Back Index Next

“Ve bizse yeryüzünde zayıf bir hâle getirilmesi istenenlere lütfetmeyi ve onları, halka rehber kılmayı ve yeryüzüne, onları miras bırakmayı dilemedeydik.

İstiyorduk ki onları yeryüzünde yerleştirip kuvvetlendirelim ve Firavun'la Hâmân’a ve askerlerine de, onlardan çekindikleri şeyleri gösterelim.”[19] [20]

Sıfatları ve Özellikleri

   Peygamber efendimizden (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’ten (a.s) rivayet edilen hadislerde, İmam Mehdi’nin (a.f) sıfatları ve vasıfları beyan edilmiştir. Onlardan bir bölümünü aşağıda zikredeceğiz:

Yüce imam; genç, buğday tenli, alnı açık, nurlu, kaşları hilal şeklinde, gözleri siyah ve büyük, burnu ince ve güzel, dişleri bembeyaz hafif aralıklıdır. Sağ yanağında siyah bir ben ve omuzlarının arasında nübüvvet mühürü gibi bir alamet bulunmaktadır. Mübarek boyu postu yerli yerinde ve göz kamaştırıcıdır.

Masumların (a.s) hadislerinde İmam Mehdi’nin (a.f) özellikleri şu şekilde beyan edilmiştir:

“O ibadet ehli, gece (ibadetle) meşgul, zahit, sade yaşayan, sabırlı, hilimli, adaletli ve iyilik yapmayı seven bir kimsedir. O ilimde herkesten üstün, mübarek vücudu temizlik ve bereket kaynağıdır. O kıyam ve cihat ehlidir. Büyük dünya inkılabının rehberi, son kurtarıcı ve beşeriyete vaat edilen ıslah edicidir..  O mübarek nurani insan; Resulullah’ın (s.a.a) neslinden, Hz. Fatıma’nın (s.a) çocuklarından ve Seyidi Şüheda’nın (İmam Hüseyin’in –s.a-) soyundan olan dokuzuncu oğuldur. Zuhur ettiğinde Kâbe’ye yaslanacak ve Peygamber’in (s.a.a) bayrağını eline alacaktır. Kıyamıyla bütün dünyada Allah’ın dinini ihya edecektir. Hükümlerini dünyanın her yerinde icra edecektir. Dünya zulümle dolduktan sonra bütün dünyayı şefkat ve adaletle dolduracaktır.”[21]

İmam Mehdi’nin (a.f) hayatı ve yaşamı üç dönemden oluşmaktadır:

1- Gizlilik Dönemi: Hazretin gizlilik dönemi doğumundan İmam Hasan Askeri’nin (a.s) şehit edilmesine kadar olan süreyi kapsamaktadır.

2- Gaybet Dönemi: İmam Hasan Askeri’nin (a.s) şehadetinden başlayıp, İmam Mehdi’nin (a.f) Allah’ın izniyle zuhur edeceği döneme kadar olan süreyi kapsamaktadır.

3- Zuhur Dönemi: Gaybet dönemi bittiği zaman on ikinci imam (a.f) Allah’ın izniyle zuhur edecektir. Dünyayı iyilik, güzellik, kardeşlik, dostluk ve adaletle dolduracaktır. Hiçbir kimse vaat edilen İmam-ı Asr’ın (a.f) ne zaman zuhur edeceğini bilemez. Rivayetlerde hazretin zuhur zamanını belirleyenlerin ve zamanını biliyorum diyen kimselerin yalancı oldukları nakledilmiştir.[22]

İKİNCİ BÖLÜM

İMAM MEHDİ’NİN (A.F) DOĞUMUNDAN İMAM ASKERİ’NİN (A.S) ŞAHADETİNE KADAR OLAN DÖNEM

Hz. Mehdi’nin (a.f) yaşantısının bu döneminde birçok önemli noktalar vardır. Şimdi bunlardan bir kısmına aşağıda değineceğiz:

İmam Mehdi’nin (a.f) Şialara Tanıtılması

İmam Mehdi’nin (a.f) doğumunun gizli olmasından dolayı Şiilerin; imamlarını ve Allah’ın yeryüzündeki son hüccetini tanımaları konusunda şüpheye ve yanlış yola sapmalarından korkuluyordu.

Bundan dolayı, İmam Askeri (a.s) vazifesi gereğince oğlunu (İmam Mehdi -a.f-) Şiilerin ileri gelenlerine ve itimat sahibi güvenilir insanlara tanıtması gerekiyordu.   Çünkü onların da Ehl-i Beyt (a.s) dostlarına bu haberi ulaştırmaları lazımdı. İmam-ı Zaman’ı (a.f) tanıtırken de, onu tehdit edecek hiçbir tehlikede olmamalıydı.

