الصفحة الماضیة

ehl-i snnet'e göre ric'at

next

 

Ehl-i Snnet kitaplarında ric'at konusuna, özellikle Ehlibeyt İmamları'nın rivayetlerinde getiği şekilde hi değinilmemiştir. Ancak bazen Şia'nın görşn aktarırken veya Şia'yı kınarken bahsedilmiştir. Fakat buna rağmen yine de öllerin dnya hayatına dönşyle ilgili rivayetleri nakletmiş,[1] bu rivayetleri reddetmemiş ve bunu mucize ve keramet saymışlardır.

Hicri 281 yılında vefat etmiş olan İbn-i Ebi'd Dnya Ebubekir b. Abdullah b. Muhammed b. Ubeyd b. Sfyan'il Emevi'il Karaşi,[2] bu alanda "Ölmden Sonra Dirilenler" adlı bir kitap yazmış ve bu kitap miladi 1987 yılında Bey-rut'ta Dar-ul Kutub-il İlmiyye tarafından basılmıştır.

Ebu Nuaym-i İsfehani, "ed-Delail" kitabında ve Siyuti, "el-Hasais" kitabında, "ölleri diriltmede Resulul-lah sallallah'u aleyhi ve lih'in mucizesi" adı altında bir bölm ayırmıştır.[3] Mverdi ve Kadı İyaz ise Resulullah sallallah'u aleyhi ve lih'in ölleri diriltmede bazı mucizelerini rivayet etmiş,[4] Siyuti de, ölleri diriltmede Peygamber'den başka-larının kerametlerini kaydetmiştir.

Zeyd b. Harise,[5] Rabi b. Harraş[6] ve Ensar'dan bir kişi-nin[7] ölmden sonra konuştuklarını, Rabi b. Harraş-il Ğat-fani'nin öldkten sonra tebessm ettiğini,[8] Ebu'l Kasım-il Talhi İsmail b. Muhammed-il Hafiz'ın öldkten sonra avretini örttğn,[9] Şeyban-i Nah'i'nin -bir rivayete göre de Nebate b. Yezid'in- kendi eşeğini dirilttiğini,[10] hicri 885'te vefat eden Ebu Meali Sıracuddin-i Rufai'nin bir koyunu dirilttiğini ve bir kişiyi öldrdğn,[11] Maşcun'un öldkten sonra tekrar dirildiğini[12] ve bu konuda sayılmaya-cak kadar ok örnekler rivayet etmişlerdir.

Muhyiddin Abdulkadir b. Şeyh Aydrusi, "Nur-us Safi" adlı kitabının hicri 914 yılının olayları bölmnde, hicri 914 yılında vefat eden Şeyh Ebubekir b. Abdullah Baalvi'den bir ok kerametler nakletmiştir. Onlardan birisi şudur: Bir yıl Hacdan dönnce Zeyla bölgesine gitti. O dönemde orada Muhammed b. Atik hkm sryordu. Tesadfen Muhammed b. Atik'in kendisinden ocuğu olan bir cariyesi öld. Vali onu deli gibi sevdiği iin ölmnden dolayı aklını yitirdi. Efendim, onun zld-ğn ve ağladığını duyunca ona teselli vermek, sabırlı olmayı ve Allah'ın kazasına rıza göstermeyi tavsiye etmek iin ona gitti. O sırada cariye, valinin karşısında bir elbiseye sarılmış duruyordu. Efendim, valiyi her ne kadar sabırlı olmaya ve tahamml göstermeye davet ettiyse de faydası olmadı. Nihayet efendimin ayaklarına dşerek ayaklarını öpmeye başladı ve "Efendim! Eğer Allah onu diriltmezse ben de ölrm ve hi kimseye inancım kal-maz!" dedi.

