BİRİNCİ BÖLÜM

 

PEYGAMBER-İ EKREM (S.A.A)’İN    GAYBİ HABERLERİ


 

HZ. PEYGAMBER (S.A.A)’İN KISACA BİYOGRAFİSİ

İsmi: Muhammed, Ahmed (s.a.a).

Lakabı: Hatem’ul-Enbiya, Resulullah (s.a.a).

Künyesi: Ebu’l-Kasım.

Baba ve anasının adı: Abdullah-Amine.

Doğum yeri ve yılı: Rebi’ul-Evvel ayının 17’sinde (Miladi 571), Cuma günü şafak vakti Mekke’de doğdu.

Nübüvvet dönemi: Kırk yaşında, Receb’in 27’sinde peygamberliğe seçildi. Peygamberliği on üç yıl Mekke’de ve on yıl da Medine’de olmak üzere 23 yıl sürmüştür.

 Rihlet zamanı ve yeri: Hicretin 11. yılı Sefer ayının 28’inde, 63 yaşında Medine-i Münevvere’de dünyadan göçmüştür.

Mezar-ı şerifi: Medine’de Mescid’ün-Nebi’nin yanında.

 Hazretin yaşam dönemini üç döneme taksim etmek mümkündür:

1) Nübüvvet öncesi dönem -40 yıl-

2) Nübüvvet ve Mekke’de put perestlerle mücadele dönemi -13 yıl-

3) Mekke’den Medine’ye hicret, İslam hükümlerinin icrası, İslam hükümetinin istikrarı ve İslam dininin yayılması ve neşri için çaba ve gayret dönemi.  -Yaklaşık 10 yıl-


1-     GELECEKTEN HABER VERMESİ

Süleym b. Kays, bir hadiste İbn-i Abbas’tan şöyle naklediyor:

Zigar’da (Basra’ya yakın bir yer ismi) Hz. Ali (a.s)’ın yanına vardım. O Hazret bir mektup çıkararak şöyle buyurdular: “Ey İbn-i Abbas! Bu, öyle bir mektuptur ki, Allah Resulü onu bana dikte etti ve ben de kendi elimle yazdım.”

Arzettim: “Ya Emir’el-Müminin! Onu oku.”

Hazret o mektubu okudu ve o mektupta, Peygamber (s.a.a)’in vefatından, Hz. Hüseyin (a.s)’ın şahadetine kadar vuku bulacak bütün olaylar ve O’nu öldürecek olan şahsın, O’na yardım edenlerin, ve O’nunla birlikte şehit olacakların adları yazılı idi.

Okuduklarından bir kısmı, kendisine neler yapılacağı, Hz. Fatıma (a.s)’ın nasıl şehit edileceği, Hz. Hasan (a.s)’ın Allah yolunda nasıl öldürüleceği ve halkın ona nasıl ihanet edecekleri ve ahitlerini bozacakları hakkındaydı. Sonra mektubu dürdü ve kıyamet gününe kadar olacak şeyleri okumadı ve onlar öylece kaldı. O mektuptan okuduğu miktarda Ebu Bekir, Ömer ve Osman’ın hilafetleri ve onların her birinin öldürülmeleri, hakemeyn olayı, Muaviye’nin hilafeti, Şiilerden öldürülecek olanlar, halkın Hz. Hasan (a.s)’a yapacakları, Yezid’in hilafeti ve Hz. Hüseyin (a.s)’ın şahadetine kadar olan bütün olaylar yazılı idi...[1]

2-    HZ. PEYGAMBER (S.A.A)’İN        YAŞAM SÜRESİ

İbn-i Abbas şöyle diyor:

Bir gün Ebu Süfyan (Müslüman olduktan sonra) Allah Resulünün huzuruna gelerek arzetti:

“Ya Resulellah! Senden soru sormak istiyorum.

Peygamber (s.a.a) cevabında: “Ne sormak istediğini ben sana söyleyeyim mi?”

Ebu Süfyan: “Evet, ya Resulellah!

Peygamber (s.a.a): “Benim ömrümün kaç yıl olacağını sormaya geldin.”

Ebu Süfyan: “Evet, ya Resulellah!”

Peygamber (s.a.a): “Ben, altmış üç yıl yaşayacağım.”

Ebu Süfyan: “Şahadet ediyorum ki sen doğru söylüyorsun.”