Şii büyüklerinden, on birinci imamın özel dostlarından olan Ahmet b. İshak şöyle nakletmiştir:

“İmam Hasan Askeri’nin (a.s) huzuruna vardım. Kendisinden sonraki imam hakkında soru sormak istiyordum. Ancak koruşmaya başlamadan önce İmam  (a.s) şöyle buyurdu:

“Ey Ahmet! Allah-u Teala Âdem’i (a.s) yarattığından beri yeryüzünü hüccetsiz bırakmamıştır. Kıyamete kadar da böyle devam edecektir.! Allah’ın hücceti sebebiyle bela yeryüzü ehlinden kaldırılır. (O’nun bereketli vücudu hürmetine)Yağmur yağar, yeryüzünün nimetleri yeşerir.”

“Ey Resulullah’ın (s.a.a) oğlu! Sizden sonraki imam ve halife kimdir?” diye sordum.

Hazret hızlı bir şekilde içeriye girip geri döndü. Omzunda dolunay gibi nur yüzlü, üç yaşında bir erkek çocuk vardı. Hazret şöyle buyurdu:

 “Ey Ahmet b. İshak! Eğer Allah-u Teala ve O’nun hüccetleri nezdinde değerin olmasaydı, oğlumu sana göstermezdim. Şüphesiz bunun künyesi ve ismi Resulullah’ın (s.a.a) künyesi ve ismi ile aynıdır. Yeryüzü zulüm ile dolduğu gibi, O da adalet ile dolduracaktır.”

“Ey efendim! Kalbimin sükûnet bulması için her hangi bir nişanesi var mıdır?” diye sordum.

(Bu esnada) Çocuk konuşmaya başladı ve fasih bir Arapçayla şöyle dedi:

“Yeryüzündeki Bakiyyetullah ve Allah düşmanlarından intikam alacak olan kimse benim. Ey Ahmet b. İshak! Gözün ile gördükten sonra alâmet peşinde olma!!...”

Ahmet b. İshak şöyle diyor: “(Bu sözleri duyduktan) Sonra, sevinçli bir şekilde İmamın (a.s) evinden ayrıldım...”[23]

Muhammed b. Osman ve Şiaların büyüklerinden birkaç kişi şöyle naklediyorlar:

“Şiilerden oluşan kırk kişi, on birinci imamın (a.s) yanında toplandık. Hazret çocuğunu bize gösterip şöyle buyurdu: “Benden sonra bu sizin imamınız ve benim halifemdir. Onun emrine uyun, benden sonra dinde ayrılığa düşmeyin. Yoksa helak olursunuz ve (Biliniz ki!) bugünden itibaren O’nu göremeyeceksiniz.”[24]

Şunu da belirtmek gerekir ki, özellikle tavsiye edilen dinî sünnetlerden birisi de akîke etmek ve velime vermektir. Akîke ve velîme; koyun kesip, insanlardan bir gruba yedirmektir. Bu sünnetlerin; çocuğunun uzun ömürlü olmasında, sağlık ve sıhhatinde çok önemli etkileri vardır. İmam Hasan Askeri (a.s) defalarca çocuğu için akîke kurbanı kesmiştir.[25] Böylelikle İmam Hasan Askeri (a.s), Peygamber efendimizin (s.a.a) güzel sünnetine göre amel etmenin yanında, Şiilerine on ikinci imamın doğduğunu da bildirmek istemiştir.

Muhammed b. İbrahim şöyle diyor:

“İmam Askeri (a.s) bir koyun kesip Şiilerinden birisine gönderdi ve şöyle buyurdu: “Bu oğlum (Muhammed)’in akîke kurbanıdır.”[26]

Mucizeleri ve Kerametleri

İmam Mehdi’nin (a.f) hayatında araştırılıp okunması gereken en güzel dönemlerden birisi de gaybetten önce, doğumunun ilk zamanlarında, onda görülen mucize ve kerametlerdir. İlahî büyük nişanelerden olan hazretin hayatının bu bölümünden genellikle gaflet edilmiştir. Biz onlardan sadece birini numune olarak zikrediyoruz:

İbrahim b. Ahmet Nişaburî şu şekilde nakletmiştir:

“(Şiileri öldürmeye karşı çok istekli bir komutan olan) Zalim Amr b. Avf beni öldürmek istiyordu. Çok korkmuştum. Nitekim korku bütün vücudumu sarmıştı. Bundan dolayı hanedan ve ailem ile vedalaştıktan sonra, imam Hasan Askeri (a.s) ile de vedalaşmak için evine doğru yola koyuldum. İmam (a.s) ile vedalaştıktan sonra kaçmayı düşünüyordum. Eve girince İmam Hasan Askeri’nin (a.s) yanında yüzü ayın on dördü gibi parlayan ve yüzündeki nur beni şaşkınlık içerisinde bırakan bir erkek çocuğu gördüm. Neredeyse aklımdaki  (yani; öldürülmek ve kaçmakla ilgili olan) her şeyi unutacaktım.

(Bu esnada çocuk) bana şöyle dedi: “Ey İbrahim! Kaçmana gerek yok. Çok yakında Allah, onun şerrini senden uzaklaştıracaktır.”

Şaşkınlığım iyice arttı. İmam Hasan Askeri’ye (a.s) canım size kurban olsun! Aklımdaki olan şeylerden haber veren, bu çocuk kimdir? dedim. İmam Askeri (a.s): “O benim çocuğum ve benden sonra yerime geçecek olan kimsedir...”diye buyurdu.

İbrahim şöyle devam etmiştir:

“Dışarı çıktım. Allah’ın lütfüne ümit bağlamıştım. On ikinci imamdan (a.s) duyduklarıma inanıyor ve güveniyordum. Birkaç gün sonra amcam, Amr b. Avf’ın ölüm haberi müjdesini bana verdi.”[27]

Sorulara Cevap Vermesi

   İlahi imamet zincirinin parlayan son yıldızı, hayatının ilk yıllarında da Şiilerin çeşitli sorularına ikna edici kesin delillerle çok güzel cevaplar veriyordu. Böylelikle onların kalplerini sakinleştiriyor ve güven kazanmalarını sağlıyordu. Şimdi bu cevaplardan birini kısaca aşağıda zikredeceğiz:

Şiilerin büyüklerinden olan Sad b. Abdullah Kummî, İmam Hasan Askeri’nin (a.s) vekili Ahmet b. İshak Kummî ile birlikte soru sorup cevap almak için on birinci imamın yanına gittiler. Bu görüşme şu şekilde nakledilmiştir:

“Soru sormak istediğim zaman İmam Askeri (a.s) çocuğuna işaret etti ve şöyle buyurdu: “Gözümün nurundan sorun!” Bu esnada çocuk bana döndü ve “Ne istiyorsan sor!”...  dedi.

Ben “كهيعص” (Mukatta harfleri) ne demektir? diye sordum.

Şöyle buyurdu: “Bu harfler gaybî haberlerdendir. Allah, kulu (ve Peygamberi) Zekeriya’ya (s.a) manasını bildirdi. Daha sonra Muhammed (s.a.a) için açıkladı. Olay  şöyle gerçekleşmiştir:

 Zekeriya (a.s) beş kişinin (Âl-i Aba’nın) isimlerini kendisine öğretmesini istedi. Allah-u Teala Cebrail’i (a.s) gönderdi ve O’na bu isimleri öğretti. Zekeriya (a.s) (Mukaddes isimleri); Muhammed (s.a.a), Ali, Fatıma, ve Hasan (a.s) isimlerini zikredince bütün sıkıntıları gidiyordu. Hüseyin’in (a.s) ismini anınca sıkıntı ve hüzün boğazına takılıyor ve donup kalıyordu. Bir gün “Allah’ım! Niçin bu isimlerden dördünü zikredince bütün üzüntülerim gidiyor, endişelenmekten kurtuluyor ve kalbim sakinleşiyor da Hüseyin’in (a.s) ismini anınca gözyaşlarım boşalıyor ve feryadım yükseliyor?” dedi.

Allah, O’na Hüseyin’in (a.s) olayını (Kerbelayı) bildirdi ve şöyle buyurdu: “كهيعص”  (bu olayın simgesidir.)  “ك” Kerbela’nın rumuzudur. “ه”  O’nun ailesinin “zulüm göreceği” (yok) edileceğinin belirtisidir.  “ي” Hüseyin’e (a.s) zulüm ve cefa eden “Yezid’in” isminden kinayedir, “ع” susuzluğa işaret etmektedir ve “ص” İmam Hüseyin’in (a.s) sabrı ve istikametinin nişanesidir...

“Ey efendim! Halk, kendi imamlarını seçmekten niçin men edilmiştir?” diye sordum.