Bunun zerine efendim o cariyenin yzn aarak onu ismiyle ağırdı. Cariye, "lebbeyk" diyerek ona cevap verdi. Böylece Allah ona ruhunu iade etti. Sonra efendimden başka oradakilerin hepsi dışarı ıktı; cariye, kocasıyla birlikte keşkek yemeği yiyinceye kadar efendim orada kaldı ve bu olaydan sonra cariye uzun bir sre yaşadı.[13]

Bu gibi rivayetleri hi tereddt etmeden saygıyla rivayet eden birisi neden ric'ati imkansız biliyor? Acaba ric'at, insanın ruhu ıktıktan sonra hayata dönmesinden başka bir şey midir? Bizim yukarıda naklettiğimiz rivayetler de bunun birer örnekleri değil midir?! Btn bu rivayetler, ric'atin, zat bakımdan mmkn olduğunu ve aklen imkansız olmadığını ortaya koymaktadır

 

Siyuti ve Sabban:

Üstad Mervan Halifat bu alanda diyor ki: Hafız Celaluddin Siyuti de ric'ate inanır; fakat bu inan İma-miyye'nin ric'at anlayışıyla farklıdır. Siyuti, uyanıkken Resulullah sallallah'u aleyhi ve lih'i görmenin mmkn oldu-ğunu iddia etmiş, bu konuda, "Peygamberi uyanıkken görmenin mmkn oluşu" adında bir risale yazmış ve kendisinin uyanıkken Resulullah sallallah'u aleyhi ve lih'i yetmiş ksur defa gördğn iddia etmiştir.

Siyuti'nin bu inancı Şia'nın ric'at inancına benzer; Siyuti'nin, uyanıkken Resulullah sallallah'u aleyhi ve lih'in ric'at ettiği şeklindeki söz, Şia'nın öllerden bazılarının dnyaya döneceği sözyle farklı değildir; o halde Şia, ric'ate inandığı iin kınanırken neden Siyuti kınanmıyor?! Oysa btn mezhepler tarafından Siyuti'ye srekli saygı duyulmakta ve saygıyla anılmaktadır. Dolayısıyla, Şia'yı ric'ate inandığı iin kınayanlar, "Şeyh-ul İslam" lakabını alan Siyuti'yi de kınamaktalar.

Ehl-i Snnet'ten olan Muhammed b. Sabban, "İs'af-ur Rağibin" kitabının 161. sayfasında Hz. İsa aleyhisselam'ın yere inince İslam hkmlerini bilme yollarından bahse-derken şöyle diyor: Bu yollardan biri, Hz. İsa aleyhisse-lam'ın Hz. Muhammed'le (Allah'ın rahmeti onun ve Ehlibe-yt'inin zerine olsun) bir araya gelmesidir. O halde, Hz. İsa aleyhisselam'ın ihtiya duyduğu din hkmlerini Resu-lullah sallallah'u aleyhi ve lih'ten almasında ve o hazretle bir araya gelmesinde, yani İmam Mehdi aleyhisselam zuhur edince dnyaya ric'at=dönmesinde hibir sakınca yoktur.[14]

 

Kıyametin Alametleri:

Yukarıda söylediklerimize ilaveten, kıyamet nişaneleri ve zuhur alametleriyle ilgili rivayet ve hadisleri inceleyen birisi, İmam Mehdi aleyhisselam ve yarenlerinin Ümmeyye-oğulları, Syfyanoğulları, Abbasoğulları gibi gemişte yaşayan grup ve kişilerle savaşacaklarına işaret eden bir ok rivayet bulması mmkndr;[15] ve bu, İmam Mehdi aleyhisselam'ın yarenlerinin, onları kısas etmek iin dnya hayatına döneceğine işaret eder.

İbn-i Ebi'l Hadid'in, Emirulmminin Ali aleyhisselam'ın, İmam Mehdi aleyhisselam'ın zuhuru hakkındaki buyruğunu aıklarken, İmamiyye Şiası'nın görşne uygun olarak naklettiği şey de buna işaret etmektedir:

(( ))

"Allah, onu (Hz. Mehdi'yi) Ümeyyeoğulları'na tahrik edecek ve onları kırıp geecektir."

İbn-i Ebi'l Hadid diyor ki: Eğer, O zamanda Ümeyye-oğulları'ndan kim kalacak ki Hz. Ali, "Bir kişi Ümeyye-oğulları'ndan intikam alacak", şeklinde buyurmuş olsun ve onlar, o kişi yerine  Hz. Ali'nin, kendilerine veli olmasını istesinler?! şeklinde itiraz edilirse cevabında şöyle deriz:

İmamiyye Şiası ric'ate inanıyor ve bekledikleri İmam-ları zuhur edince Ümeyyeoğulları'ndan ve diğerlerinden bir grubun şahsen dnyaya döneceğine ve Hz. Mehdi'nin, bir grubun ellerini ve ayaklarını keseceğine, bazılarının gözerlini ıkaracağına, bir grubunu asacağına ve Hz. Muhammed'in Ehlibeyt'inin, gemiş ve sonraki dşman-larından intikam alacağına inanıyor.[16]

Ehl-i Snnet'e göre ric'ate delalet eden kıyamet nişa-nelerinden birisi de Şeyh Yusuf b. Yahya-i Şafi'nin, Sa'lebi'nin tefsirinden naklettiği şu cmledir: Mehdi, Ashab-ı Kehf'e selam verecek. Bunun zerine Allah Teala onları diriltecektir.[17]

Yine başka bir delil de İbn-i Ebi'l Hadid'in, Emirulmminin Ali'nin şu hutbesine yaptığı şerhidir: "Hatta dnyanın Ümeyyeoğulları iin bağlanmış olduğu sanılacak."

İbn-i Ebi'l Hadid diyor ki: Bu uzun bir hutbedir; Seyid Rezi bunun oğu bölmn Nehc-ul Belağa'da kaydetme-miştir; kaydedilmeyen cmlelerden biri de şudur:

(( ɡ () )).

"Vallahi, vallahi bakanlarınız göremeyeceklerdir. Allah'ı ancak elinizle veya kaşınızla işaret ederek ağıra-caksınız ve yeryznden ancak ayaklarınızın yeri kadarına sahip olacaksınız, silahınız srekli sırtınızda olacak. İşte o gn Allah Teala bana ancak melekleriyle ve kalbine iman yazılanlarla yardım edecek. Ali'nin canı elinde olan Allah'a andolsun ki Bedir'de Hz. Muhammed'le birlikte savaşarak şehid olan grup kıyam edinceye kadar belalar, benim veya benden başkasının bir hakkını isteyen veya bizden bir sıkıntıyı gideren grubun başına hcum eder."

Bu hutbe Emirulmminin Hz. Ali'nin dnyaya dönp meleklerden bir grupla birlikte zalimlerle savaşacağını ok aık bir şekilde beyan etmektedir.

 

Ric'at Konusunda Ehl-i Snnet'in Tutumu:

Ehl-i Snnet'e göre ric'at inancı, kabul edilmesi irkin karşılanan köt şeylerden biridir. Ehl-i Snnet'in hadis ricali yazarları, ric'at inancını, ravinin rivayetinin kabul edilmemesine ve reddedilmesine sebep olan bir veba hastalığı saymış ve onun irkinliğinin göstergesi bilmiş-lerdir. Cerh ve Tadil bilginleri, Şia'nın bazı ileri gelen alimlerini ve muhaddislerini anarken gvenilir, takvalı ve emaneti birisi olmasından dolayı onu yalanlayamayınca, "o ric'ate inanıyor" diyerek puta tapıyormuş veya Allah'a ortak koşuyormuş gibi sözn itibardan dşrrler ve bu inan, İmamiyye Şiası'nın en ok kınandığı konu ve en köt lakabıdır!

Örnek olarak Cabir b. Yezid-i Cu'fi'yi gösterebiliriz. Ehl-i Snnet'in cerh ve ta'dil bilginlerince Cabir hadis konusunda doğru konuşan ve gvenilir birisidir.

Sfyan der ki: Cabir hadis konusunda takvalı birisidir; ben hadiste ondan daha takvalı birisini görmedim.[18]

İsmail b. Ulye diyor ki: Şu'be'nin şöyle dediğini duy-dum: Cabir-i Cu'fi hadis konusunda doğru konuşan birisidir.[19]

Şu'be der ki: O delilerin Cabir-i Cu'fi hakkında söylediklerine bakmayın; acaba Cabir, birinin söylemediği bir şeyi size nakletmiş midir?[20]

Vukey' diyor ki: Bir şeyde şphe ederseniz, Cabir'in gvenilir olduğunda şphe etmeyin; Mus'ar, Sfyan, Şu'be ve Hasan b. Salih ondan bize hadis nakletmiştir.[21]

Muhammed b. Abdullah b. Hekem der ki: Şafi'nin şöyle dediğini duydum: Sfyan-i Sevri, Şu'be'ye, Cabir-i Cu'fi aleyhinde konuşacak olursan, ben de senin aleyhinde konuşurum.[22]

