gerçekleşmektedir. O halde sadece Allah’ın ilmi fiili ilimdir. Yani Allah’ın ilmi, mevcudatın varlık sebebidir ve mevcudat O’nun ilminde müessir ve mucit değillerdir. Dolayısıyla İmamların gaybi ilimlerinin olmadığını gösterecek ayet ve rivayetlerin anlamı, gaybe ait fiili ilimlerinin olmayışıdır. Gayba ait ilimlerinin olduğunu gösteren ayet ve rivayetlerin anlamı da, gaybı, ilm-i infialî yoluyla bilmelerinin mümkün oluşudur. Bu iddianın delili, İmam Sadık (a.s)’ın buyurmuş olduğu şu hadistir: “İmam bir şeyi bilmek istediği zaman, Allah onu O’na öğretiyor.” [22]

 Bu zikredilen yollardan elde edilen şey şudur ki, yüce Allah, mutlak gayb ilminin sahibidir ve her şeyi kuşatıcıdır. Allah’tan gayrisi ise gayb ilmini O’ndan öğrenmişlerdir. Diğer bir değişle; birinci hüküm gereği, mutlak gayb, Allah’a aittir, ama ikinci derecede, Allah’ın, gaip ilminin bir miktarını seçkin kullarına bildirmesinin de hiçbir sakıncası yoktur. Nitekim şöyle buyurmuştur: “İşte bunlar (Meryem’in kıssası) sana vahyettiğimiz gayp haberlerindendir.”[23]

Buna ilaveten, Peygamber ve İmamların, her dönemde halkın sorunlarını çözebilmek ve gelecekte daha değişik şartlarda varolacak insanlara faydalı ve yeterli programlar uygulayabilmek için, en azından gaybi ilimlerden bir miktarını bilmeleri ve bir takım sırlardan haberdar olmaları gerekir.

Bir göz açıp kapama miktarı bir zamanda, Seba kraliçesinin tahtını Hz. Süleyman’ın yanında hazır eden Asif b. Berhiya cüz’i bir ilme sahipti. Allah (c.c) onun hakkında şöyle buyuruyor: “Kitaptan bir ilmi olan kimse ise: Ben onu (tahtı) gözünü açıp kapamadan sana getiririm, dedi. Süleyman onu yanında hazır görünce: Bu, Rabbimin fazlındandır, dedi.” [24]

Ama kitap ilmine sahip olan Ali b. Ebî Talib (a.s), sahip olduğu ilimle, olağanüstü birçok işler yapabilir. Allah Teala O’nun hakkında şöyle buyurmuştur: “De ki: Allah ve kitap ilmi yanında olan kimse, benimle sizin aranızda şahit olarak yeter.” [25]

Ebu Said-i Hodri şöyle diyor: Allah Resulünden, “Yanında kitap ilminden (bir miktar) olan kimseden maksat kimdir?” diye sordum.

Buyurdular ki: “O, kardeşim Süleyman b. Davud’un vasisi Asif b. Berhiya’dır.”

Dedim: “Yanında kitap ilmi -nin tamamı- olan kimseden maksat kimdir?”

Buyurdular: “O, kardeşim (ve vasim) Ali b. Ebi Talib’dir.” [26]

Diğer yandan Allah-u Teala da şöyle buyuruyor: “Biz sana her şeyi beyan eden Kur’ân’ı indirdik.”[27]

O halde böyle bir kitabın ilmine vakıf olan bir kimsenin, gayp sırlarından da haberdar olması gerekir.


 

İRFANİ MUKADDİME

Ayet ve rivayetlerden anlaşıldığı üzere, insan dünyadan göçtüğünde, dünyevi hicap ve mahdudiyetler ortadan kalkar ve her şey gerçekleri ile görülür. Nitekim Allah Teala şöyle buyuruyor: “Bugün senden perdeleri kaldırdık ve basiret gözün daha açık oldu”[28]

Bu, tabiî ölüme oranla icbarî ve kaçınılmazdır. Zira “Her nefis ölümü tadacaktır”[29] Bazı kimseler de vardır ki, onlar icbarî ölüm ile öldürülmeden önce nefsî istek ve gururlarını öldürüyor ve kendilerini Hz. Ali (a.s)’ın; “Öldürülmeden önce ölünüz”[30] sözünün mısdakı yapıyorlar. Yani icbarî ölümle öldürülmeden önce kendilerini, nefsanî heveslerini öldürmek ve şeytanı bukağa çekmek suretiyle ihtiyarî ölümle öldürüyorlar.