Şöyle buyurdu: Islah eden imamı mı, fesat çıkaran imamı mı (kastediyorsun)?”

“Toplumu ıslah eden imamı kastediyorum.” dedim.

Hiçbir kimsenin başkasının kalbindeki barışseverlilikten ve bozgunculuktan haberi olmadığını göz önünde bulundurarak, acaba insanların seçtiği kişinin bozgunculuk çıkaran bir kişi olma olasılığı yok mudur? dedi, “Evet bu olasılık vardır.” dedim. İmam “İşte nedeni budur.”diye buyurdu.[28]

Maddi Hediyeleri Kabul Etmesi

Şia inançlarından birisi de masum İmamlara (s.a)  verilen malı imamdır. Ayrıca İmamlara hediye gönderilmesi de yaygındı. İmamlar (a.s) bunları kabul ettikten sonra, toplumda ihtiyacı olanlara dağıtıyor ve onların sıkıntılarını gideriyorlardı.

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) vekillerinden biri olan İbn-i İshak şöyle nakleder: Gönderilen bir miktar eşyayı, on birinci imam’a (a.s) götürdüm. Yanında  nur yüzlü oğlu (İmam Mehdi) de oturuyordu. İmam bana dönerek şöyle buyurdu:

“Ey İbn-i İshak! Helal ve haram olanları birbirinden ayırması için,  eşyaları aç ve çıkar.”

İlk keseyi çıkardım. Çocuk “Bu kese filan şahsındır. Kum şehrinin filan mahallesindendir. (İsmini ve oturduğu mahallenin adını da söyledi.) İçinde altmış iki eşref (altın) vardır. Altmış iki eşreften kırk beşi, sahibinin babasından miras kalan sattığı taşlık yerin parasıdır. On dört dinarı sattığı dokuz elbisenin ve üç dinarı da dükkânlarının kirasıdır.”dedi.

İmam Askeri (a.s): “Oğlum! Doğru söyledin. Şimdi [Bu malların] hangisinin haram olduğu konusunda yol göster.”diye buyurdu.  Çocuk çok dikkatli bir şekilde haram sikkeleri belirledi ve haram olmalarının nedenini de net bir şekilde açıkladı.

Sonra başka bir keseyi çıkardım. Çocuk kese sahibinin ismini, adresini ve oturduğu mahallenin adını söyledikten sonra şöyle buyurdu:

“O kesenin içinde elli eşref vardır. Ona dokunmamız doğru değildir.” Sonra paraların niçin haram olduğunu tek tek açıkladı!

İmam Askeri (a.s); “Oğlum! Doğru söyledin.”diye buyurdu. Sonra Ahmet b. İshak’a döndü ve şöyle buyurdu:

“Bunların hepsini sahiplerine geri ver. Ve onlara, (malları gerçek) sahiplerine geri vermelerini tavsiye et. Bizim bunlara ihtiyacımız yoktur...”[29]

Babasının Cenaze Namazını Kılması

İmam Mehdi (a.f), büyük gaybet dönemi başlamadan önce, İmam Mehdi’nin yaşamının en önemli olaylarının sonuncusu;  değerli babası ve on birinci imamın (a.s) temiz bedeni için kılmış olduğu cenaze namazıdır.

On birinci imamın (a.s) hizmetçisi Ebu’l Edyân bu konu hakkında şöyle nakletmiştir:

“İmam Hasan Askeri (a.s) mübarek ömrünün son günlerinde bana bir kaç mektup verdi ve şöyle buyurdu:

 “Bu mektupları Medâin şehrine götür. On beş gün sonra Samerra’ya döneceksin ve benim evimden ağlama sesleri duyacaksın. [Bedenimi] Musalla  taşının üzerinde göreceksin.”

 Ey efendim! Böyle bir durumda, sizin yerinize geçecek, imam ve halife kimdir? diye sordum. İmam (a.s); “Benim mektuplarımın hesabını, sana soracak olan kimse, benden sonraki imamdır.”diye buyurdu.

Başka ne gibi nişanesi var? diye sordum. “Benim namazımı kılan kimse, benden sonraki imamdır” diye buyurdu.

 “Başka nişaneler de açıklayın.” dedim.

İmam (a.s); “Keseden haber veren kimse, benden sonraki imamdır” diye buyurdu. Ancak imamın heybeti, kesenin içindekini sormama engel oldu?