Peygamber (s.a.a): “Dilde şahadet ediyorsun ama kalbinde inancın yoktur.”[2]

3-     HZ. FATIMA (A.S)’IN          MUSİBETLERİ VE VEFATI

İbn-i Abbas’tan şöyle rivayet edilmiştir:

Allah Resulünün vefatı yaklaştığında o kadar ağladı ki, göz yaşları sakalını ıslattı. Dediler: “Ya Resulellah, bu ağlayışınızın sebebi nedir?”

Buyurdular: “Evlatlarım için ağlıyorum ve ümmetimin benden sonra onlara yapacaklarına ağlıyorum. Adeta kızım Fatıma’ya zulmettiklerini görüyorum. Ve O; “Babacığım!” diye feryat ediyor ve ümmetimden bir kişi bile ona yardım etmiyor.”

Fatıma (a.s) bu sözleri duyunca ağladı. Hz. Resulullah (s.a.a) buyurdu: “Ağlama kızım.”

Fatıma (a.s) arzetti ki, “Senden sonra bana ne yapacaklarına ağlamıyorum, senden ayrılacağıma ağlıyorum ya Resulellah!”

Hazret buyurdular: “Sana müjdeler olsun, çok yakında bana kavuşacaksın. Ehlibeyt’im içinde bana ilk kavuşacak olan sensin.”[3]

4-     MASUM İMAMLARIN İSİM VE SAYILARINDAN HABER VERMESİ

İmam Cafer Sadık (a.s), değerli babalarından, O2nlar da Hz. Muhammed (s.a.a)’den, O da Cebrail’den, Cebrail de Allah Teala’dan şöyle buyurduğunu nakletmektedir:

“Her kim Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.a)’in benim kulum ve resulüm olduğuna ve Ali b. Ebi Talib’in benim halifem olduğuna ve Ali b. Ebi Talib’in evlatlarından olan İmamların benim hüccetlerim olduğuna şehadet etse, onu kendi rahmetimle cennette götürür ve kendi affımla cehennem ateşinden kurtarırım. Ona cennet hurilerini mubah eder ve onun için kerametimi gerekli kılarım; onun üzerine nimetimi tamamlar ve onu halis kullarımdan sayarım. Eğer bana seslense cevabında lebbeyk derim; beni çağırsa icabet ederim; benden bir şey talep etse ona bağışlarım; sessiz kalsa onunla konuşurum; kötü durumda olsa rahmet ederim; benden kaçsa onu isterim; bana dönüş yapsa kabul ederim; rahmet kapımı çalsa yüzüne açarım.

Her kim benden başka bir ilah olmadığına ve benim birliğime şehadet etmezse veya bana şehadet edip de Muhammed’in benim kulum ve resulüm olduğuna şehadet etmezse veya buna şehadet edip de Ali b. Ebi Talib’in benim halifem olduğuna şehadet etmezse veya buna şehadet edip de Ali b. Ebi Talib’in evlatlarından olan İmamların benim hüccetlerim olduğuna şehadet etmezse, muhakkak ki benim nimetlerimi inkar etmiş, azametimi küçük saymış, ayetlerimi, kitaplarımı ve peygamberlerimi inkar ederek kafir olmuştur. Eğer o kimse bana yönelse, rahmetimi ondan gizler ve istediğini ona haram ederim; beni çağırsa sesine kulak vermem; dua etse icabet etmem ve bana ümit etse ümidini boşa çıkarırım. Bu, benden taraf onun cezasıdır ve ben kullarıma zulmedici değilim.”

 Sonra Cabir b. Abdullah Ensari kalkıp arzetti: “Ya Resulellah, Ali b. Ebi Talib’in soyundan gelecek İmamlar kimlerdir?”

Buyurdular: “Cennet gençlerinin efendisi olan Hasan’la Hüseyin’dir. Ondan sonra Ali b. Hüseyin (Zeyn’ul-Abidin)’dir. Ondan sonra Muhammed b. Ali (Bakır)’dır. Sen ey Cabir, onu göreceksin ve benim selamımı ona ileteceksin. Sonra Cafer b. Muhammed (Sadık), sonra Musa b. Cafer (Kazım), sonra Ali b. Musa (Rıza), sonra Muhammed b. Ali (Taki), sonra Ali b. Muhammed (Naki), sonra Hasan b. Ali (Askeri), ondan sonra da hak üzere kıyam edecek olan ümmetimin Mehdi’sidir. O, yeryüzünü, zulümle dolduktan sonra adaletle dolduracaktır.”