İnsanı Allah ile buluşmaya götüren ölüm, hayvaniyetten ölüp, insaniyetle dirilmektir. O halde böyle bir insan, icmalen ve izn-i İlahi ile, belki de tafsilen (ayrıntılarıyla) gayb aleminden haberdar olabilir. Emir’ül-Müminin Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Dünyevi perdeler kalkacak olsa da, yakinim artmaz.” [31]

Yine şöyle buyuruyor: “Beni kaybetmeden benden sorun. Allah’a andolsun ki, eğer fetva makamında oturursam, Tevrat ehline Tevrat hükmüyle, İncil ehline İncil’le ve Zebur ehline Zebur’la ve Kur’ân ehline de Kur’ân’la fetva veririm. Öyle ki, eğer Allah Teala o kitapları konuşturacak olursa şöyle derler: Ali (a.s) doğru söyledi ve sizlere bizde olduğu şekliyle fetva verdi.”[32]

Ali’den başka kim, sorun bana, diyebilir

Şüphesiz ilim madeni olur ve Ali’yi inkar.

Şunu da belirtmek gerekir ki, gerçi Hz. Fatıma (a.s), nebi ve imam değildi, ama İmamlar gibi O da velayet makamına sahipti ve bu makamda onlardan hiçbir farkı yoktu (çünkü hepsi bir nur idi). İşte bundan dolayı Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a), Hz. Ali ile Hz. Fatıma’yı birbirine denk ve layık eş olarak nitelemiştir. Şüphesiz Hz. Fatıma (a.s) gaybî ilimleri biliyor ve bazen gayb aleminden haberler de veriyordu. İnşaallah ileride bunlardan bazılarını zikredeceğiz.

Bu ayet ve rivayetler, gayb alemiyle irtibatın mümkün oluşunu göstermektedirler. Ama bu irtibat gerçekleşmiş mi, gerçekleşmemiş mi bu ayrı bir konudur. Peygamber (s.a.a)’in ve Ehlibeyt İmamlarının gaipten haber vermeleri, kerametleri ve mucizeleri hakkında pek çok hadis ve rivayetler vardır. Biz bu hadis ve rivayetleri, on dört bölümde on dört masumdan naklettik. Zaten bu yolla, o yüce şahsiyetlerin imamet ve velayetleri de sabit olmaktadır.

“Rabbimiz!, bizden kabul buyur. Şüphesiz sen, işiten ve bilensin.”

İmam Hasan Askerî (a.s)’ın doğumu,

Şehriver ayının on üçü, H. Ş. 1374.


 

[1] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 605

[2] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 61

[3] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 229         

[4] - El-Mizan Tefsiri, c. 19, s. 396

[5] - Nehc’ül-Belağa, 5. Hutbe. s. 57

[6] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 264

[7] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 264

[8] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 255

[9] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 255

[10] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 176

[11] - En’am: 59

[12] - En’am: 50

[13] - Yasin: 83

[14] - Hud: 123

[15] - Neml: 65

[16] - Ra’d: 9

[17] - Cum’a: 8

[18] - Cin: 26-27

[19] - Âl-i İmran: 179

[20] - Nehc’ül-Belağa, 128. Hutbe

[21] - Ra’d: 39; Tefsir-i Numune, c. 25, s. 149

[22] - Usul-u Kafi, c. 1, s. 258

[23] - Hud: 49

[24] - Neml: 40

[25] - Ra’d: 43

[26] - El-Mizan, c. 11, s. 387

[27] - Nahl: 89

[28] - Kâf: 22

[29] - Âl-i İmran: 179

[30] - Mefatih’ul-Gayb, s. 629

[31] - Gurer’ul-Hikem, s. 142, Fasıl, 752

[32] - Yenabi’ul-Mevedde, c. 1, s. 71

index