Mektupları Medâin şehrine götürdüm. Cevaplarını aldım. İmamın (a.s) buyurduğu gibi on beş gün sonra Semarra’ya geri döndüm. İmam’ın (a.s) evinden ağlama,  sesleri duydum.  İmam Hasan Askeri’nin (a.s) mübarek bedenini musalla taşının üzerinde gördüm.

Bu esnada, İmam Hasan Askeri’nin (a.s) evinin önünde oturmuş olan kardeşi Cafer’i, bir grup Şii’nin (kardeşinin vefatından dolayı)  başsağlığı dilemekte ve (İmametinden dolayı)  tebrik etmekte olduklarını gördüm!!

Kendikendime “Eğer bu (Cafer) imam olursa imamet yok olur giderdedim. Çünkü onu tanıyordum, şarap içen, kumar oynayan, saz ehli bir kimseydi.

(İmamet nişanesi peşinde olduğum için) ilerledim. (diğerleri gibi) Başsağlığı dileyip tebrik ettim. Fakat O hiçbir şey hakkında (mektuplar hakkında bile) bana bir şey sormadı.

 Bu esnada (hizmetçilerden birisi olan) Akid, evden dışarı çıktı ve (Cafer’e dönerek)  “Ey efendim! Kardeşin (İmam Askeri -a.s-)  kefenlenmiştir. Artık kalkıp cenaze namazını kılınız!” dedi. Ben, Cafer ve bir grup Şii eve girdik. On birinci imamı kefenlenmiş bir şekilde tabutta gördüm. Cafer kardeşinin namazını kılmak için öne geçti.

Tekbir getirmek üzereyken buğday tenli, kıvırcık saçlı, dişleri bitişik olan bir çocuk içeri girdi. Cafer’in elbisesinden tutarak “Ey amca! Arkaya geç, babamın namazını kılmaya ben senden daha evlayım” dedi.

 Cafer, yüzünün rengi kaçmış ve sararmış bir şekilde arkaya geçti. O çocuk öne geçerek İmamın (a.s) cenaze namazını kıldırdı. Sonra (bana) “Sende olan mektupların cevaplarını bana ver” dedi. Mektupları O’na verdim.

Kendi kendime “İki nişane (Bu çocuğun imametini gösteren iki nişane) ortaya çıkmıştır. Ancak kese nişanesi henüz belli olmamıştır.” dedim. Cafer’in yanına gittim. O’nun ah vah ettiğini gördüm. Şiilerden birisi “O çocuk kimdir?” diye sordu.

Cafer, “Allah’a ant olsun! O’nu hiçbir zaman görmedim ve tanımıyorum.” dedi.

Ebu’l Edyân nakletmeye şöyle devam etti:

“Biz toplu halde oturuyorduk. Bu esnada Kum ahalisinden bir grup geldi. İmam Hasan Askeri’yi (a.s) sordular. İmamın (a.s) şehit edildiğini duyduktan sonra “Kime başsağlığı dileyelim.?” dediler. İnsanlar, Cafer’i gösterdiler. Onlar da Cafer’e selam verdiler ve başsağlığı dilediler.

 Sonra Cafer’e dönerek “Bizim yanımızda mektuplar ve bir miktar mal var. Bu mektupların kimin ve malların ne kadar olduğunu bize söyle” dediler.

Cafer öfkelenerek ayağa kalktı ve “Bizden gaybî ilim mi soruyorsunuz? dedi. Bu esnada hizmetçi içeri girdi ve “Filan şahısların mektupları sizin yanınızda mıdır?  (mektupların sahiplerinin isimlerini, özelliklerini söyledi.) Ayrıca sizin yanınızda bin dinar var. On dinarının üzerindeki resimler silinmiştir.” dedi.

 Onlar da mektupları ve malları ona verdiler ve şöyle dediler: “Seni bunları almak için gönderen kimse imamdır”...[30]

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

KURÂN VE RİVAYETLER IŞIĞINDA İMAM MEHDİ (A.F)

a- Kurân

Kur’an-ı Kerim, ilahi maariflerin en berrak pınarıdır. Kur’an-ı Kerim,  insanların ihtiyaç duyduğu ilimlerin ve hikmetlerin en evrenselidir. Nitekim baştan sona doğrularla dolu, geçmiş ve gelecek haberleri bildirmekte olan bir kitaptır. Açıklamadığı hiçbir hakikat yoktur.