“Ey Cabir! Onlar benim halifelerim, vâsilerim, evlat ve itretimdirler. Kim onlara itaat etse bana itaat etmiştir; kim onlara isyan etse bana isyan etmiştir; kim onları inkar etse, beni inkar etmiştir. Allah-u Teala onların yüzü suyu hürmetine gökleri düşmekten korur ve onların hatırı için yerin, üstünde olanları sarsmasına (fırlatıp atmasına) mani olur.”[4]

5-     EHLİBEYT (A.S)’IN BAŞINA GELECEK OLAN MUSİBETLERDEN HABER VERMESİ

İbn-i Abbas rivayet ediyor:

Peygamber-i Ekrem (s.a.a), Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (a.s), O’nun önünde gittikleri bir sırada ağlayarak şöyle buyurdular:

“Ben ve onlar, Allah katında halkın en değerlileriyiz ve yeryüzünde bana onlardan daha sevimli biri yoktur.

Ali b. Ebi Talib’e gelince; O benim kardeşim ve nefsimdir. O bana doğru geldiğinde, ümmetimin O’na yapacağı hıyaneti hatırladığımdan dolayı ağladım. Öyle ki O, benim velâyet ve hükümet makamımdan mahrum kalacaktır. Halbuki Allah Teala bu makamı benden sonra O’na has kılmıştır. Ondan sonra da ayların en üstünü olan Ramazan ayında kafasına gelecek bir darbe ile sakalı kana boyanana dek durumu hep böyle olacaktır.

Fatıma’ya gelince; alemdeki kadınların hanımefendisi ve serveridir. Benden sonra O’na yapılacak olanlara ağladım. Adeta görüyorum ki, O’nun evine baskılar yapılmış, saygısızlığa uğramış, hakkı elinden alınmış, mirasından mahrum edilmiş, kaburga kemiği kırılmış, rahmindeki çocuğu düşmüş ve “Ya Muhammed!” diye feryat ediyor, ama kimse O’na cevap vermiyor (yardımına koşmuyor). O yardım diliyor, ama kimse yardımda bulunmuyor. O, benden sonra sürekli gamlı, kederli ve ağlama halinde olacak, sonunda ise hastalanacak ve Rabbim O’nu bana mülhak edecektir. O Ehlibeytimden bana kavuşacak ilk kişidir.

Hasan’a gelince; O benim oğlum, evladım ve gözümün nurudur. O’na baktığımda, benden sonra O’nun başına gelecek olan olay ve haksızlıkları hatırladım. Bu zulüm ve haksızlıklar, düşman tarafından zehirleninceye kadar devam edecektir.

Hüseyin’e gelince; O da bendendir ve benim oğlumdur. Onu gördüğümde, benden sonra başına gelecek olayları hatırladım. Adeta O’nu, benim haremime sığınmış bir halde görüyorum, ama O’na sığınma hakkı tanımıyorlar. Ben O’nu rüya aleminde bağrıma basıyor ve O’na benim hicret yerim olan Medine’den göçmesini emrediyorum ve O’nu şahadetle müjdeliyorum. O şahadet mahalli olan Kerbela (gam ve bela) çölüne doğru hareket ediyor, Müslümanlardan bir grup O’na yardımda bulunuyorlar. O’na bir okun isabet ettiğini ve atından yere düştüğünü ve daha sonra koyunun başının kesildiği gibi mazlum bir şekilde başının bedeninden ayrıldığını görüyorum.”[5]

6-      HZ. ALİ (A.S)’IN VASİLİĞİ VE AYŞE İLE SAVAŞINDAN HABER VERMESİ

Abdullah b. Mes’ud şöyle diyor:

Peygamber (s.a.a)’e arzettim: “Ya Resulellah! Siz vefat ettiğinizde kim size gusül verecek?”

Buyurdu: “Her peygambere onun vasisi (halifesi) gusül verir.”

Arzettim: “Sizin vasiniz kimdir?”

Buyurdu: “Ali b. Ebî Talib’dir.”

Arzettim: “Sizden sonra ne kadar yaşayacak?”