Mualla b. Mensur-i Razi diyor ki: Ebu Muaviye bana dedi ki, Sfyan ve Şu'be beni Cabir-i Cu'f'den sakındırır-lardı. Oysa ben Cabir'in yanına gidince, yanında kim vardı, diye sorduğumda Şu'be ve Sfyan vardı, diyordu.[23]

Cabir, onların ders aldığı kişilerden birisidir; Zeheb onu ilim kaynaklarından biri olarak tanıtmıştır.[24]

Abdurrahman b. Şerik ise şöyle der: Babamın yanında Cabir-i Cufi'den almış olduğu on binlerce mesele vardı.[25]

Cerrah b. Melih, Cabir'den şöyle duyduğunu söyler: Benim yanımda, Muhammed Bkır aleyhisselam'ın Resu-lullah sallallah'u aleyhi ve lih'ten rivayet ettiği yetmiş bin hadis vardı; onlar (Ehl-i Snnet), bu hadislerin hepsini terk ettiler.[26]

Selam b. Ebu Muti' ise Cabir-i Cu'fi'den şöyle duyduğunu söylemektedir: Benim yanımda hi kimseye söylemediğim Resulullah sallallah'u aleyhi ve lih'ten elli bin hadis var.[27]

Bunun benzeri de Zuheyr b. Muaviye'den nakledil-miştir.[28]

Buna rağmen niin bazıları Cabir'in hadislerini terk ederek ikinci defa onu hadiste yalan söylemekle ve diğer bazıları da rafizilikle sulamışlar ve neden onu taz'if edip hadisinin yazılmasını yasaklamışlar?![29]

Bunun cevabı, Ehl-i Snnet'in ileri gelenlerinden de duyabileceğiniz gibi şu ikisinin dışında değildir:

1- Cabir'in, Ehlibeyt aleyhimusselam'ı btn insanlardan Resulullah'a evla bilmesi, onları Resulullah sallallah'u aleyhi ve lih'in vasileri ve ilminin taşıyıcıları olarak tanıması.

Onlar, Cabir'in, "Vasilerin vasisi bana şöyle buyurdu" demesinden ve bununla İmam Muhammed b. Ali el-Bkır'ı kastetmesinden rahatsız olurlardı.

Şehab, İbn-i A'yeyne'den şöyle duyduğunu söyler: Cabir-i Cufi'den duyduğum şu söz yznden onu terk ettim: Resulullah sallallah'u aleyhi ve lih, Ali'yi ağırarak bildiklerini ona öğretti. Ali, Hasan'ı ağırarak bildiklerini ona öğretti. Hasan, Hseyn'i ağırarak bildiklerini ona öğretti ve Hsey de evlatlarını ağırdı ... Cafer b. Muhammed'e ulaşıncaya kadar böyle yaptılar."

Sfyan diyor ki, ben de onu bu nedenle terk ettim.[30]

Yine Cabir'in şöyle dediğini duymuş: Resulullah sallallah'u aleyhi ve lihin ilmi Ali'ye intikal etti. Ali'den de Hasan'a intikal etti ve Cafer b. Muhammed'e (İmam Sadık'a -a.s-) ulaşıncaya kadar böyle devam etti.[31]

Sanki onlar Resulullah sallallah'u aleyhi ve lih'in

(( ))

"Ben ilmin şehriyim; Ali de onun kapısıdır"[32] ve başka bir yerde,

(( ))

"Ben hikmetin eviyim; Ali de onun kapısıdır"[33] buyru-ğunu hi duymamışlardı!!!

2- Cabir'in, Şia'nın icma ettiği ric'ate inanması.

Ebu Ahmed b. Adiy der ki: Ehl-i Snnet, Cabir'in ric'-ate inanmasından dolayı onu terk etmiştir.[34]

Zaide der ki: Cabir-i Cu'fi'ye gelince; o, ric'ate inanı-yordu.[35]

Cerir b. Abdulhamid diyor ki: Cabir'den rivayet etme-yi ciz görmyorum; nk o ric'ate inanıyor.[36]

Ebu Kuteybe ve İbn-i Habban da diyorlar ki: Cabir ric'ate inanıyordu.[37]