Elbette âlemdeki var olan hakikatlerin büyük bir kısmı ilahî ayetlerin derinliklerinde saklıdır. Bu hakikatlerin gerçeğine ve derin manasına, yalnızca Allah’ın Salih kulları ulaşabilir. Onlar; Kur’an ehli ve gerçek müfessirlerdir. Yani Peygamber efendimiz (s.a.a) ve onun tertemiz Ehl-i Beyt’idir.

Son ilahî elçinin kıyamı ve inkılâbı cihanın en büyük hakikatlerinden birisidir. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde, bu konuya işaret edilmiştir. Birçok rivayette, bu ayetlerin tefsiri nakledilmiştir. Bunlardan bir kaçını örnek olarak aşağıda zikrediyoruz:

(Tevrat'tan) sonra Zebur'da da yazdık. Muhakkak ki, yeryüzünü salih kullarım miras alacaktır."[31]

   İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Yeryüzüne mirasçı olacak salih kullardan maksat; İmam Mehdi (a.f) ve dostlarıdır.”[32]

Kasas suresinin beşinci ayetinde şöyle buyrulmaktadır:  

“Ve bizse yeryüzünde zayıf bir hâle getirilmek istenenlere lütfetmeyi ve onları, halka rehber kılmayı ve yeryüzüne, onları miras bırakmayı dilemedeydik.”

İmam Ali (a.s) buyurdu:

“Onlar, Muhammed’in (s.a.a) ailesidir.  Allah, onlardan olan Mehdi'yi (a.f) (uzun) mücadelelerden sonra görevlendirecek, onları aziz (saygın) ve düşmanlarını zelil kılacaktır.”[33]

Aynı şekilde Hud suresinin 86. ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

“Eğer inanan insanlar iseniz Allah'ın bıraktığı (Bakiyyetullah) sizin için daha hayırlıdır...”

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurdu:

“(Kaim) ortaya çıktığı zaman arkasını Kâbe'ye yaslayacak ve ilk okuyacağı ayet budur. Sonra şöyle söyleyecek:

 Allah'ın geride bıraktığı benim. Ben, O'nun hüccceti ve halifesiyim. Ona teslim olan herkes: 'Ey yeryüzündeki Bakiyyetullah! Selam sana' diye selam verecekler.”[34]

Allah-u Teala Hadid suresinin 17. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“Biliniz ki Allah yeryüzünü ölümünden sonra diriltir. Belki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Yani Allah sapık yöneticilerin zulmü ile ölü bir hâle getirilmiş yeryüzünü, Kaim'in  zuhur zamanında adaleti ile diriltecektir.”[35]

b- Rivayetler

İmam Mehdi (a.f) konusu, birçok rivayete sahip olan konulardan birisidir.  Nitekim Mehdi’nin (a.f) hayatının her dönemi hakkında; doğumu, çocukluk dönemi, Gaybet-i Suğra ve Gaybet-i Kübra dönemleri, zuhur nişaneleri, zuhur dönemi, evrensel hükümeti… gibi konularda ayrı ayrı olmak üzere din önderlerinden nakledilmiş bir çok rivayet bulunmaktadır.

 Hazretin dış görüntüsü, ahlakî özellikleri, gaybet döneminin özellikleri, zuhurunu bekleyenlere verilecek sevaplar ve mükâfatlar hakkında değerli birçok hadis külliyatı bulunmaktadır.

Bu hadislerin birçoğunun hem Şii kaynaklarında hem de Ehl-i Sünnet kaynaklarında nakledilmiş olması çok ilgi çekicidir. İmam Mehdi (a.f) hakkında nakledilen hadislerin birçoğu “Mütevatir”[36] derecesindedir.

 İmam Mehdi’nin (a.f) ilginç özelliklerinden birisi de, bütün masumların (a.s), onun hakkında çok latif ve değerli hadisler nakletmiş oldukları konusudur.

Bu hadisler, bir bütün olarak çok kıymetli ve insanı bilgilendiren bir bilgi hazinesi oluşturmaktadır.  Bu hadisler, adalet bayraktarının olağan üstü kıyamını ve inkılâbını anlatmaktadırlar.