Buyurdu: “Otuz yıl; aynı Hz. Musa (a.s)’ın vasisi Yuşa b. Nun gibi. O da Hz. Musa (a.s)’dan sonra, otuz yıl ömür sürdü ve (Şuayb (a.s)’ın kızı ve Hz. Musa’nın hanımı olan) Safura ona karşı ayaklandı ve; “Ben önderliğe senden daha layığım” dedi. Yuşa onunla savaştı, onu esir aldı, esir aldığı sırada ona karşı iyi davrandı. Ali de onunla (Ayşe’yle) savaşarak onu esir edecek ve ona karşı iyi davranacak. Allah onun hakkında şöyle buyurmuştur: “Evlerinizde oturun ve eski cahiliye adetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın.”[6] Allah-u Teala’nın (eski cahiliyetten) maksadı, Şuayb kızı Safura’nın yaptıklarıdır.”[7]

7-      HZ. ALİ (A.S)’A KARŞI HALKIN VEFASIZLIKLARINDAN HABER VERMESİ

Peygamber-i Ekrem (s.a.a), Hz. Ali (a.s)’a hitaben şöyle buyurdular:

“Ya Ali! Bu cemaat senin imamet ve hilafet işini bozacaklar, hilafeti kendileri üstlenecekler ve senin hakkında benim sözümden çıkacaklar. O zaman Allah’ın emri ininceye kadar, sana sabrı tavsiye ediyorum. Uyanık ol! Çok yakında onlar sana vefasızlık gösterecekler. O zaman kanını akıtmaya yeltenmemeleri için sana yol bulmalarına izin verme (yani sabret); çünkü bu ümmet benden sonra sana hıyanet edecekler. Bu haberi Cebrail Rabbimden bana getirdi.”[8]

8-      NAKİSİYN, MARİKIYN VE KASİTİYN’DEN HABER VERMESİ

Emir’ul-Müminin Ali (a.s) buyuruyor:

Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdular:

“Çok yakında ahdinden dönen, sapıklıkta olan ve dinden çıkanlarla savaşacaksın.”

Sordum: “Ya Resulellah! Nakisin (ahdinden dönenler) kimlerdir?”

Buyurdular: “Talha, Zübeyr ve Ayşe’dir. Hicaz’da seninle biat edecekler, Irak’ta ise ahitlerinden dönecekler. Ne zaman böyle yaparlarsa onlarla savaş. Zira onlarla savaşmak zemin ehli için temizliktir.”

Arzettim: “Kasitin (sapıklar) kimlerdir?”

Buyurdular: “Muaviye ve yarenleri.”

Dedim ki: “Dinden çıkanlar kimlerdir?”

Buyurdular: “Zu’s-Sedye’nin adamlarıdırlar. Onlar öyle kimselerdir ki, ok yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar. Öyleyse onları öldür; çünkü onların öldürülmesi zemin ehli için bir rahatlık ve genişliktir (huzurdur); onlara çabucak yetişen bir azap ve senin için de kıyamet günü Allah indinde bir ücret ve sevap vardır... Ya Ali! Sen benim ahdimi gözetecek ve benim gibi savaşacaksın, ümmetim de seninle muhalefet edecekler.”[9]

9-      İMAM ALİ (A.S)’IN ŞAHADETİNDEN HABER VERMESİ

İmam Rıza (a.s) babalarından naklen şöyle buyuruyor:

“Resulullah (s.a.a) (Şabaniyye Hutbesi’nde) Ramazan ayının faziletlerini beyan ettikten sonra ağladı. Hz. Ali (a.s): “Ya Resulellah! Sizi ağlatan nedir?” diye sorduklarında şöyle buyurdular:

“Ya Ali! Bu ayda başına gelecek olaydan dolayı ağlıyorum. Adeta senin, Rabbin için namaz kılarken, gelmiş geçmişlerin en bedbahtı ve Salih (a.s)’ın devesini katledenlerin dost ve kardeşi olan şahsın tahrik edilerek başına bir darbe indirdiğini, sakalını başının kanıyla kana boyadığını görür gibiyim.”

Ali (a.s) arzetti: “Acaba bu amel, dinimin sağlıklığında (korunmuş olduğu bir halde) mi vuku bulacaktır?”

Resulullah (s.a.a); “Evet, dininin sağlıklığında vuku bulacaktır” buyurdular.[10]

10-                         İMAM HASAN (A.S)’IN SULHUNDAN HABER VERMESİ

Rivayet edildiğine göre, bir gün İmam Hasan (a.s) Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in  yanında ve halka karşı oturduğu bir sırada Hazret. şöyle buyurdular:

“İşte bu oğlum (Hasan) öyle bir efendidir ki, Allah-u Teala bunun sebebiyle, Müslümanlardan iki grubun arasında sulh icat edecektir.”[11]

11-                        İMAM HÜSEYİN (A.S)’IN ŞAHADETİNDEN HABER VERMESİ

Abdülmuttalib’in kızı Safiye şöyle rivayet ediyor:

Hüseyin (a.s) doğduğunda onu Hz. Peygamber (s.a.a)’in yanına götürdüm. Hazret dilini Hüseyin’in ağzına yaklaştırdı, Hüseyin de emmeğe başladı. Ben Resulullah (s.a.a)’in ona süt ile bal verdiğini tahmin ettim. Resulullah (s.a.a) onu, iki gözünün arasından öptükten sonra bana verdi. Peygamber (s.a.a) ağladığı halde üç defa şöyle buyurdular: “Allah seni katledecek topluma lanet etsin.”