Ukeyli, Sfyan'dan senediyle şöyle rivayet ediyor: "Cabir'in aığa ıkardığı şeyi aığa ıkarmadan önce halk ilmini Cabir'den alıyordu. Fakat aığa ıkardığı şeyi aığa ıkarınca halk onu hadislerinde suladılar ve bazıları onu terk ettiler." Onun aığa ıkardığı şey nedir?" diye sorduk-larında, "ric'at inancıdır" dedi.[38]

Ebu Ahmed Hakim diyor ki: Cabir ric'ate inanıyordu.[39]

Bunlardan anlaşılıyor ki Cabir ric'ate inanıyordu ve onun zamanındaki Ehl-i Snnet'in ileri gelen uleması da onun bu inanca sahip olduğunu ok iyi biliyorlardı; nitekim bunu yukarıdaki sözlerinde net bir şekilde ortaya koymaktadırlar. Acaba Cabir bu inancı nereden elde etti ve onun bu inancının kaynağı olan rivayet nedir?

Cabir-i Cu'fi, Ehlibeyt İmamlarından olan Ali b. Hseyin Zeynulabidin, Muhammed b. Ali el-Bkır ve Cafer b. Muhammed es-Sadık aleyhimusselam'ın dönemle-rinde yaşamış olup, İmam Muhammed Bkır ve İmam Cafer Sadık aleyhimaselam'ın özel ashabındandı[40] ve bir riva-yete göre de o, hicri 18 yılında[41] İmam Muhammed Bkır aleyhisselam'ın hizmetilerindendi, İmam Bkır aleyhisselam'-dan sonra da hicri 128 yılında ölnceye kadar İmam Sadık aleyhisselam'ın yanında kalmıştır.[42]

Ehlibeyt İmamları'ndan nakledilen rivayetler onun doğru konuşan, emaneti ve yce bir kişi olduğuna ve Ehlibeyt'in bir ok sırlarını bildiğine delalet eder. "Sahih" kitabında Hseyin b. Ala ve Ziyad b. Ebi Hellal kanalıyla İmam Sadık aleyhisselam'dan şöyle nakledilir: Allah Cabir-i Cu'fi'ye rahmet etsin; o bize sadık birisiydi.[43]

Yunus b. Abdurrahman'dan ise şöyle nakledilir: Ehlibeyt İmamları aleyhimusselam'ın ilmi dört kişiye vardı; onlardan biri Cabir'dir.[44]

Zureyh b. Meharib de şöyle der: İmam Sadık aleyhis-selam'dan Cabir-i Cu'fi'yi sorduğumda buyurdu ki:

(( ѡ )).

 "Ey Zureyh! Ca'bir'den bahsetmeyi bırak; nk dşk insanlar Cabir'in hadislerini duyunca onu kınar-lar."[45]

O halde o, İbn-i Kavluveyh, Ali b. İbrahim, Şeyh Mufid -Adediyye risalesinde-, İbn-i Ğazairi -Allame'nin naklettiğine göre- gibi mektebimizin ileri gelenlerinin leh-lerine tanıklık ettiği yce gvenilir kişidir; daha önce Ehl-i Snnet kaynaklarından onun yce, gvenilir ve ilim kay-naklarından olduğunu onaylayan rivayetlere değinmiştik.

Buraya kadar söylediklerimizden kısaca anlaşılan şudur: Cabir ric'at inancını, Sekaleyn hadisi gereğince kendilerine sarılmamız emredilen Ehlibeyt İmamları aleyhi-musselam'dan almıştır. Eğer bu inancı Ehlibeyt İmamları aleyhimusselam batıl bilselerdi, onlardan, Cabir'i ric'at inan-cından engelleyen en azından bir hadis nakledilmesi gerekirdi. Oysa Cabir, İmam Muhammed Bkır ve İmam Cafer Sadık aleyhisselam döneminde ric'ate inandığını ortaya koymuştur; nk daha önce de dediğimiz gibi Cabir, İmam Sadık aleyhisselam'ın döneminde ölmştr ve bu sre ierisinde Ehlibeyt İmamları aleyhimusselam'ın huzurunda olmuş, onlardan ilim edinmiştir.

O halde, "ric'ate inanıyor" diye Cabir'i yalanlamak, Ehlibeyt aleyhimusselam'ı ve İmam Muhammed Bkır ile oğlu Cafer Sadık aleyhimasselam'a uyan asıl İslam okulunun inanlarını yalanlamaktır.