 Şimdi değerli imamların (a.s) her birinden İmam Mehdi (a.f) hakkında buyurdukları hadislerden birer örnek nakletmek çok uygun olacaktır:

Değerli İslam Peygamberi (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:

“Ne mutlu onu gören kimseye, ne mutlu onu seven kimseye ve ne mutlu onun imametini kabul eden kimseye.”[37]

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“[Âl-i Muhammed’in (s..a.a)]  zuhurunu bekleyin ve Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Hiç şüphesiz Allah nezdinde en sevimli işlerden birisi de zuhuru beklemedir.”[38]

Hz. Fatma’nın (s.a) sahifesinda [39] şöyle bulunmaktadır:

“(Allah dedi ki;) …Sonra cihanda bulunanlara rahmetten dolayı, vasiler zincirini,  Hasan Askeri’nin (a.s) oğlu ile tamamlayacağım. (O, öyle birisidir ki;)  Musa’nın (s.a) kemaline, İsa’nın (a.s) heybetine ve Eyüp’ün sabrına sahiptir...”[40]

İmam Hasan (a.s), Resulullah’tan (s.a.a) sonraki dönemlerde yaşanan zorluklar hakkında olan hutbelerinden birinde şu noktaya değinmektedir:

“Allah, ahir zamanda birisini gönderecektir... O’nu melekleri ile destekleyip yardım edecektir. Dostlarını ve yaranlarını koruyacaktır... O’nu yeryüzünde olan herkese üstün kılacaktır... O yeryüzünü adalet, aydınlık ve aşikâr delillerle dolduracaktır... Ne mutlu! O günü görene ve onun sözlerini duyana...”[41]

İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“...Allah O’nun eliyle ölmüş yeryüzünü yeniden diriltip canlandıracaktır. Sonra onun eliyle,  müşrikler istemese de, hak dini diğer bütün dinlere üstün kılacaktır. Onun; bazıları dinden dönüp sapıtacakları ve bazılarının ise sabit kalacakları bir Gaybet dönemi olacaktır. Onun gaybet döneminde yalanlamalara ve eziyetlere sabır gösterenlerin; Resulullah'ın (s.a.a) yanında kılıçla cihat eden kimseler gibi olduğunu biliniz.”[42]

İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Kim, bizim Kaimimizin (a.f) gaybet döneminde dostluğumuz üzere sabit bir şekilde sadık kalırsa, Allah ona Bedir ve Uhud’da şehit olan bin şehidin sevabını verir.”[43]

İmam Muhammet Bakır (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Bir zaman gelecek ki halkın imamı kayıp olacaktır. Ne mutlu! O zaman [velayet] üzerinde sabit kalan kimselere...”[44]

İmam Caferi Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Kaim’in (a.f) iki gaybet dönemi vardır. Birisi kısa süreli, diğeri uzun sürelidir.”[45]

İmam Musa Kazım (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“İmam (Mehdi -a.f-) gözlerden kaybolacaktır. Fakat hiçbir zaman müminlerin kalplerinden çıkmayacaktır.”[46]

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“(Mehdi -a.f-) Ortaya çıktığı zaman yeryüzü onun nuru ile aydınlanacaktır. İnsanlar arasında adalet terazisi kurulacak ve hiçbir kimse başka birisine zulmetmeyecektir...”[47]

İmam Cevat (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Kaimimizin (a.f) gaybet döneminde (insanın) onun zuhurunu beklemesi gerekir. Kıyam ettiği zaman ise, ona boyun eğip emirlerine uyması gerekir.”[48]

İmam Hadi (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Benden sonraki imam, Hasan'dır (a.s) (Hasan Askerî'dir). Sonra oğlu “Kaim”dir (a.f). O, zulüm ve haksızlık ile dolmuş olan yeryüzünü adalet ve hakkaniyetle dolduracak olan kimsedir.”[49]

İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Beni öldürmeyip halifemi bana gösteren Allah’a şükürler olsun. O, insanlar içinde yaratılış ve ahlak olarak Allah Resulü’ne (s.a.a) en çok benzeyen kimsedir.”[50]

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM 

BAŞKALARININ GÖRÜŞÜNE GÖRE İMAM MEHDİ (A.F)

İmam Mehdi (a.f) konusu, onun kıyamı ve evrensel inkılâbı; Şii kitaplarının yanı sıra, öteki İslami fırkalarının itikat kültürlerinde de beyan edilmiştir. Bu konu geniş bir şekilde ele alınmıştır. Onlar da Peygamber’in (s.a.a) temiz ailesinden ve Hz. Fatma’nın (s.a) çocuklarından[51] olan Mehdi’nin (a.f) varlığına ve zuhuruna inanmaktadırlar.

Ehl-i Sünnet’in vaat edilen Mehdi’ye (a.f) olan inançlarının ne kadar ve hangi ölçülerde olduğunu anlayabilmemiz için; âlimlerinin ve bilginlerinin yazmış oldukları kitaplara müracaat etmemiz gerekir. Birçok Ehl-i sünnet müfessiri tefsir kitaplarında, Kur’an ayetlerinin bazılarının Mehdi’nin (a.f) ahır zamanda zuhuruna dalalet ettiğini açıkça belirtmişlerdir. Örneğin; Fahri Razi[52] ve Kurtubi[53] gibi...