Arzettim: “Anam babam sana feda olsun! Kimler onu öldürecekler?”

Buyurdular ki: “Ümeyye oğullarından bir grup kimse -Allah onları rahmetinden uzak etsin- onu öldürecekler.”[12]

12-                         İMAM HÜSEYİN (A.S)’IN MAHŞERDE BAŞSIZ HAŞROLACAĞI HABER

Resulullah (s.a.a)’den rivayet olunduğuna göre şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet günü olduğunda, Fatıma bir grup kadınlarla gelecek ve ona; “Cennete gir” denilecek.

Diyecek ki: “Benden sonra oğluma ne yapıldığını bilmedikçe cennete girmeyeceğim.”

Ona mahşer sahrasının ortasına bakması söylenecek. Mahşer sahrasına baktığında, Hüseyin’in başsız bir bedenle durduğunu görecektir. Onu görür görmez öyle bir feryat edecek ki, onun feryadından dolayı ben ve melekler de feryat edeceğiz.”[13]

13-                         İMAM ZEYN’UL-ABİDİN (A.S)’DAN HABER VERMESİ

İbn-i Abbas, Resul-ü Ekrem (s.a.a)’den şöyle buyurduğunu naklediyor:

“Kıyamet günü bir münadi; “Zeyn’ul-Abidin    (ibadet edenlerin ziyneti) nerededir?” diye nida edecek. Adeta, oğlum Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib (Zeyn’ul-Abidin)’in, büyük bir vakar ve sükunetle mahşer ehlinin saflarını yararak geldiğini görüyorum.”[14]

14-                         İMAM BAKIR (A.S)’DAN              HABER VERMESİ

Ebu Halid Kabulî şöyle diyor:

Cabir b. Abdullah-i Ensari, Mescid’ün-Nebi’de oturuyor ve sürekli şöyle diyordu: “Ya Baqir’ul-Ulum (ilimleri yaran-açıklayan)! Ya Baqir!”

Medine halkı Cabir’in sayıkladığını zannediyorlardı. Cabir (onların bu düşüncelerine karşı şöyle) diyordu: “Allah’a andolsun ki, ben sayıklamıyorum, lâkin Resulullah (s.a.a)’den şöyle buyurduğunu duydum:

“Ey Cabir! Benim Ehlibeytimden adı benim adım, siması benim simam gibi olan birisini görmeye muvaffak olacaksın. O, ilmi yaracak (derinliklerine inerek onu açıklayacak).

İşte Peygamber (s.a.a)’in bu sözleri beni böyle konuşmaya sürüklüyor.”[15]

15-                         İMAM RIZA (A.S)’IN ŞAHADETİNDEN HABER VERMESİ

Ebu Selt-i Herevî, İmam Rıza (a.s)’dan naklettiği bir hadiste şöyle diyor: İmam Rıza (a.s), Me’mun’a şöyle buyurdu: “Allah’a andolsun, babalarımdan nakledildiğine göre, ben senden önce zehirlenerek öldürülüp dünyadan gideceğim. Gök ve yerdeki melekler bana ağlayacaklar. Garip bir memlekette, Harun Reşid’in kenarında defnedileceğim.”

Me’mun ağlayarak arzetti ki: “Ey Allah Resulünün oğlu! Ben hayatta olduğum halde kim seni öldürebilir veya sana kötülük yapabilir?”

Hazret cevabında şöyle buyurdular: “Eğer beni öldürecek olanın kim olduğunu söylemek istersem söylerim (yani, sen benim katilim olacaksın).”[16]

16-                         İMAM MEHDİ (A.S)’DAN              HABER VERMESİ

Cabir b. Abdullah Ensari, Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu naklediyor:

“Mehdi benim evlatlarımdandır. Adı benim adım, künyesi benim künyemdir. Suratı, herkesten daha çok bana benzemektedir. Gaybete çekilecek, (gaybeti çok sürdüğünden) halk şaşkınlıkta kalacak ve birçok gruplar sapıtacaklar. İşte o zaman gayb perdesi arkasından parlak bir yıldız gibi zuhur edecek ve yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır.”[17]

17-                        MASUM İMAMLARIN MEZARLARI

Hz. Ali (a.s), Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’den kendisine şöyle buyurduğunu naklediyor:

“Allah’a andolsun ki, sen Irak’ta öldürülecek ve orada defnedileceksin.”