Seyyid b. Tavus, "Taraif" adlı kitabında der ki: Mslim kendi Sahih'inin birinci bölmnn baş tarafında Cerrah b. Melih kanalıyla şöyle rivayet eder: Cabir'in şöyle dediğini duydum: "Benim yanımda, Muhammed Bkır  aleyhisselam'ın Resulullah sallallah'u aleyhi ve lih'ten rivayet ettiği yetmiş bin hadis vardı; onlar (Ehl-i Snnet), bu hadislerin hepsini terk ettiler." Daha sonra Mslim kendi Sahih'inde Muhammed b. Razi'ye ulaştırdığı senediyle şöyle der: Hariz'in şöyle dediğini duydum: "Cabir b. Yezid'i Cu'fi'yle görştm, fakat ric'ate inandığı iin ondan hibir rivayet yazmadım."

Seyyid b. Tavus daha sonra diyor ki: Bakın bunlar, Resulullah sallallah'u aleyhi ve lih'in kendilerine sarılma-larını emrettiği Ehlibeyt aleyhimusselam'dan biri olan İmam Muhammed Bkır kanalıyla Peygamberlerinden rivayet edilen yetmiş bin hadisten yararlanmayı kendilerine nasıl haram etmişler! Oysa Mslmanların oğu veya hepsi dnyada öllerin dirildiğini, Allah Teala'nın ölleri sorgu-ya ekmek iin kabirde dirilteceği hadisini ve Ashab-ı Kehf'in kıssasını rivayet eder. İlah kitapları Kur'an-ı Kerim de şöyle buyurmuyor mu:

] [.

"Şu, binlerce kişi iken ölm korkusuyla yurtla-rından ıkanları görmedin mi? Allah onlara, öln, dedi de sonra kendilerini diriltti."[46] Hz. Musa'nın yanındaki yetmiş kişiye yıldırım arpması, Uzeyr'in hadisi, İsa b. Meryem aleyhisselam'ın dirilttiği kişi ve yine doğruluğunda ittifak ettikleri Cureyh'in hadisi hepsi aynı gereği vurgulamıyor mu? O halde bunlarla Ehlibeyt aleyhimusselam ve onların izleyicilerinin ric'at konusunda söyledikleri arasında ne fark var? Ve bu konuda Cabir'in hadislerini iti-barsız eden suu nedir?[47]

Şphesiz bu, İslam fırkalarının bazılarının bazılarını yalanlamak ve birbirinin aksini iddia etmek iin başvurdukları vahim şeydir. Gerekte hibir ilmi dayanağı olmayan bu vahim davranışı geerli kılacak hibir şey göremiyoruz.

Hammad, Zurare'den şöyle nakleder: Ric'at ve benzeri byk konuları İmam Sadık aleyhisselam'dan sorduğumda buyurdu ki:

(( : ] [ ))

"Bu sorduklarınızın zamanı daha gelmemiştir. Allah Teala buyuruyor ki: "Hayır, bilgisini kavrayamadıkları, yorumu kendilerine gelmemiş olan bir şeyi yalanla-dılar..."[48]

Şeyh Muhammed Cevad Muğniye der ki: Ric'at hak-kında Ehlibeyt'ten rivayet edilen hadisler, Mslim'in kendi Sahih'inde -c.2, s.1316, ikinci bölmnde (hicri 1348 basımı)- ve Ebu Davud'un kendi Snen'inde -c.2, s.542 (miladi 1952 basımı)- Deccal hakkında rivayet ettiği hadisler gibidir. Ve yine ric'at hadisleri, Haysemi'nin Mecma-uz Zevaid'inde, c.1, s.228'de (1352 basımı) kaydettiği, "Dirilerin amelleri, öl akrabalarına sunulur" şeklinde Resulullah sallallah'u aleyhi ve lih'ten nakledilen hadisler gibidir.