Aynı şekilde Ehl-i Sünnet muhaddisleri İmam Mehdi (a.f) ile ilgili hadisleri kitaplarında nakletmişlerdir. Bu kitaplar arasında çok muteber kitaplar da bulunmaktadır. Örnek olarak, Sıhah-i Sitte[54] ve Hanbelî mezhebinin rehberi Ahmet b. Hanbelî’nin Müsnedi… ve bunlar gibi diğer kitapları gösterebiliriz.

Aynı şekilde geçmişte ve günümüzde birçok Ehl-i Sünnet âlimi, yalnızca İmam Mehdi (a.f) hakkında olan bağımsız ve müstakil kitaplar yazmışlardır. Eb-u Naim İsfahani, Mecmua-i Erbain’de (Kırk hadis), Suyuti “el-urfi’l-Verdi fi Ahbar-i el-Mehdi (a.f)” kitaplarında bu konuyu geniş bir şekilde incelemişlerdir.

Aynı zamanda, çok önemli noktalardan biri de şudur;

Ehl-i Sünnet âlimlerinden bazıları Mehdilik akidesini savunma noktasında, bu inancı inkâr edenlerin aleyhine kitaplar ve makaleler de yazmışlardır. İlimsel olarak ve hadislerden oluşan delillere dayanarak, İmam Mehdi (a.f) akidesinin kesin oluşunu ve inkâr etmenin mümkün olmadığını savunmuşlardır.

Muhammed Sıddık Mağribî, İbn-i Haldun’un görüşlerini reddeden bir kitap yazmış ve onun görüşlerini eleştirmiştir.[55]

Bunlar, Ehl-i Sünnet’in İmam Mehdi (a.f) meselesi hakkında düşünce ve inançlarından oluşan birkaç örnektir.

Bu bölümün sonunda, yüzlerce rivayet içerisinden sadece iki tanesini nakletmekle yetiniyoruz. Bu hadisler Ehl-i Sünnet’in en meşhur ve itimat edilen kitaplarında bulunmaktadır:

  İslam Peygamber’i (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:

“Eğer dünyanın ömründen sadece bir gün kalmış olsa bile, Allah o günü, soyumdan gelen ismi benim ismimle aynı olan bir kişinin zuhur etmesi için uzatacaktır.”[56]

Ve yine şöyle buyurmaktadır:

“Benim soyumdan olan bir kimse kıyam edecektir. Onun ahlakı ve adı, bana benzemektedir. Yeryüzünü, zulüm ve haksızlık ile dolmuş iken adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır.”[57]

Şunu da belirtmek gerekir ki; dünyanın sonunda zuhur edecek bir ıslah ediciye ve dünyayı adaletle dolduracak bir kurtarıcıya inanmak; evrensel bir anlayış ve herkes tarafından kabul edilen bir görüştür.

Kutsal dinlerin gerçek takipçileri, din kitaplarının öğretisi esasınca, vaat edilen büyük kurtarıcının kıyamını beklemektedirler.

Zebur, Tevrat ve İncil gibi kutsal kitapların yanı sıra; Hinduların, Zerdüştlerin ve Brahmanların kitaplarında da büyük kurtarıcının zuhuruna değinilmiştir. Elbette her millet ve dinde bu kurtarıcının kendine has lakabı vardır. Zerdüştiler; bu büyük kurtarıcıyı “Suşyanis-dünya kurtarıcısı”, Hıristiyanlar; “Mesih-i Mevut-Vaat edilen Mesih”, Yahudiler; “Sürur-u Mikail” olarak adlandırmışlardır.

Zerdüştlerin mukaddes kitapları Camasipnâme’de şöyle bir yazı bulunmaktadır:

“Arap peygamber, son peygamberdir.  Mekke dağları arasında görünecektir... Köleleri ile birlikte yiyecek ve onlar gibi oturacaktır... Onun dini bütün dinlerin en üstünü olacak ve kitabı bütün kitapları batıl edecektir... Cihan güneşi ve Zamanın şahı isimlerine sahip olan ve peygamberin kızının çocuklarından dünyaya gelecek olan bir kimse; Allah’ın izniyle dünyada padişah olacaktır. O, Peygamberin son halifesidir... ve onun devleti kıyamete kadar devam edecektir...[58]

Back Index Next