Hz. Ali (a.s) diyor: Arzettim ki: “Ya Resulellah! Bizim kabirlerimizi ziyaret eden, onları onaran ve onları koruyanlar için ne gibi fazilet ve özellikler vardır?”

Buyurdu: “Ey Ebe’l-Hasan! Allah Teala, senin ve evlatlarının mezarlarını, cennet yerlerinden bir parça yer ve cennet alanlarından bir alan karar kılmıştır. Allah Teala, soylu ve seçkin kulların kalplerini size yönelik kılmıştır. Bundan dolayı sizin yolunuzda bütün zorluklara katlanıyor, Allah ve Resulüne yakın olmak kastı ile sizin kabirlerinizi onarıyor ve onları çokça ziyaret ederler...”[18]

18-                        AMMAR-İ YASİR’İN ŞAHATETİNDEN HABER VERMESİ

Ammar, Hz. Peygamber (s.a.a)’den kendisine şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

“Ey Ammar! Yakın bir zamanda benden sonra bir takım fitne ve imtihanlar olacak. Böyle olduğunda Ali ve O’nun hizbini takip et. Ey Ammar! Sen benden sonra Ali’yle birlikte iki grupla savaşacaksın. Sonra seni mütecaviz ve zalim bir grup öldürecektir. Dünyadan aldığın en son azık, bir miktar süt olacaktır.”[19]

19-                         EBUZER-İ GİFARİ’NİN              SÜRGÜN HABERİ

Ali b. İbrahim Kummi şöyle diyor:

Ebuzer, Osman’la tartıştığı bir sırada dedi ki: Habibim Resulullah (s.a.a) bana şöyle buyurdular:

“Ey Ebuzer! Sana; “Şehir veya köylerden hangisinde kalmayı daha çok seviyorsun?” diye soracakları zaman durumun nasıl olacak? Sen diyeceksin ki: “Allah’ın ve Resulünün haremi olan Mekke’de, ömrümün sonuna kadar ibadetle meşgul olmak istiyorum.” Sana denilecek ki: “Hayır, sende o keramet yok!” Sonra denilecek ki: “Şehirlerden kendisinde kalmak istediğin şehir veya köy hangisidir?” Sen diyeceksin ki: “Kendisinde Müslüman olarak yaşamadığım ve bu yüzden de sevmediğim yer Rebeze’dir.” O zaman senin Rebeze’ye sürülmeni emredecekler.”

Arzettim: “Ya Resulellah! Bu olay gerçekleşecek mi?”

Buyurdular: “Evet, canım elinde olan Allah’a andolsun ki, bu olay gerçekleşecektir.”[20]

20-                         UVEYS (VEYSEL) KARANİ’DEN HABER VERMESİ

Bir gün Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular:

“Karan[21] tarafından bir cennet esintisi geliyor. Ah! Ne kadar Uveys Karani’yi görmek istiyorum. Kim onunla görüşecek olursa selamımı ona iletsin. Beni görmeden, bana iman etmiş ve halifem Emir’ul-Müminin Ali b. Ebi Talib’in yanında yer alarak Sıffin savaşında şehit edilecektir.”[22]

21-                         MUTE SAVAŞI VE CAFER’İ TAYYAR’IN ŞAHADETİNDEN HABER VERMESİ

Cabir b. Abdullah şöyle diyor:

Cafer b. Ebi Talib’in (Hz. Ali (a.s)’ın kardeşi) Mute savaşında şehit olduğu gün, Resulullah (s.a.a) Medine’de idi. Sabah namazından sonra minbere çıkarak şöyle buyurdular: “Şimdi Müslüman kardeşleriniz müşriklerle çarpışmaya girdiler.”

Her birinin hamle ve saldırısını söylüyordu. Komutan Zeyd b. Harise’nin şehit olduğunu ve sancağın düştüğünü söyledi. Sonra Cafer’in sancağı alarak ileri atıldığını buyurdular. Sonra Cafer’in şehit olduğunu ve sancağın tekrar yere düştüğünü, sonra da sancağı Abdullah b. Revaha’nın aldığını ve Müslümanlardan filan kimselerin ve kafirlerden de filancaların öldürüldüklerini haber veriyordu. Sonra buyurdular: “Abdullah şehit oldu, sancağı Halid b. Velid aldı ve kaçtı ve Müslümanlar da kaçtılar.”