Ehl-i Snnet'in Deccal hakkında ve dirilerin amelle-rinin öllere sunulduğu hususunda rivayet ettiği bu hadisler ve bunun gibi daha nice hadisler tamamen Şia'nın ric'at hakkında Ehlibeyt aleyhimusselam'dan rivayet ettiği hadisler gibidir![49]

Bu arada şuna da dikkat etmek gerekir ki, ric'at hadisine bazı hurafeler karışmıştır. İşte bu nedenle ric'at inancının gerek siması bazılarına ve hatta İmamiyye Şia'sından olan bir kısım insanlara mphem kalmıştır. Hrr- Amili, "el-İykaz'u Min'el Hic'a" adlı kitabının ön söznde der ki: Gnmzde bazı seyitler, Allah'ın mminlere, Resulullah'a ve onun tertemiz Ehlibeyt'ine vaadetmiş olduğu "İsbat-ur Ric'at"[50] risalesini toplamışlar-dır. O risalede, nereden nakledildiği bilinmeyen, aklın almayacağı acayip şeyler var. Bu nedenle bazı şiiler, hadisleri mtevatir olan ve vuku bulabileceğine bir sr akl ve nakl delilleri bulunan ric'ati kabullenmek konusunda tereddt etmiş ve hatta bu nedenle sonunda ric'atin kendisini bile inkr ederek delillerini rtmeye kalkışmışlardır. Bazen de ric'ati tevil etmiş ve asıl mana-sından başka şeylere yorumlamışlardır.[51]

 

 


[1] - Bunlardan bazılarını Fazl b. Şazan'ın "İhticac"ının beşinci bölmnde bulabilirsiniz.

[2] - Hatib, Tarih-u Bağdad'ında c.10, s.89'da onun hayatını kaydetmiştir.

[3] - Delail-un Nubuvvet -Ebu Nuaym-, s.223. Hasais-ul Kubra -Siyuti-, c.2, s.110-114.

[4] - İ'lam-un Nubuvvet -Maverdi-, s.141. Şifa, c.1, s.614.

[5] - el-Gdir -Emini-, c.11, s.103, el-İstiyab, c.1, s.192'den naklen. el-Bidayet-u ve'n Nihaye, c.6, s.156 ve s.158. er-Ravd-ul Unuf, c.2, s.37. el-İsabe, c.1, s.565 ve c.2, s.24. Tehzib-ut Tehzib, c.3, s.410. el-Hasais-ul Kubra, c.2, s.85. Şerh-uş Şif -Haffaci-, c.3, s.105 ve 108.

[6] - el-Gdir -Emini-, c.11, s.113 el-Bidaye-tu ve'n Nihaye, c.6, s.158'den naklen. er-Revd-ul Unuf, c.2, s.370 ve Sıfat-us Safve, c.3, s.19.

[7] - el-Gdir -Emini-, c.11, s.105 el-Bidaye-tu ve'n Nihaye, c.6, s.158'den naklen.

[8] - el-Gdir -Emini-, c.11, s.119, Sıfat-us Safve, c.2, s.19.'dan naklen. Tabakat-u Şe'rani, c.1, s.37. Tarih-u İbn-i Asakir, c.5, s.298.

[9] - el-Gdir -Emini-, c.11, s.167, Muntezam, c.10, s.90'dan naklen. el-Bidayet-u ve'n Nihaye, c.12, s.217.

[10] - el-Gdir -Emini-, c.11, s.106, el-Bidayet-u ve'n Nihaye, c.6, s.153 ve 292'den naklen ve el-İsabe, c.2, s.169.

[11] - el-Gdir -Emini-, c.11, s.187, Ravzet-un Nazirin -İmam Ziyauddin-i Vitri-, s.112'den naklen.

[12] - el-Gdir -Emini-, c.11, s.135, Vefeyat-ul A'yan, c.2, s.461'den naklen. Mirat-ul Cinan, c.1, s.351. Tehzib-ut Tehzib, c.11, s.389. Şuzurat-uz Zeheb, c.1, s.259.

[13] - Nur-us Safir an Ahbar-il Karn-il Aşir, s.84. Bkz. el-Gdir, c.11, s.190 ve Şuzurat-uz Zeheb, s.8, s.63.

[14] - Ve Rekebtu es-Sefine, s.644.

[15] - Bkz. İkd-ud Durer -Mukaddes Şafi-, s.76, 80 ve 110, Kum-Dar-un Nesayih basımı.

[16] - Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c.7, s.58-59.

[17] - Ikd-ud Durer -Mukaddes-i Şafi-, s.192.

[18] - Tehzib-ul Kemal, c.4, s.467. Tarih-ul İslam -Zehebi-, (hicri 121-140 yılı olayları) s.59. Mizan'ul İ'tidal, c.1, s.379. Tehzib-ut Tehzib, c.2, s.47.