Sonra minberden aşağı inerek Cafer’in evine gitti, Cafer’in oğlu Abdullah’ı istedi, kucağında oturttu ve elini başına çekti. Abdullah’ın annesi Umeys kızı Esma şöyle dedi: “Ya Resulellah, elinizi onun başına, bir yetimin başına çeker gibi çekiyorsunuz.”

Hazret cevabında; “Cafer bugün şehit oldu” buyurarak göz yaşlarını tutamadılar.

Sonra şöyle buyurdular: “Şehit olmadan önce elleri kesildi ve Allah kesilen elleri karşılığında ona yeşil zümrütten iki kanat verdi. O şimdi cennette meleklerle istediği yere uçuyor.”[23]

22-                        İSLAM FETİHLERİNDEN HABERLER

Bera b. Azib şöyle diyor:

Resulullah (s.a.a) (Ahzab savaşında) hendek (çukur) kazılmasını emretti. Çukuru kazarken onun bir yerinde büyük ve sert bir taş ortaya çıktı. Kazma hiçbir şekilde tesir etmiyordu. Sonra Allah Resulü (s.a.a) gelerek kazmayı eline alıp “bismillah” diyerek taşa bir darbe vurdu. Bu darbeyle taşın üçte birini kırdı. Bunun üzerine; “Allah-u Ekber! Şam’ın anahtarlarını bana verdiler. Allah’a andolsun ki, şu anda oranın kırmızı saraylarını görüyorum” dedi.

Yine “bismillah” diyerek o taşa bir darbe daha vurdu. Bu defa da taşın diğer üçte birini parçaladı. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Allah-u Ekber! Fars (memleketinin) anahtarlarını bana verdiler. Andolsun ki, Medain’in beyaz saraylarını gördüm.”

Üçüncü darbeyi indirdiğinde taşın geri kalanını da parçaladı ve buyurdu: “Yemen’in anahtarlarını da bana verdiler ve ben buradan San’a şehrinin kapılarını görüyorum.”[24]

23-                        AHİR ZAMAN MܒMİNLERİNDEN HABER VERMESİ

Ali b. Ebi Talib (a.s) şöyle buyuruyor:

“Peygamber-i Ekrem (s.a.a) uzun bir vasiyetinde bana hitaben şöyle buyurdular:

“Ya Ali! İman açısından halkın en hayret verici olanları ve yakin açısından da en büyük insanlar, ahir zamanda gelecek olan kimselerdir. Onlar Peygamberi görmemişler ve İmam da onlardan gizlidir. Bununla birlikte onlar beyaz sayfalara nakış olunmuş siyah hatlar vasıtasıyla (yazılı belgelerle) iman ederler.”[25]

24-                        MEYSEM-İ TEMMAR

Meysem-i Temmar, Beni Esed kabilesinden bir kadının kölesi idi. Sonra Hz. Ali (a.s) onu satın alarak azat etti. İmam (a.s) ona; “İsmin nedir?” diye sordu.

Meysem: “Salim.”

İmam (a.s): “Resulullah bana, Acem diyarında babanın seni, “Meysem” diye çağırdığını haber vermişti.”

Meysem: “Allah ve Resulü doğru buyurmuşlardır; sen de doğru buyurdun.”

İmam (a.s): “Resulullah (s.a.a)’in seni adlandırdığı o isme dön ve Salim’i bırak.”

O da o isme (Meysem) döndü ve künyesini Ebu Salim bıraktı. Nakledildiğine göre Meysem öldürüldüğü yıl, hac amellerini yaptıktan sonra Ümmü Seleme’nin yanına vardı. Ümmü Seleme ona; “Sen kimsin?” diye sordu. O da cevabında; “Ben Meysem’im” dedi. Bunun üzerine Ümmü Seleme şöyle buyurdu: “Allah’a andolsun ki, Resulullah’tan, geceleri senin hakkında Ali’ye çokça tavsiyede bulunduğunu duyuyordum.”[26]

25-                        ŞEYTANIN ŞÜPHEYE DÜŞÜRMESİ

İmam Cafer-i Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Bir kişi Resulullah (s.a.a)’in huzuruna vararak; “Ya Resulellah! Ben münafık oldum” dedi.