[19] - el-Cerh-u ve't Ta'dil, c.1, s.136 ve bir önceki kaynak.

[20] - el-Cerh-u ve't Ta'dil, c.1, s.136.

[21] - Tehzib-ul Kemal, c.4, s.467. Tarih-ul İslam -Zehebi-, (hicri 121-140 yılı olayları) s.59. Mizan'ul İ'tidal, c.1, s.379. Tehzib-ut Tehzib, c.2, s.47.

[22] - Önceki kaynak.

[23] - Tehzib-ul Kemal, c.4, s.467. Tehzib-ut Tehzib, c.2, s.47.

[24] - Tarih-ul İslam -Zehebi-, (hicri 121-140 yılı olayları) s.59.

[25] - Mizan-ul İ'tidal, c.1, s.380.

[26] - Sahih-i Mslim -Mukaddime-, s.25. Mizan-ul İ'tidal, c.1, s.383.

[27] - Mizan-ul İ'tidal, c.1, s.380. Tehzib-ut Tehzib, c.2, s.47.

[28] - Mizan-ul İ'tidal, c.1, s.379.

[29] - Bkz. Tehzib-ul Kemal, c.4, s.469. Tarih-ul İslam -Zehebi-, (hicri 121-140 yılı olayları) s.60. Mizan-ul İ'tidal, c.1, s.380. Zuefa-ul Ukeyli, c.1, s.192-196. Tehzib-ut Tehzib, c.2, s.47-49.

[30] - Mizan-ul İ'tidal, c.1, s.381.

[31] - Aynı kaynak.

[32] - Mustedrek-us Sahihayn -Hakim-, c.3, s.126 ve 127. Cami-ul Usul, c.9, s.473.

[33] - Snen-ut Tirmizi, c.5, s.637. Mesabih-us Snnet, c.4, s.174.

[34] - Tehzib-ul Kemal, c.4, s.469. Tehzib-ut Tehzib, c.2, s.48.

[35] - Tehzib-ul Kemal, c.4, s.468. Tehzib-ut Tehzib, c.2, s.48. Ve buna yakın olarak Zuefa-ul Ukeyli, c.1, s.193. Mizan-ul İ'tidal, c.1, s.380.

[36] - Mizan-ul İ'tidal, c.1, s.380. Tehzib-ut Tehzib, s.2, s.49. Ve buna yakın olarak Zuefa-ul Ukeyli, c.1, s.192.

[37] - Tehzib-ul Kemal, c.4, s.470. Tehzib-ut Tehzib, c.2, s.49. Mizan-ul İ'tidal, c.1, s.383.

[38] - Zuefa-i Ukeyl, c.1, s.194.

[39] - Tehzib-ut Tehzib, c.2, s.50.

[40] - Rical-uş Şeyh, s.111/6 ve s.163/30. Mstedrekat-u İlm-ir Rical, c.2, s.106 İbn-i Şehraşub'un Menakıb'ından naklen.

[41] - Mstedrekat-u İlm-ir Rical, c.2, s.105 ve 107, Şeyh Tusi'nin "Emal" kitabından naklen.

[42] - Rical-un Neccaşi, s.128/332.

[43] - Rical-ul Keşşi, s.191/336. Munteha'l Mekal, c.2, s.214.

[44] - Rical-ul Keşşi, s.485/917.

[45] - Kamus-ur Rical, s.2, s.534.

[46] - Bakara, 243.

[47] - Bihar-ul Envar, c.53, s.140. Hakk-ul Yakin -Abdullah Şubber-, c.2, s.35.

[48] - Bihar-ul Envar, c.53, s.40/4. Ve Yunus suresi, 39. ayet.

[49] - eş-Şi'at-u ve't Teşeyyu' -Muhammed Cevad Muğniye-, s.56.

[50] - Bu risale, Şeyh Hrr- Amili'nin zamanında yaşamış olan Seyyid Mahmud Fethullah-i Hseyni-i Kazimi-i Necefi'nin eseridir. Bkz. ez-Zeria -Şeyh Aga Bozorg-, c.1, s.94.

[51] - el-İykaz-u min'el Hic'a -Hrr- Amili-, s.3.

 

index