Hazret buyurdular: “Allah’a andolsun ki, sen münafık olmamışsın. Eğer münafık olsaydın, yenilgiye uğradığın şey hakkında benimle konuşmaya gelmezdin. Hazır düşman (Şeytan) yanına gelerek; “Seni kim yaratmıştır?” dedi. Sen de cevabında; “Allah yaratmıştır” dedin. Tekrar sana; “Peki Allah’ı kim yaratmıştır?” diye sordu.”

Resulullah (s.a.a)’in yanına gelen şahıs arzetti ki: “Seni hak üzere mebus kılana andolsun ki, durum buyurduğun gibiydi.”

Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: “Şeytan tasarruf edebilsin diye amelleriniz yönünden geldi, ama size musallat olamadı. İşte sizi haktan döndürebilmek ümidiyle bu yönden geldi. Böyle olduğunda sizden her biriniz yalnızca Allah’ı ansın .”[27]

26-                         ZÜBEYR’İN GELECEĞİNDEN      HABER VERMESİ

Rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.a), Ali (a.s)’ı Zübeyr ile birlikte Beni Saide Sakife’sinde görünce buyurdu: “Ya Zübeyr! Ali’yi seviyor musun?”

Zübeyr arzetti: “Beni, Ali’yi sevmekten ne alıkoyabilir ki?”

Hazret buyurdular: “Ali ile savaşacağın ve O’na zulümde bulunacağın zaman halin nasıl olacak?!”[28]

27-                         EBU SÜFYAN’IN KALBİNDE OLANI HABER VERMESİ

Nakledilen rivayete göre, Ebu Süfyan kendi kendine (Peygamber hakkında) şöyle dedi:

“Eğer Allah sana karşı bana güç verir ve benim için mümkün olursa, karşında Medine’yi atlı ve piyade birlikle dolduracak ve eserini yok edeceğim.”

Peygamber-i Ekrem (s.a.a), hutbe okuduğu bir sırada, hutbeye ara verip şöyle buyurdular:

“Ey Ebu Süfyan! Yaşadığım müddetçe yapamayacaksın, ölümümden sonra da senden daha şaki olan, senden önce davranacak, senden ve ailenden gerçekleşmesi beklenen de yerine gelecek. Sen kendi kendine nasıl istiyorsan öyle düşün ve bil ki, sen benim nurumu söndüremezsin, benim hatırlanma ve zikrimi de kesemeyeceksin. Sizin için de bu işlerin devamı olmayacaktır.”[29]

 



[1] - İsbat’ul-Hudat, c. 1, s. 521

[2] - Müntehe’l-A’mal, c. 1, s. 30

[3] - Muntehe’l-A’mal, c. 1, s. 100

[4] - Kemal’ud-Din, c. 1, s. 258

[5] - Emalî-yi Şeyh Saduk, 24. Meclis, h. 2, s. 112

[6] - Ahzab: 32

[7] - Kemal’ud-Din, c. 1, s. 27

[8] - Hisal-ı Saduk, 12. bab, 2. hadis, s. 461,

[9] - Hisal-ı Saduk: c. 2, b. 70, s. 572, h. 1

[10] - Uyun-u Ahbar’ur-Rıza, c. 1, s. 3, b, 27

[11] - Keşf’ul-Ğumme, c. 1, s. 519

[12] - Emali-yi Saduk, 27. Meclis, s. 136, h. 5

[13] - Luhuf-u Seyyid b. Tavus, s. 139

[14] - Muntehe’l-Amal, c. 2, s. 4

[15] - Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 4, s. 196

[16] - İsbat’ul-Hudat, c. 1, s. 498

[17] - Kemal’ud-Din, c. 1, s. 287, 4. hadis.

[18] - İsbat’ul-Hudat, c. 1, s. 487

[19] - İsbat’ul-Hudat, c. 2, s. 4

[20] - İsbat’ul-Hudat, s. 2, s. 1412

[21] - Karan; Necd halkının hac amellerine oradan başladığı bir yerin ismidir.

[22] - İsbat’ul-Hudat, c. 1, s. 518

[23] - Müntahe’l-Amal, c. 1, s. 31

[24] - Emali-yi Saduk, 51. Meclis, s. 312, 13. hadis

[25] - Men La Yehzuruh’ul-Fakih, c. 1, s. 269

[26] - İsbat’ul-Hudat, c. 2, s. 109

[27] - İsbat’ul-Hudat, c. 1, s. 429

[28] - İsbat’ul-Hudat: c. 2, s. 95

[29] - İsbat’ul-Hudat: c. 2- s. 173

index